Pazartesi, Ocak 28, 2008

Koltuğun Yeni İsmi Cimbom

Daha birkaç gün önce yine aynı sahada tanınmayacak kadr kötü oynayan ve G.Oftaşspor’a farklı mağlup olan Galatasaray bu akşam 19 Mayıs Stadı’nda başarılı maçlar çıkaran Ankaragücü’nü farklı mağlup ederek haftalar sonra tekrar liderlik koltuğuna oturmayı başardı.
Neredeyse, oynayan oyuncular kadar iddialı bir takım daha çıkarabilecek kadar çok futbolcudan yoksun bir şekilde başkete giden sarı kırmızılılar bu oyuncuların yokluğunu Ankara’da hissetmedi.
Bugünkü galibiyet her ne kadar skor olarak kusursuz görünse de sahadaki futbolun bu denli umut vadedeci olmadığını söylemek gerekir. Sarı kırmızılılar tam dört gol bulmasına karşın bulunan bu gollerin organize ataklar yerine rakip savunma hatalarından kaynaklanması bu gollerin bundan sonraki maçlarda da tekrarlanıp tekrarlanamayacağı konusunda taraftarları endişeye sevk ediyor. İlk yarının son bölümünde üst üste gelen goller maçı Galatasaray’a çevirdi ama maçı asıl çeviren bu gollerdeki defans hataları oldu.
Sonuçta Galatasaray zorlu deplasmanda yerli futbolcularıyla farklı kazandı ama oynanan oyunun ilerisi için skorla aynı oranda umut verdiğini söylemek zor.

Kanarya’nın Doğu Seferi

Geçen hafta Gaziantep’ten 3 puanla dönen sarı lacivertliler bu hafta da lig liderine konuk olduğu maçta farklı galip gelerek zor maçların takımı olduğunu bir kez daha kanıtlamış oldu.
Maçtan önce her ne kadar Fenerbahçe’ye saygı duyulsa da Sivasspor’un lig lideri oluşu, iyi maçlar çıkarması ve en önemlisi bu sene sahasında puan kaybetmemiş olması nedeniyle tüm Sivaslılar’da büyük bir özgüven oluşmuş, taraflı tarafsız herkes tarafından kendilerine en az Fenerbahçe kadar şans tanınması ev sahibinin neredeyse konuk takımı küçemsemeye konumuna getirmişti. Sadece 4 Eylül Stadı’na değil tüm şehre sirayet etmiş festival havası tüm Sivas’ın adeta şampiyonluk maçı gibi gördükleri maça ne denli önem verdiklerini gösteriyordu.
Fenerbahçe cephesinde ise rakibe saygı doruklarda, başta Alex olmak üzere tüm futbolcuların maça verdikleri önem yüzlerinden okunur durumdaydı.Bu düşüncenin doğruluğu atılan her golden sonra Fenerbahçe cephesinde yaşanan sevinç görüntülerinden de açık şekilde belli oluyordu.
Aslında iki takım karşılaştırıldığında Fenerbahçe’nin deplasmanda, eksi sekiz derecede Sivasspor’u 4-1 yenecek kadar (Sivasspor bu sene evindeki 10 maçta toplam 4 gol yememişti) rakibinden üstün olduğunu söylemek zor ama bugün maçın kaderini takımların somut durumu değil motivasyonları tayin etti. Eğer bu maça Sivasspor lig lideri değilde orta sıralardaki bir takım, Fenerbahçe’de lider olarak çıksaydı sonuç çok daha farklı olabilirdi. Sivasspor ve diğer Anadolu takımlarının elde ettiği başarıların devamı için ilk yarıdaki tevazunun devam etmesi birinci koşuldur.

