Pazartesi, Mart 26, 2007

Büyük Zafer

Milli takımımız Güney Kore ve Japonya'nın ortaklaşa düzenledikleri Dünya Kupası’ndan bu yana uzun zamandır böyle bir zafer yaşatmamıştı. Son Avrupa Şampiyonu karşısında, deplasmanda hem de yenik duruma düşülen maçta kazanılan farklı galibiyet hepimizin göğsünü kabarttı. Başta Tuncay, Sabri ve Tümer olmak üzere tüm futbolcuların baştan sona iyi mücadele ettikleri maçta topun da bizi sevmesiyle tarihi bir galibiyet elde edip grupta da çok avantajlı bir duruma geldik.
Maçın başında yenilen şok gol herkesi hayal kırıklığına uğrattı, zira Yunanistan gibi savunma ağırlıklı oynayıp kontra ataklar ve duran top pozisyonlarıyla rakipleri karşısında gol arayan bir takımın bu skoru en azından koruyacağı düşünülüyordu. Ancak Sabri’nin doldurduğu topu çok güzel önüne alan ve kalecinin sağından ağlara gönderen Tuncay (hemen hemen aynı pozisyonda Giannakapoulos topu üsten dışarıya attığı düşünülünce Tuncay’ın başarısı daha iyi anlaşılıyor) sadece beraberliği sağlamakla kalmadı aynı zamanda Yunanistan’ı daha çok golü düşünmek zorunda bıraktığından onların bütün oyun planını da alt üst etti. Bu dakikadan sonra oyunun mutlak hâkimi olan ve ikinci yarıda öne geçen ve sadece 2-1’den sonra rakibine pozisyon şansı veren millilerimiz akabinde bulunan iki golle hepimize muhteşem bir gece yaşattılar.
Fatih Terim’in bu maçta hakkını teslim etmek gerekir. Tümer, Hakan, hatta Aurello gibi kendi takımlarında devamlı oynamayan oyuncuların yanında Gökhan Ünal, Servet ve Ankarasporlu Volkan gibi olumsuz bir skor sonucunda ilk planda hedef olabilecek oyuncularla maça çıkan tecrübeli hoca tercihlerinde haklı olduğunu herkese kabul ettirdi. Aslen İtalya ile oynanan hazırlık maçında ileriye dönük olumlu sinyaller veren milli takımımız bu zor gol yiyen ve girdiği pozisyonları değerlendiren görüntüsüyle 2008 için hazır takımlardan biri durumuna geldi.
Maçta Nikopolidis’in yediği gollerde hataları olmakla beraber, rakibe fazla pozisyon vermememiz ve en önemlisi ön alan baskısıyla topa daha çok sahip olup oyuna hükmetmemiz galibiyetimizdeki kilit nokta oldu.
Bu sonuçla birlikte 2008 için en iddialı ekiplerden biri konumuna gelen milli takımımızın bu ciddiyetle maçlarına devam edip Norveç maçını da kazandığı takdirde gruptan hem de zorlanmadan çıkacağını düşünüyorum. Ancak önemli olan kazanılan bu galibiyetin moral seviyesini aşıp rehavet derecesine ulaşmasını engellemek ve Bosna’ya mağlup olup bilenen Norveç maçını da kayıpsız atlatmaktır; bu dengeyi korumada da Fatih Terim en iyi isimlerden biridir.

Pazar, Mart 18, 2007

Altın Goller


Beşiktaş iki haftadır beklenen futbolu ortaya koyamasa da attığı üçlüklerle sahadan galip ayrılmayı başarıyor. Geçen hafta Ankara'da son dakikalarda gelen golden sonra bugün de maçın sonlarına doğru atılan gol siyah beyazlıların şampiyonluk umutlarını devam ettirdi.

Maçın genelinde eski Beşiktaş2tan farksız bir şekilde, pozisyondan uzak, tutuk ve çok top kaybıyla oynayan siyah beyazlılar; Tigana'nın savuma sever taktikleri neticesinde rakip kalede etkili olamadılar. Bu sistemde kendilerinden çok şey beklenen Richardinho ve Delgado'nun da üzerlerindeki ölü toprağını, duran toplar dışında, bir türlü atamamaları Beşiktaş'ın gol pozisyonuna girememesine dolayısıyla Nobre'nin çok eleştirilmesine neden oluyor. Duran toplar demişken Beşiktaş bu topları iyi kullanacak ve kullanılan bu topları kaleye gönderecek oyunculara sahip olduğu için bu pozisyonlarda çok tehlikeli bir ekip halini aldı. Nitekim bugün de nasıl geleceği ya da gelip gelmeyeceği merakla beklenen gol bir duran top ortasıyla gerçekleşti. Bugün savunmayı fazla zorlayamayan Erciyesspor forvetleri sayesinde Beşiktaş neredeyse hiç pozisyon vermeden maçı tamamlamayı başardı.

