Pazar, Mart 30, 2008

Tecilli Başarı


Son iki senede Fenerbahçe derbi maçlarında hiç yenilgi almadı hatta oynadığı yedi maçın altısını kazanıp sadece birinde berabere kalarak müthiş bir grafik çizdi. Bu başarı, sarı lacivertlilerin aynı başarıyı küçük maçlarda gösterememesi nedeniyle, bazılarını şaşırtsa da bunların üst üste alınmış galibiyetler olduğu düşünüldü ve Ziko bu başarılar için bolca takdir topladı ama bu galibiyetlerin nedeni pek de araştırılmadı. Ancak söz konusu başarı bugünkü İnönü galibiyeti ile tescillenince bunun artık bir tesadüf olmadığı su götürmez bir gerçek oldu.
Aslında Fenerbahçe’nin derbi başarıların nedeni çok açık öncelikle kadronun rakiplerine oranla bir basamak daha iyi olması ve kadro istikrarı nedeniyle oyuncuların yakaladığı uyum.
Bugün Fenerbahçe’nin oturmuş ve Daum’dan bu yana hemen hemen aynı sistemi oynamaya alışmış kadrosu hem teknik adam hem futbolcu hem de sistem olarak büyük değişiklikler gösteren rakip takımlara karşı her maçta üstün bir performans sergiliyor. Bu başarının diğer lig maçlarında yakalanamamasının nedeni ise tamamen sarı lacivertlilerin konsantre sorunlarından kaynaklanıyor. Deplasmanda kazanılan Sivasspor maçı, ilk yarıdaki Galatasaray galibiyeti ve en son bugünkü ligdeki belki de en zor deplasmanlardan olan İnönü’de kazanılan üç puan bunun en büyük kanıtları. Kısaca Fenerbahçe rakibi kadar konsantre olduğu maçları sisteminin oturmuşluğu ve oyuncularının becerisi sayesinde kazanmayı başarıyor.
Bugünkü maçta maçın başlamasından 11 dakika sonra golü bulan sarı lacivertliler Beşiktaş’ın beraberlik golünün sadece 6 dakika ardında da galibiyet golünü atarak maçın 73 dakikasını önde götürmeyi başardı. Bu istatistikler Fenerbahçe’nin ihtiyaç duyduğu anlarda normalden daha iyi bir performans gösterdiğinin açık bir kanıtı ve bunun İnönü gibi bir deplasmanda da yapılabilmesi sarı lacivertliler adına çok önemli bir artı.
Derbilerin artık uzmanı denilebilecek Ziko aslında maç içerisinde Uğur-Semih değişikliği ile maçı riske atsa da ilk golün sahibi Alex Semih’in müthiş pası ile golü atarak hem takımını hem de hocasını kurtarmış oldu. Zira önde götürdüğü maçta çift forvete dönme yersizliği ve sol kanadın boşalmasıyla oranın rakip tarafından çokça kullanılıp bir de o kanattan gol yenmesi Ziko adına çok olumsuz gelişmelerdi. Ancak Alex’in mükemmelliği yanı sıra Deivid’in yokluğunda forma giyen Kazım’ın müthiş performansı, Volkan ve Semih’ın başarılı oyunu ile Aurello, Lugano, Edu ile girdikten sonra Ali Bilgin’in vasatın üzerindeki performansları Fenerbahçe’nin galibiyeti için yeterli oldu.
Son iki haftayı puansız kapatan Beşiktaş’ta aslında Sağlam’ın rakibi için savunma anlamında özel bir önlem almayıp Delgado, Nobre, Tello ve Holosko ile öncelikle hücumu düşündüğünü, Cisse’nin savunmaya yardım etmemesi ve savunmanın da her maçta olduğu gibi bireysel hatalar yapması nedeniyle rakibin pozisyonlar bulduğunu gördük. Ayrıca mücadelesi ile ünlü siyah beyazlıların 2-1 geriye düştükten sonra üstelik kendi evinde rakibi üzerinde en ufak bir baskı kuramaması takım adına çok olumsuz bir gelişme oldu.
Neticede Fenerbahçe bugün İnönü’den üç puan alarak hem zorlu maçların takımı olduğunu kanıtladı hem de şampiyonluk yarışında rakibi ile arsındaki farkı açmış oldu. Dileğimiz bu başarının Chelsea önünde de sürdürülmesi.

Pazar, Mart 16, 2008

Şapakan Ne Çıkacak?