Nobre’nin Dönüşü

Tigana ve Sağlam arasındaki fark son haftalarda artık iyice ortaya çıkıyor. Tigana’nın takımı “el freni” çekik vaziyette oynatmasına karşı Ertuğrul sağlam Beşiktaş’ı daha çok ileriye dönük futbolcuyla oynatıyor, ki doğrusu da budur, ve özellikle İnönü’deki maçlarda siyah beyazlılar rakiplerini bir bir mağlup etmeyi başarıyor.
Sistem değişikliğinin en büyük göstergelerinden biri Beşiktaş’ın maçlarının gidişatından belli oluyor. Geçen sene Beşiktaş maçlarını genellikle tek farklı ve özellikle 1-0 kazanır ve ilk golü yediği maçları genellikle kaybeder ya da en iyi olasılıkla beraberlikle tamamlarken bu sene özellikle son haftalarda neredeyse tüm maçlara 1-0 yenik başlamasına karşın bu maçlardan galip ayrılmayı başarıyor.
Ertuğrul Hoca’nın Holosko’yu bu denli isterken takıma katkısını mutlaka hesap etmişti ve onu Nobre ve Bobo ile birlikte oynatarak bu futbolcunun düşünülenin aksine forvet olarak değilde iki forvetin arkasında oynayacak oyuncu olduğunu gösterdi. Ancak bu durumun suskun golcü Nobre’yi şaha kaldırması gerçekleştirilen operasyonun hesapta olmayan yan bir getirisi oldu. Fenerbahçe’deyken tam bir gol makinesi iken Beşiktaş’ta attığı gol sayısı geçen sene bir elin parmaklarını geçmeyen Brezilya asıllı oyuncu Holosko’nun takıma katkısıyla doğru yerlerde topla buluşmaya başladı ve bundan sonra da muhtemelen siyahi oyuncu Beşiktaş’ın en golcü oyuncusu olacaktır.
Önümüzdeki hafta oynanacak Kayserispor maçı Beşiktaş için büyük önem taşıyor. Zor görünmesine karşın siyah beyazlılar bu maçtan da 3 puan çıkarabilirse son yılların en çekişmeli sezonunun şampiyonluk potasında yer almakla kalmaz bu uğurda büyük bir avantaj sağlamış olur.