Beşiktaş özellikle fikstür avantajıyla şampiyonlukta iddiasını sürdürüyor ancak geçen hafta sakatlanan ve uzunca bir süre takımdaki yerini alamayacağı açıklanan Bobo'nun eksikliği bu uğurda Beşiktaş için çok büyük şanssızlık oldu. Zira bugün belki de takımın en formda ve takıma en faydalı oyuncusu Brezilyalı Bobo'ydu. Gol atmadığı V.Manisa maçı dahil son haftalardaki hemen hemen her maçta taımının en iyi ismi olmayı beceren genç oyuncu sadece gol atmasıyla değil asistleriyle de takımına çok büyük katkı sağlıyordu. Bugün onun yyokluğunda Beşiktaş hücum etmekte çok zorlandı ve Nobre'ye pozisyon hazırlayamadı. Her ne kadar bugün de üç puan alınmış olsa da Beşiktaş'ın bundan sonraki her maçında favori olacak bir şampiyonluk adayı olduğunu söylemek çok zor.

Sonuç olarak sonlarına yaklaştığımız sezonda Galatasaray'ın bu haftadaki puan kaybından sonra yarış Beşiktaş ve Fenerbahçe arasında geçecek gibi görünüyor. Fenerbahçe'nin altı puanlık avantajına karşın Beşiktaş'ın en büyük kozu fikstür avantajı ama gerek Beşiktaş'ın ileriye dönük parlak bir ışık verememesi gerekse bu sezon her takımın her maçta puan kaybedebildiği düşünüldüğünde sarı lacivertlilerin halihazırdaki somut avantajlarının daha önemli olduğunu düşünüyorum.

Üçüncü Sistem


Klasik bir cümle vardır “sezonun en iyi futbolu” diye. Bu söz Fenerbahçe için bugün gerçek oldu. Özellikle iki haftadır kıpırdanan Alex ile suskun golcü Kezman’ın dönüşü sarı lacivertlilerin zor deplasmandan, Bursa taraftarının alkışlarıyla, zaferle dönmesini sağladı. Bu galibiyette Fenerbahçeli futbolcuların maçın başından sonuna kadar konsantre ve istekli olmalarının büyük etkisi vardı.
Bu sene çok eleştirilen Ziko’nun en iyi özelliği, her zaman söylediğim gibi, fikirlerinde ısrarcı olmayıp takım için uygun olanı yapmasıdır. Geçen devrenin son haftalarında uyguladığı ancak ikinci yarının başlamasıyla bir türlü eski başarısını yakalayamayan sistem, son iki haftadır Brezilyalı teknik adam tarafından revize edildi ve artık daha savunma ağırlıklı bir on birle mücadele eden Fenerbahçe iki haftadır gol yemeden ve toplam yedi gol atarak maçlarını kazandı. Bu yeni sistemde savunmada beraber oynamaya artık alışan Edu ve Lugano’nun önünde Aurello ve Deniz ile yine bu bölgenin adamı olmasına karşın sağ kanatta Appiah bulunuyor ve hücum organizasyonları Tuncay, Alex ve ileride tek başına oynayan Kezman’dan bekleniyor. Konyaspor ve Bursaspor maçları bir bütün olarak düşünüldüğünde Ziko’nun düşüncesinin “golü nasıl olsa atarız ama önemli olan yememek” olduğunu tahmin edebiliriz. Zira iki maçta da Fenerbahçe ilk golü bulana kadar maçta etkisiz göründü ve rakibini maça ortak etti. Ancak ilk golü bulana kadar geçen bu süre sarı lacivertlilerin ilk golü bulmasıyla bir anda değişiyor. Çünkü zaten kadro yapısı itibariye savunma anlamında sorun yaşamayan takım, golü yedikten sonra savunmayı ikinci plana atan rakibi karşısında farkı artırmakta sorun yaşamıyor.
Fenerbahçe’nin, Appiah’ın sakatlık durumunu bilmemekle birlikte, bundan sonraki maçlarda bu düzenle mücadele edeceğini düşünüyorum. Bu sistem sayesinde yenilen gol sayısında bariz bir azalma gözlenirken bugünkü gibi işi ciddiye aldıklarında maç kaybetmeleri zor görünüyor. Sistemin anahtarı ise ilk golün bulunmasıdır.

Pazar, Mart 11, 2007

Cim Bom Da Modaya Uydu


Bu sene büyük takımlarımızın bir özelliği de biri puan kaybettiğinde diğerlerinin de kaybetmesi, kazandığında diğerlerinin de kazanması. Bu hafta da Fenerbahçe ve Beşiktaş'tan sonta Galatasaray da üç puan alıp şampiyonluk iddiasını sürdürmeye devam etti.