Sadece Fenerbahçe için değil futbolumuz için tarihi kura bugün çekiliyor ve Fenerbahçe’nin çeyrek finaldeki rakibi bugün belli oluyor. Her ne kadar sarı lacivertlilerin şu ana kadar yakaladıkları başarı tam anlamıyla bir gurur kaynağı olsa ve hatta başkan Yıldırım’ın açıklamalarına göre kulüp bu sene hedeflediği noktaya gelse de hazır böyle güzel bir hava ve bilinirlik yakalanmışken herkesin aklına neden daha ilerisi olmasın sorusu ister istemez geliyor.
Fenerbahçe’nin yarı final şansı elbette hem kendi performansına hem de rakibe bağlı. Ancak sarı lacivertlilerin son 2 yıldır Avrupa’da genel bir standartla ve kendine has futboluyla mücadele ettiğini göz önüne alırsak turu geçmek için asıl önemli olanın rakip olduğu ortaya çıkıyor. Fenerbahçe’nin savunma öncelikli ama gol atmaya da bir o kadar yatkın, orta saha ağırlıklı ve savunmaya dönük orta sahası etkili yapısı için en uygun rakipler hücum hattından ziyade savunmasında zaaflar olan takımlardır.
Bugün çekilecek kurada 7 olası rakip var ve bu rakipler gerek oyun anlayışları gerekse kadro yapıları düşünüldüğünde 3 gruba ayrılabilir.
İlk grup, bu gruptan herhangi bir takım çıktığı takdirde Fenerbahçe’nin işinin olanaksıza yakın zor olduğu ve Barcelona ile Arsenal’den oluşan grup. Bu iki takımın da zor gol yiyen (Barcelona sizi yanıltmasın grup maçlarında sadece 3 gol yediler), gol bulmakta da zorlanmayan ve neredeyse tamamı herkes tarafından bilinen yıldızlardan oluşan kadroları Fenerbahçe’nin elinden geleni ortaya koyan ve bırakın performanslarını sahaya yansıtmayı performanslarının üzerine çıkan oyuncularımızın elini kolunu bağlayabilir.
İkinci gruptaki takımlar karşısında Fenerbahçe’nin işi yine zor olacaktır ve bu takımların elenmesi için rakibin kötü gününde olması hepimizi çok sevindirir. Bu gruptaki iki İngiliz Manchester ve Chelsea ile eşleşecek olursak Manchester ile adadaki Chelsea ile ise Kadıköy’deki maçlar Fenerbahçe için zor geçecek ve yarı final şansımızı belirleyecektir. Bu iki takımın da kadroları elbette ligimize oranla çok üst düzey ve ilk 11 değil 18 kişilik kadrodaki tüm oyuncular büyük takımlarımız tarafından kapışılır ancak iki takımın da durdurulabildiği zaman -ki rakibi durdurmak Fenerbahçe’nin önemli özelliklerinden biri- etkisiz maçlar çıkardıklarına hem ŞL hem de ligde bu sene birçok maçta şahit olduk. Dolayısıyla bu takımlara karşı da şansımız az olmakla birlikte dikkatli ve bundan önceki maçlarda olduğu gibi soğukkanlı bir oyun bu şansımızı çok artırabilir.
Son gruptaki takımlar karşısında Fenerbahçe’nin şansı diğerlerinden çok daha fazla. Her şeyden önce genel istek olan Schalke’yi değerlendirmek lazım. Elbette gerek kadro gerekse performans açısından diğer takımların iştahını kabartan Alman ekibi Fenerbahçe için de güzel bir eşleşme olabilir ama Fenerbahçe gibi kendinden güçlü takımları yenen ekipler için oyunun yanı sıra motivasyonun da çok etkili olduğu düşüncesinden yola çıkarak bu eşleşmenin Fenerbahçeli futbolcuları yeteri kadar kamçılayamaması riski var. Başka bir deyişle Fenerbahçe kiminle eşleşirse eşleşsin rakip takım favori gösterilecek ama Schalke karşısında şansların eşit hatta sarı lacivertlilerin favori olması gibi bir durum ortaya çıkabilir ki bu Sevilla zaferinin şifresi olan motivasyonu ortadan kaldırabilir. Geriye kalan takımların Liverpool ve Roma olması kimseyi yanıltmasın tabi ki bu takımlar da her açıdan Fenerbahçe’den iyi takımlar ancak başta da belirttiğim gibi savunmalarında zaman zaman zorluklar yaşayan ve diğerlerine oranla daha çok gol yiyen bu takımlar Fenerbahçe’nin yapısı düşünüldüğünde uygun kuralar olabilir.
Sonuçta Fenerbahçe’nin yakaladığı başarılar ile gururlanmaya, futbolumuzu yeryüzündeki en büyük arenada tanıtmaya, kendimizi kabul ettirmeye devam etmek için sarı lacivertlilerin performansından ziyade rakibin kim olduğu ve nasıl oynayacağı önemli. Dileğimiz en hayırlı kura ile bu başarının daim olması.