Pazartesi, Ocak 14, 2008

Filip Holosko Hakkında Her Şey

Beşiktaş yönetimi devre arasında 3 iyi oyuncu alacağını açıkladığında bu işin hiç de düşünüldüğü kadar kolay olmadığı açıktı. Şu ana kadar sadece V.Manisaspor’un starı Holosko, siyah beyaz renklere bağlandı ve kalan sürede bunun dışında hatırı sayılır bir ya da iki oyuncunun alınması çok zor görünüyor. Sezon başından beri Slovak golcünün Beşiktaş’a transfer edilmesi teknik direktör Sağlam için adeta bir ukde halini almıştı ve genç teknik adam geçtiğimiz günlerde bu emeline ulaşmış oldu; ne pahasına olursa olsun!
Filip Holosko 24 yaşında, genç bir yetenek. Gol yollarındaki etkisi nedeniyle Ertuğrul Sağlam’ın takımı adına yaptığı teşhisin doğruluğunu ispat edecek gibi görünüyor. Ancak Beşiktaş bu futbolcuyu öyle bir bedelle transfer etti ki, alınan futbolcunun maliyeti kesinlikle kendisinin önüne geçti. Bu transfer için karşı tarafa ödenecek 5 milyon Avro’nun bugünkü karşılığı tam 8,5 milyon Lira. Bu nakdin yanında Tigana’nın kendisi için geleceğin yıldızı dediği ve ileride 10 milyon Dolarlara transfer olacağına inandığı milli futbolcu Burak Yılmaz ve Rıza Çalımbay döneminde büyük umutlarla transfer edilen yine milli futbolcu Koray Avcı’nın da bu transfere karşılık V.Manisaspor’a verilmesi her sağduyulu futbolseverin kafasında aynı soruyu canlandırdı: “Holosko tüm bunlara değer mi?” Holosko, makul bir rakama transfer edilmiş olsa kimsenin buna itirazı olmaz herkes genç futbolcunun takıma katkısını konuşurdu ancak bedel o kadar yüksek olunca ister istemez kafalar, eskilerin tabi ile: Beşiktaş’ın aldığı abdestin ürküttüğü kurbağaya değip değmeyeceğini düşünüyor.
Beşiktaş yönetiminin ekonomik düşüncesini anlamak aslında bayağı güç. Yıldırım Demirören’in takımın başına geçtiği 2004 senesinden beri takıma gelenler ve takımdan ayrılanlarla ilgili bir maliyet çalışması yapılsa herhalde ortaya çıkan tablo birçok CEO’nun aklını başından almaya yetecek kadar bozuk olurdu. İşte bu dönemde yapılan işler ve maliyetlerinden birkaç örnek: Fernando Higuain, 1,65 milyon$ bonservisle transfer edildi, yıllık 1 milyon$ alıyor. Rüştü, yıllık 1,5 milyon$ alıyor. Burak Yılmaz, 1.75 milyon Lira bonservisle alındı, Holosko transferi için V.Manisaspor’a verildi. Mert Nobre, 3milyon€ bonservis ödendi, yıllık 1,1 milyon$ alıyor. Tigana’ya iki yılda toplam 4,1 milyon€ ödendi. Ailton, 3milyon€’ya transfer edildi, şu anda Hamburg’da kiralık. Juan Fran, 3,5 milyon€ bonservisle alındı, şuanda Ajax’ta kiralık. Del Bosque, 2 yılda 4 milyon€ anlaşıldı, son sene ücreti ödenmediği için mahkemelik olundu ve Beşiktaş’ın tazminat ödeyeceği tahmin ediliyor. Kısacası geçen yaklaşık 3,5 yıllık süre zarfında Beşiktaş yönetimi, kendi içinde değişen 32 üye haricinde, tam 42 transfer yaptı ve 4 teknik direktör ile çalıştı. Tüm bu işler için kulübün kasasından, Del Bosque tazminatı hariç, 42 milyon€ çıktı.
Elbette kulüpler ticarethane değil. Bir başka değişle futbolcu alıp satarak kulüplerin para kazanmaları beklenmiyor. Ancak kulüplerden beklenen futbolcu alıp satarak kadrolarını güçlendirmesi ve en nihayetinde sportif başarılar elde etmesi. Beşiktaş’ın son 4 senesinde müzesine kazandırdığı kupalar yeterli olsaydı bugün bu rakamların hiçbiri konuşulmazdı ancak bakıldığında son 3,5 yılda Beşiktaş’ın elinde sadece 2 Türkiye Kupası var ve en önemlisi hala oturmuş bir kadro mevcut değil.
Tüm bu düşünceler, Beşiktaş’ın transfer politikasında parayı düşünmediği fikrini uyandırıyor. Parası önemli olmayınca da Holosko Beşiktaş için faydalı bir transfer olarak göze çarpıyor. Ancak Holosko konusunda iyi belirlenmesi gereken bir konu var ki o da bu futbolcunun tam bir forvet olmayıp daha çok forvet arkasında görev yaptığı. 2002–2005 yılları arasında oynadığı S.Liberec takımında 54 maçta 17 gol atan Holosko, 2005–2007 yılları arasında V.Manisaspor’da da buna benzer bir performans çizerek 55 maçta 16 kez fileleri havalandırdı. Bu yüzde, Beşiktaş’ta muhtemelen biraz daha yukarılara çıkacak ve Slovak futbolcu, bir sakatlık durumu olmazsa, sezon sonuna kadar oynayacağı yaklaşık 22–23 maçta ortalama 8–9 gol atacaktır. Ancak Holosko’nun en önemli özelliği rakip savunmayı yoracak ve onların dengesini bozacak, bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi. Bu koşular sayesinde orta alandan gelen Tello ya da Delgado gibi isimlerin performansı da artacak ve bu suretle genç isim takıma dolaylı bir katkıda da bulunacaktır.
Sonuç olarak Holosko, bedeli düşünülmediğinde iyi bir transfer olmakla beraber, kendisi için verilen rakam Chelsea’nin Belleti ve Pizarro’yu ya da Villareal’in Diego Lopez’i transfer ederken ödediği rakamlardan fazla olunca, bu futbolcunun bu paraya değmeyeceği açıkça görülüyor. Sezon ortasında olunması ve sürenin kısıtlı olması nedeniyle bu transferi bu şekilde sonuçlandırmak durumunda olduğunu hisseden siyah beyazlı yönetim bu hamle ile belki de son kozlarını oynadı. Bu yatırımların verimli olması bir yerde yönetimin de bundan sonraki kaderini belirleyecek: ya işler yoluna girecek ya da büsbütün yoldan çıkacak.