Son haftalarda istediği sonuçları alamayana Galatasaray ve istediği sonuçları lana Trabzonspor'un mücadelesi Ali Sami Yen'de olduğu için sarı kırmızılılar taraftarlarının desteği ile bir adım öndeydiler.

Geçen haftadaki derbi yenilgisinden sonra büyük eleştiriler alan Gerets bu maça "neşter operasoyu"na ara verircesine bir onbirle, oynayabilecek as futbolcularla çıktı. Hal böyle olunca tribünlerin de desteğiyle ilk golü bulan daha sonra ikinci yarıda tekrar öne geçne sayısını kaydeden Galatasaray tehlikeli virajı hatasız dönmeyi başarmış oldu.

Galatasaray'da da tıpkı rakipleri gibi yapısal hatalar olsa da sarı kırmızılılar özellikle Ali Sami Yen'de rakiplerine karşı hep 1-0 önde başlıyorlar maça. Savunmanın hataları, forvetlerin etkisizliği hepsi bu atmosferde eriyip gidiyor. Bugün de, eğer Gerets bunu bilerek yaptırdıysa tebrik etmek gerekir, çok etkili olamadıkları maçta Trabzonspor savunmasının çok hata yaptığı yan toplarla rakibinin üzerine giden Galatasaray golleri bu akınlarla bularak Karadeniz ekibini İstanbul'dan eli boş gönderdi.

Heyecanın hat safhada olduğu bu sezon Galatasaray da her şeye karşın şampiyonluk iddiasını sürdürüyor. Her ne kadar önünde geçmesi gereken iki rakibi olsa da Galatasaray, özellikle geçen sene göz önüne alındığında mutlu sona ermek için mücadele ettiği takdirde bu işte rakipleri gibi iddiasını sürdürecektir.

Beşiktaş Yola Devam


Geçen hafta kazanılan derbinin moraliyle bugün de bir deplasman (artık hiç bir takımın deplasman maçları için zorlu kelimesini kullanmaya gerek kalmadı) karşılaşmasına çıkan siyah beyazlılar zor da olsa üç puanı alarak lideri takibine devam etti.

Maçın geneline bakıldığında Beşiktaş'ın futbolunda hala herhangi bir düzelme göremiyorum. Kaybedilmesi halinde belki de telafisi olmayacak bir maçta siyah beyazlılar gereken hırs ve istekten uzak, aksine rakiplerine fazlasıyla gol şansı veren bir yapı içerisinde göründüler. Son anlarda sürpriz denilebilecek bir golle üç puan kazanılsa da ilerisi için beşiktaş'tan beklenen sinyaller bir türlü alınamıyor.

Aslında fikstür olarak en avantajlı konumda bulunan Beşiktaş, teknik heyeti ve futbolcuları ile bir kenetlenme içerisine girebilse sezon sonunda ipi göğüslemesi içten bile değil. Ancak maç sonrası Tigana'nın yaptığı maçla ilgisi olmayan basın toplantısı bile aktörlerin birbirinden ne denli kopuk olduğunu gösteriyor. Bu durumda Tigana'nın takıma fazla bir şey verebileceğini tahmin etmiyorum.

Maça gelince. Günün kahramanı bu kez ne Richardinho ne de Bobo oldu. Maçın adamı yaptığı çok önemli kurtarışlarla, bir dönem latife konusu olan Runje'ydi. Gerçekten maçın kopmasını sağlayacak bir Ankaragücü golünü Hırvat kaleci bir değil birkaç kere önlerken son anlarda gelen golle alınan galibiyetin de mimarı oldu. Runje'nin dışında Beşiktaş'ta ilerleme kaydeden bir diğer isim de golün sahibi Delgado'ydu. Geldiğinden beri ilk defa faydalı bir iş yapan Arjantinli attığı üçlükle ilerleyen haftalar için moral kazanmış oldu.

Sonuçta fikstür avantajını kabul etmekle beraber Beşiktaş'ın ikincilikten ileriye gideceğini düşünmüyorum. Her maçta hortlayan savunma hataları, Nobre'deki soru işaretleri ve en önemlisi sorunlu bir teknik direktörle, önümüzdeki Erciyesspor maçı dahil her maçta puan kaybedebilecek Beşiktaş'ın bu işler düzeltmeden maç kazanması suya yazı yazmaktan farksızdır.