Çarşamba, Mart 05, 2008

Kifayetsiz Kelimeler


Herkesin kullandığı klişe “tarih yazıldı” sözü o kadar iyi özetliyorki bugünkü durumu. Tam anlamıyla bir futbol cehennemi stadyum, karşıda son iki UEFA kupası şampiyonu olmasının yanı sıra Avrupa’nın belki de en etkili hücum hattına sahip takımı, ilk dakikalarda Selçuk ve Gökhan gibi iki kilit oyuncunun sarı kart görmesi ve maça 2-0 geride başlamışçasına yenen iki erken gol. Tüm bunlar alt alta koyulduğunda Fenerbahçemizin turu geçmesi başarının ötesinde bir zafer, bir fetih adeta bir diriliştir.
Maçtan önce herkesin kafasında bir “acaba” ya da “neden olmasın” düşüncesi dönüp dolaşırken büyük çoğunluk bu maçın bizim için yolun sonu olduğu fikrinde birleşiyordu. Devamlı Sevilla’nın etkili futbolundan bahsediliyor ama Fenerbahçe’nin Avrupa’da bambaşka bir takım olarak mücadele ettiği zaman zaman unutuluyordu. Rakibin etkili silahları Alves, Kanute, Navas ya da Capel’in müthiş performansı her açıdan analiz ediliyor ama Uğur, Gökhan, Deivid ya da Aurello nedense unutuluyordu. İşte bu gece sahadaki 11 futbolcu bugün hem kendilerinin hem Fenerbahçe’nin hem de Türk futbolunun gücünü en açık, en etkili ve en güçlü şekilde göstermeyi başardı ve kelimelerin tanımlamada yetersiz kaldığı bir başarı elde ettiler İspanya’da.
Bugünkü muhteşem zaferi Fenerbahçe’ye getiren en büyük etken rakibin yumuşak karnı olan duran top savunmalarını çok iyi değerlendirmek ve skor ne olursa olsu disiplini elden bırakmadan çok ve isabetli pasla yapmak oldu. Diğer taraftan maçın son anlara kadar 3-1 devam etmesi de Fenerbahçe’nin işini kolaylaştırdı zira ikinci yarının başında sarı lacivertliler bir gol bulsa Sevilla mutlaka çok adamla yüklenecek ve muhtemelen de tüm umutlarımızı solduracak golü bulacaktı. Ancak ikinci golümüz maçın son anlarında gelince bu skoru değiştirmek için çok da şansları olmadı ve bu dakikadan sonra paniğe kapılan Avrupa’nın yeni prensi değil tecrübeli ev sahibi takımdı.
Bu maçların en önemli özelliği tek maçlık performansların büyük önem taşımasından dolayı aralarında uzun vadede çok büyük fark olacak takımların birbirleriyle başabaş mücadele edebilmeleridir. Bugün Sevilla ve Fenerbahçe’yi herhangi bir lige koyslar muthemelen sezon sonunda Sevilla açık ara önde olur. Ancak bu maçlardaki başta Uğur olmak üzere Gökhan, Alex, Deivid ve Aurello’nun üstün performansları takımlarımıza tarih başarıları getirmiştir.
Neticede mütevazı kadrosuna karşın Fenerbahçe, Avrupa’nın son sekiz takımı arasına girerek hem kendisi hem de ülkemiz adına müthiş bir iş yapmış ve bundan sonra hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktır. Hafta sonu Manisaspor’un karşısınna bir “Avrupa çeyrek finalisti” çıkacak, Avrupa’da rakip kim olursa olsun Fenerbehçe için deplasmanda Sevilla’dan 2-0’dan çevrilen maç düşünülecektir ki Avrupa’da başarı için güzel oynamak kadar rakibin size saygı duymasını da sağlamak önemlidir.

