Perşembe, Ağustos 30, 2007

Zafer Tütüyor Bacamızdan














Tarihi 30 Ağustos öncesi, Fenerbahçe ve Beşiktaş futbol adına tarih yazarak net skorlarla rakiplerini saf dışı bırakarak isimlerini Şampiyonlar Ligi’ne yazdırmayı başardılar. Sezon başından beri söylüyorum bu sene takımlarımızın Avrupa’da belki de bugüne kadar hiç elde edilememiş bir toplu başarıya imza atacaklarını düşünüyorum diye. Yarın da Galatasaray ve belki de Erciyesspor’un güzel haberleriyle bu sevincimiz katlanacak ve doruğa ulaşacaktır.
Maçlara gelince… İlk sevindirici haber İnönü Stadı’ndan geldi ikincisi ise Constant Vanden Stok’tan. Beşiktaş’ın ilk m;açta yediği son golle yaşadığı moral bozukluğu Delgado’nun golleriyle dağılırken, Fenerbahçe’nin ilk maçın skorundan sonraki tedirginliği henüz dördüncü dakikada gelen Kezman golü ile yerini kendine güvene ve rahatlığa bıraktı. İstanbul’da sahanın yıldızı Zürih’e tüm golleri atan Delgado olurken Belçika’da öyle bir Deniz vardı ki gücü, top çalması ve olumlu paslarıyla belki de bugüne kadarki en faydalı oyununu sergiledi dosta ve düşmanlara. Beşiktaş, maçın başından sonuna üstün göründü ve atakları bulan takımdı. Fenerbahçeli futbolcular ise özellikle ilk yarı skor olarak önde olmasına karşın rakibinin top yapmasına izin verirken sessiz ve derinden takip ederek gol pozisyonlarını tecrübe olarak kendinden aşağıda olan meslektaşlarına “hiç şansınız yok” mesajını veriyordu. Delgado’nun ve Alex’in hemen hemen maçın aynı dakikalarında gelen golleri bu sene Şampiyonlar Ligi’ne iki takımla katılmamızı garantilerken rakiplerin de gardlarının düşmesine yetti de arttı bile.
İki takımımızın da ŞL vizesi almasının maddi manevi birçok faydası olacak. Her şeyden önce ortalama 9-10 milyon doları kasasına koyan ekiplerimiz, ki bu rakam bütçelerinin aşağı yukarı 1/7’si civarındadır, dünyanın kulüp bazındaki bir numaralı futbol organizasyonunda kendilerini gösterme fırsatı elde edecekler. Diğer taraftan ülke sıralamasında doğrudan rakibimiz olan İsviçre ve Belçika’nın takımlarını elemiş olmamız bize önümüzdeki yıllarda Avrupa kupalarına fazla takımla katılma yolunda büyük mesafe kat ettirecektir. Sonuçta, kendini ve takımı sürekli geliştiren Artur Ziko ve Beşiktaş yönetiminin bugüne kadarki en doğru icraatı olan Ertuğrul Sağlam ile takımlarımız ŞL’ye katılma hakkını elde etti ve düşünceme göre bu başarı grup maçlarında da devam edecektir. Artık futbolumuzun emeklemekten kurtularak adımlamaya hatta koşmaya vakti geldi de geçiyor bile. Umarım yarın çekilecek kuralarda takımlarımızın grupları da dişimize göre olur ve yolumuza kayıpsız ve başarılarla devam ederiz…

Çarşamba, Ağustos 29, 2007

Trabzon’a Federasyon Kıyağı

Futbol Federasyonu’nun dün açıkladığı karara göre iki hafta önce oynanan ve “yeterli güvenliğin sağlanamaması” nedeniyle hakem Bülent Demirlek’in kararıyla yarıda kalan Trabzonspor-Sivasspor karşılaşması tarafsız ve seyircisiz bir sahada tekrar oynanacak.
Olayın teorik ve hukuki boyutuna hiç girmeye gerek yok; zira bu karar tam bir fiyasko!
Düşünün ki zaten daha önceki olaylarla neredeyse sabıkalı hale gelmiş bir statta onlarca taraftar sahaya giriyor ve rakip futbolculara saldırıyor ve bu olaylar üzerine maçın hakemi çok doğru bir kararla maçı yarıda bırakarak soyunma odasına gidiyor. Hani hep deriz ya bu olay Avrupa’da olsa diye; bu olay Milan-Real Madrid maçında olsa ve İtalyanlar sahaya girip Madridli futbolcuları tartaklasa (dikkat edin burada adamın elinde kesici bir alet olsa futbolcuyu yaralayabilir hatta…) UEFA bu durumda ne karar verirdi?
Olayın bir trajik boyutu da olayın faturasının zavallı Demirlek’e kesilmiş olması. Olayların büyümesini engellemek için maçı tatil eden Demirlek’in şimdi Fifa kokartının geri alınması gündemde. Bu durumdan sonra hangi hakem maçı tatil edebilir? Bu açıkça sahada insanlar birbirini kesse de maçı yarıda bırakma demek değil mi?
Unutmayalım ki sağlıklı futbol için tüm kurumların sağlıklı hareket etmesi ve kendilerini adeta unutturmaları gerekir. Ancak ülkemizde maalesef oyun dışı olaylardan oyunun güzelliğinin ortaya çıkmasına izin vermiyoruz.