Alex Oynayınca


Dünkü karşılaşmada ilk kırk beş dakika, Fenerbahçe’nin son haftalarda taraftarlarını sürüklediği buhranın devamı gibi geçti. Öncelikle gol yememek için, Appiah, Deniz ve Aurello’nun bir arada, Kezman’ın da tek başına forvette sahaya sürüldüğü on birle sarı lacivertliler rakiplerine gol şansı vermezken kendileri de istenen sayıda pozisyon bulamadı. Bu düşünce “nasıl olsa gol atarım” yaklaşımı açısından kabul edilebilir ancak Kezman’ın hem futbol olarak hem de psikoloji olarak çok yalnız kalması bu oyuncunun takıma katkısını çok ama çok azaltıyor.
İlk yarının son anlarında topun kornere mi taça mı gideyim diye düşündükten sonra köşe gönderinin sağından gitmeye karar vermesi sonucu kazanılan köşe vuruşunda Özden’in hatasını iyi değerlendiren Aurello sadece takımını öne geçirmekle kalmadı maçın geri kalanında, risk alacak olan rakipleri karşısında, çok daha rahat oynamalarını sağlamış oldu.
Dünkü Fenerbehçe’nin puan kayıpları yaşanan haftalara oranla daha istekli olduğu düşüncesi bence doğru değil. Çünkü sarı lacivertliler tüm maçlarda yeterince arzulu ve iştahlıydılar; bunu atılan her golden sonra yaşanan sevinçlerden görebiliriz. Ancak eksik olan duygu kendine güven meselesiydi. Beklenen ya da beklenmedik puan kayıpları camiada morelleri gerçekten bozarken, bundan en çok etkilenen sezon başladıktan sonra oluşturulmuş kadronun elemanları olan futbolcular oldu. Bu moral bozukluğu nedniyle bazen maçlar kaybedildi bazen de öne geçilen maç zorla beraberlikle tamamlandı. Ancak dünkü ilk golden sonra taraftarında desteğiyle futbolcuların içine sinen güven duygusu uzun bir aradan sonra Fenerbehçelilerin rahat bir maç seyretmelerini sağladı.
Dün neredeyse kusursuz oynayan Alex’in ve yalnızları canlandıran Kezman’ın daha etkili olmaları için, özellikle Kadıköy’deki maçlarda, mutlaka Kezman’ın yanına bir oyuncu daha monte etmek gerekir. Bu şekilde hem hücum zenginliği yakalanacak hem de Kezman’ın oyuna daha sıkı sarılması sağlanacaktır.
Sonuç olarak belki de tarihimizin en enteresesan sezonunda avantajlı durumda olan Fenerbahçe iki hafta sonra galibiyet yüzü görerek derin bir nefes aldı ve rakiplerinin maçlarını beklemeye başladı. Büyük takımlardaki düşüşle birlikte Anadolu takımlarındaki çıkış nedeniyle her şeye karşın heyecanlı geçen ligimiz nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın hafızalarda her zaman yer edeceği kesin.

Cuma, Mart 02, 2007

Mücadeleci Ortasaha

Ziko'nun dün akşam sahaya sürdüğü on birde Antalya maçına kıyasla on farklı oyuncu vardı. Serdar'dan Semih'e kadar uzanan bu değişiklik silsilesi takımın çehresini de büyük oranda değiştirdi. Bu değişikiğin en olumlu yönü Gençlerbirliği gibi koşan ve mücadele eden bir takıma karşı en az onlar kadar koşan bir orta alanın sahaya sürülmesi oldu.
Aurello başta olmak üzere Kemal ve Serkan rakipleriyle başarı ile mücadele ederken, sağlam ortasahanın bir getirisi olarak kendisine pek fazla iş düşmeyen savunmada blogunda Can ve Lugano da etkili göründüler. Yozgatlı'nın klasik gollerinden biriyle öne geçilmesinden sonra öncelikle gol yememeyi düşünen sarı lacivertler rakibinin organize olamamasıyla skoru maçın sonuna korumayı başarıp zor günlerde hem moral hem de güç kazanmış oldu.

Bu maçta Fenerbahçe'nin sırıtan iki futbolcusu, Uğur ve bekleneni bir türlü veremeyen Deivid oldu. Özellikle ikinci yarıda üstüne gelen rakibi karşısında çok sayıda kontra atak şansı bulacağını ve Semih'ten ziyade Deivid'in bu pozisyonlarda etkili olacağını düşünürken bu futbolcu yine herkesi hayal kırıklığına uğrattı. Ancak Deivid'deki sorun artık kötü oynama ya da formsuz olma boyutunu aşmış durumda. Bırakın gol atmayı yanındaki arkadaşlarına pas atmakta dahi başarılı olamayan Brezilyalı oyuncunun kendine güveni eksilmiş ve zihinsel olarak sorunları var. Yoksa bir futbolcunun bu kadar etkisiz olması olacak iş değil.

Sonuçta Fenerbahçe, Sivasspor maçı öncesi moral kazanırken 100.yıl hedeflerinden birine bir adım daha yaklaşmış oldu. Bu hedefleri sonuçlandırmak için eldeki zengin kadroyu gerektiği gibi kullanmak ve ihtiyaca göre oynatmak gerekir, tıpkı dün akşam olduğu gibi.