Pazar, Mart 02, 2008

Motivasyon İşi

İnönü’nün müthiş atmosferi, Ertuğrul Sağlam’ın iki büyük rakibine oranla heyecanı, Beşiktaş’ın yükselen grafiği ve en önemlisi 137 haftalık liderlik hasreti Beşiktaş’ın bu maçtaki büyük motivasyon kaynaklarıydı ve nitekim siyah beyazlılar ezeli rakiplerini mağlup ederek ligin zirvesine yerleşmeyi başardı.
Ertuğrul Sağlam’ın görev başına geldiğinden beri belki de en önemli maçıydı bugünkü karşılaşma ve genç teknik adam, eksiklerine karşın sahadan galip ayrılmayı başardı ve hem takımının özgüvenini hem de kendine güvenini arttırdı. Galatasaray’ın son maçlarda icat ettiği şişirme toplar ev sahibini fazla zorlamasa da Rüştü’den Nobre’ye her futbolcunun gözünden okunan inanç bugün Beşiktaş’ı üç puana götüren temel etkendi. Savunmada Baki, ortada Tello ve ileride Holosko zaman zaman hata yapsa da takım olarak rakibini iyi analiz etmiş olan ve maçın öneminin bilincinde olan siyah beyazlılar girdikleri gol pozisyonları kadar rakiplerine gol şansı vermemeleriyle de dikkat çekti.
Hafta içinde kupa mücadelesinden moralli ama yorgun çıkan Galatasaray onbirini bugün de İnönü’de izledik. Bundan 3-4 hafta önce sarı kırmızılıların kadro zenginliğinden hatta iki kadro oluşturup iki takımın da başarılı olabileceğinden konuşurken, bugün Bay Arena’dan İnönü’ye Fenerbahçe’den, Kasımpaşa’ya kadar her maçta aynı futbolcuların oynaması Kalli’nin takımına ihanetinden başka değil. Kadıköy’de Fenerbahçe karşısında iyi mücadele eden 11 “yerli” futbolcu o zamanlar için bir gurur kaynağıyken şimdilerde herkesin kafasında bir soru işareti. Beşiktaş karşısına sadece bir yabancıyla çıkan ve sonrasında da Nonda ve Barusso ile bu sayıyı üçe çıkaran Feldkamp’a birilerinin bu yabancıların neden transfer edildiğini ve rakipler bir yabancı daha oynatabilmek için bin dereden su getirirken kendisinin böyle bir haktan neden faydalanmadığını sormak gerekir. Son haftalarda olaylı Fenerbahçe maçı haricinde büyük bir düşüş içinde olan sarı kırmızılıların sahip olduğu kadroyu, taşlarla fazla oynamadan, daha faydalı kullanması başta Kayserispor maçı olmak üzere bundan sonraki maçlarda çıkış yakalamak için çok ama çok önemli.
Bu hafta liderin değiştiği ve puan cetvelindeki duruma bakılırsa kalan sürede de her hafta değişmesi muhtemel olan ligde son haftalara nefes nefese girileceği kesin ve mutlu son bu sene belki de hiç olmadığı kadar zor olacak.

Yan Etkiler

Hafta içinde Fenerbahçe’nin sadece kupadan elenmediğini, maçın gerginliğinden ve cezalarından dolayı bu haftaki Ankaragücü maçının da tehlikeye girdiğini düşünmüştük. Nitekim Ankara’daki 90 dakika sonunda galibiyeti kaçıran takım şampiyonluğa oynayan değil ev sahibi sarı lacivertlilerdi.
Fenerbahçe, çeşitli nedenlerden dolayı birçok futbolcudan yoksun gittiği Ankara’da, zaten kendi sahasında iyi mücadele eden renktaşı karşısında çok etkisiz oldu ve burada puan kaybı bir ölçüye kadar kabul edilebilirdi ancak tek bir net gol pozisyonuna girilememesi noktasında özellikle Ziko’nun uzun uzun düşünmesi gerekir.
Fenerbahçe’de kafaların Salı günü oynanacak tarihi maçta olması elbette bir mazeret ve her ne kadar profesyonel futbolcuların her maçı kendi içinde düşünmesi gerekse de, salı günü oynanacak maçın belki de tarihin en önemli maçı olması bu mazereti kuvvetlendirse de en azından oynayan yedek ağırlıklı kadronun bu maçta görevlerini çok daha dikkatle yerine getirmesi gerekirdi.
Ziko’nun puan kayıplarından sonra eleştirilme noktası artık çok bariz: devamlı aynı sistemle oynamak. Bu durumun en kötü yanlarından biri rakip teknik direktörün yapacaklarınızı harfi harfine tahmin ediyor olması. Elbette müthiş formda ve istekli, Alex, Kezman, Deivid ve diğerleri olursa rakip nasıl oynayacağınızı bilse de size karşı koyamaz ancak bu futbolcuların vasatı aşamadığı maçlarda takım olarak Fenerbahçe’nin çok zorlandığına bu sezon ziyadesiyle şahit olduk.
Bu puan kaybı, net pozisyonların Ankaragücü tarafından yakalanması ve Fenerbahçe’nin en iyisinin kaleci Serdar olması dikkate alındığında bir ölçüde kabul edilebilir ama salı günü oynanacak maçta Fenerbahçe’nin tepeden tırnağa bambaşka bir görünüme ve morale sahip olması ve o maçın önemine paralel bir oyun sergilemesi ülkemiz için büyük önem taşıyor.