Cumartesi, Ocak 05, 2008

Derbi Canavarı


Artur Ziko yönetiminde Fenerbahçe tam bir "derbi canavarı" oldu. Brezilyalı teknik direktör görev başına geldiğinden beri ligde derbi maç kaybetmeyen Fenerbahçe, bu sezonun ilk yarısında da büyük maçlarda üçte üç yapmayı başararak bu başarısını sürdürdü. En son dün akşam alınan galibiyet bu başarının kesinlikle bir tesadüf değil kadroya uygun oyun sisteminin ve en önemlisi Ziko’nun takımı müthiş motivesinin bir göstergesi oldu. Aslında takımın bu başarısının ardında futbolculuğunda büyük bir yıldız olan Brezilyalı çalıştırıcının yine aralarında hatırı sayılır futbolcular olan Fenerbahçeli oyuncuları bu maçlardan önce, onların dilinden en iyi anlayan kişi ve onların duygularını hisseden biri olarak çok başarılı bir şekilde motive etmesi yatmakta, bu duygularla sarı lacivertiler diğer maçlardan ziyade bu maçlarda üstün performans göstermekteler. Diğer taraftan derbi maçların teknik ve taktikten ziyade motivasyon işi olması düşüncesi de bu teoriyi destekler nitelikte.
Bugün maça iki takım adına da yapılan savunma hataları damgasını vurdu. Ancak burada İstanbul ekibinin bir ölçüde kabul edilebilir bir mazereti bulunurken Ersun Yanal’ın ekibi için bu hatalar ikinci yarıda düzeltilmesi gereken öncelikli sorunlar olarak göze çarpıyor. Geçen hafta Ankara’da kart sınırında bulunan Edu ve Lugano’nun her ikisinin de oynatılmasının hatalı olduğu ya da başka bir bakış açısıyla Yasin ve Önder’in bu denli hatalı oynayacak kadar soğuk bırakılması genel anlamda Ziko’nun hatasıdır. Ancak Fenerbahçe, savunmadaki uyumlu ikilisinin dönmesiyle bu hatalardan arınabilecekken Trabzonspor’da Ersun Yanal’ın etkili hücum oyuncularını yine iyi bir savunma hattı ile tamamlayamıyor olması Trabzonspor’un ligin ilk yarısını liderden tam 25 puan geride tamamlamasında büyük pay sahibi.
Fenerbahçe için savunma hataları dışında fazla söylenecek bir şey yok. Alex hem bireysel katkısı hem de arkadaşlarına pozisyon hazırlaması ile üzerine düşen görevi fazlasıyla yaparken bu sene başında transfer edilen(!) Deivid bazen pozisyonlara mal olsa da şut çekme ısrarını sürdürüp semeresini almaya, savunmanın önünde oynayan Aurello da istikrarını sürdürmeye devam ediyor. Ancak son dönemde sarı lacivertlilerin en formda ve parlak oyuncusu kesinlikle Semih Şentürk. Kezman’ın sakatlığından sonra üzerine düşeni fazlasıyla yapan tecrübeli futbolcu, bu sıfatı çoktan hak ederek eline geçirdiği fırsatı da mükemmel kullanıyor.
Trabzonspor ise elindeki kadroyu inkâr etmeyi dün gece de sürdürdü. Ligimizin en iyi sağ kanat oyuncularından Yattara, yine çok başarılı Gökdeniz ve Umut ile istikrarsız olsa da oyuna he an katkı sağlayabilen Ceyhun ile çok etkili bir hücum hattına sahip olan bordo mavililer Hüseyin, Çağdaş, Erdinç gibi isimlerle aslında orta alanda ve savunmada da o kadar kötü isimlere sahip değiller. Ancak gerek teknik direktör değişikliği nedeniyle ortaya çıkan uyum sorunu gerekse takım içindeki moralsizlik, bordo mavililerin dün akşam da rakibi karşısında etkisiz olmalarına neden oldu. Bu nedenle Ersun Yanal ve takımı için asıl lig ikinci yarı ile başlayacak ve kanımca bordo mavililer ligin ikinci yarısında, ilk yarısından çok daha başarılı olacaklar.