
Dün akşam Bursa’da Fortis Türkiye Kupası’nın finali oynanırken, Ali Sami Yen’de ise ünlülerimiz ile Formula yıldızlarının maçı vardı. Bursa Atatürk Stadı’ndaki kupa finali Gençlerbirliği’ne bu kupayı 3. kez müzesine götürebilme ya da Kayserispor’a bu mutluluğu ilk kez yaşamayı vaat etmesinin yanı sıra önümüzdeki yıl UEFA Kupası’na doğrudan katılma hakkı gibi müthiş bir olanak sağlıyordu. İstanbul’daki dostluk maçında ise amaç –her ne kadar Tanju işi her zamanki gibi fazla ciddiye alsa da- öncelikle hayır kurumlarına katkıda bulunmak ve tabi ki eğlenmekti. Sonuçta bu maçların “ciddi”si uzatmalar da dâhil 0–0, “sulu”su ise 8–3 Formula yıldızlarının üstünlüğü ile sona erdi ve bizim kupa finalimizde başta Fernando Alonso olmak üzere Luizzi ya da Fisichella’nın performansına yaklaşan bir futbolcunun olmadığı akıllara gelmedi değil.
İşin şakası bir tarafa, finale gelme başarısına nail olmuş iki takımımızın ortaya koydukları performans beklentilerin çok ama çok altında kaldı. Elbette Mesut Bakkal’ın savunmaya dönük oyunu çerçevesinde Mehmet Topuz’u El Saka, Cangele’yi de Ali Turan ile etkisiz hale getirmesi ve golü diğer maçlarda olduğu gibi Kahe ve Isaac’in ani çıkışlarından beklemesi oyunun pozisyonsuz sürmesinde başrolü oynadı ama tek düzeliğin ana nedeni bu tip finallere alışık olmayan iki ekibin kontrollü futbolu bir an için bırakmak istememeleriydi. Bu şartlar altında maçın normal süresinin ve uzatmaların golsüz geçmesi bir tarafa bir o kadar süre daha olsa o süre zarfında da gol olacak gibi görünmedi.
Aslında bu sezon, Sivasspor’un büyüklere kafa tutan performansından sonra Fortis Türkiye Kupası’nın da Anadolu sınırlarında kalması futbolumuz için çok olumlu gelişmeler ve futbolumuz gelişecekse bu ancak bu şekilde olabilir ancak kendilerinden çok şey beklenen G.Birliği, Kayserispor, Ankaragücü, Bursaspor ve Gaziantepspor’un bu beklentileri karşılamak adına daha çok mücadele etmeleri gerekiyor.
Son söz olarak gerek kadro istikrarı gerekse bu sezonki performansı dikkate alındığında Kayserispor’un olası UEFA başarısının diğer finalist Gençlerbirliği’nden daha fazla olduğunu belirtmek gerekir.
Çılgın Periç
Dünkü karşılaşmanın tamamında ama özellikle penaltı atışları sırasında Gençlerbirliği’nin Sırp asıllı Şilili kalecisinin kimilerine göre sempatik kimilerine göre de itici hareketleri dikkatlerden kaçmadı. Penaltı atışlarından önce kale direklerine asılan, atışı kullanacak futbolcuyla hakemin yanına giden ya da rakibin çorapları ile uğraşan 29 yaşındaki kalecinin lakabının neden “çılgın” olduğu dün akşam daha net anlaşıldı. Futbol oyun kuralları ve centilmenlik sınırları dâhilinde yapılan tüm renkli hareketlerin bu görsel şöleni zenginleştirdiğini kabul etmek gerekir.
İşin şakası bir tarafa, finale gelme başarısına nail olmuş iki takımımızın ortaya koydukları performans beklentilerin çok ama çok altında kaldı. Elbette Mesut Bakkal’ın savunmaya dönük oyunu çerçevesinde Mehmet Topuz’u El Saka, Cangele’yi de Ali Turan ile etkisiz hale getirmesi ve golü diğer maçlarda olduğu gibi Kahe ve Isaac’in ani çıkışlarından beklemesi oyunun pozisyonsuz sürmesinde başrolü oynadı ama tek düzeliğin ana nedeni bu tip finallere alışık olmayan iki ekibin kontrollü futbolu bir an için bırakmak istememeleriydi. Bu şartlar altında maçın normal süresinin ve uzatmaların golsüz geçmesi bir tarafa bir o kadar süre daha olsa o süre zarfında da gol olacak gibi görünmedi.
Aslında bu sezon, Sivasspor’un büyüklere kafa tutan performansından sonra Fortis Türkiye Kupası’nın da Anadolu sınırlarında kalması futbolumuz için çok olumlu gelişmeler ve futbolumuz gelişecekse bu ancak bu şekilde olabilir ancak kendilerinden çok şey beklenen G.Birliği, Kayserispor, Ankaragücü, Bursaspor ve Gaziantepspor’un bu beklentileri karşılamak adına daha çok mücadele etmeleri gerekiyor.
Son söz olarak gerek kadro istikrarı gerekse bu sezonki performansı dikkate alındığında Kayserispor’un olası UEFA başarısının diğer finalist Gençlerbirliği’nden daha fazla olduğunu belirtmek gerekir.
Çılgın Periç
Dünkü karşılaşmanın tamamında ama özellikle penaltı atışları sırasında Gençlerbirliği’nin Sırp asıllı Şilili kalecisinin kimilerine göre sempatik kimilerine göre de itici hareketleri dikkatlerden kaçmadı. Penaltı atışlarından önce kale direklerine asılan, atışı kullanacak futbolcuyla hakemin yanına giden ya da rakibin çorapları ile uğraşan 29 yaşındaki kalecinin lakabının neden “çılgın” olduğu dün akşam daha net anlaşıldı. Futbol oyun kuralları ve centilmenlik sınırları dâhilinde yapılan tüm renkli hareketlerin bu görsel şöleni zenginleştirdiğini kabul etmek gerekir.