Pazartesi, Ağustos 27, 2007

Cimbom da Modaya Uydu


Fenerbahçe ve Beşiktaş’tan sonra Galatasaray da rakibini tek golle geçerek haftayı kayıpsız kapattı. Gecenin yıldızı hiç şüphesiz oynadığı her maçta kalitesini ortaya koyan ve bugün de attığı golle takımına hayat veren Lincoln oldu.
Feldkamp’ın eski ve yeni jenarasyonu harmanlayarak oluşturduğu kadroda Lincoln’ün gerçekten müthiş önemi var. Geçen seneye ilave olarak Brezilyalı’nın ekstra performansı ve kişisel çabalarıyla takıma kattığı katma değer şu ana kadar her maçta kendini gösterdi. Saha içindeki varlığı takım arkadaşlarına da moral veren sambacının tek olumsuz yönü çeşitli nedenlerle her maçta forma giyememesi. Ancak Lincoln Fenerbahçe’deki Alex misali özellikle Süperlig maçları için takımı adına ilaç olabilecek cinsten bir futbolcu.
Galatasaray ligde üçte üç yaparak sezona çok başarılı başlasa da ortaya koyduğu futbol sene başı olması nedeniyle henüz herkesi tatmin edecek cinsten değil. Ancak Kalli’nin oturtmaya çalıştığı sistemin her maçta biraz daha belirginleşmesi sarı kırmızılılar için çok olumlu bir gelişme.
Tüm bu olumlu işlerin yanı sıra Galatasaray’da baş gösteren sıkıntıların başında kaleci ve golcü sıkıntısı geliyor. Necati’nin neden gönderildiğini anlayamadığım takımda Hakan’ın formsuzluğu rekor stresiyle birleşince ortaya gol yollarında sıkıntılı bir takım çıkıyor. Halbuki Lincoln gibi müthiş bir ayağın önünde gol aramak her ileri uç oyuncusunun hayallerini süsleyen bir iştir.

Pazar, Ağustos 26, 2007

Batugol

Beşiktaş için yapılacak en doğru yorum takımın rakiplerine (Fenerbahçe-Galatasaray) oranla çok daha disiplinli ve mücadeleci olduğu ama son vuruşlarda kaendini gösterecek ve oyun içinde varlığını hissettirecek bir yıldız oyuncusunun olmamasıdır.

Elbette uzatma dakikalarında 16 yaşındaki Batuhan’ın ayağından gelen gol takımı ve taraftarları sevince boğmaya yetti ama bundan sonraki maçlarda da korkulu rüya görmemek için oyun disiplinini hiç bir zaman bırakmamak ve son vuruşlarda dikkatli olmak gerekiyor.
Takımın en büyük avantajı olan disiplin ve motivasyon çoğunlukla oyuna olumlu yansırken özellikle maçın son bölümlerinde savunma oyuncularının da ileriye çıkmasıyla riske atılan savunma ileriki maçlarda siyah beyazlıların başını ağrıtabilir.
Ertuğrul Sağlam’ın kendi deyimiyle “kemikleşmiş oyun yapısını yok etme isteği” büyük değişiklikle rolmadığından pek ortya çıkmadı ki Beşiktaş gol yollarında hala çok yetersiz görünüyor.
Çarşamba günü rakibini gol yemediği takdirde eleyecek olan Kara Kartallar bu işi en iyi yaptıkları şey olan disiplin ve mücadele ile elde edip Şampiyonlar Ligi’ne katılacaktır.

Fenerbahçe Direkten Döndü

Yeni sezonda üçüncü haftayı da geride bırakırken Fenerbahçe’nin kör topal ilerleyişi sürüyor. Geçen senenin şampiyonu gelen ve giden futbolculardan sonra hala daha tam bir dikiş tutturamamış ki bugün de kendi sahasında üç puanı ecel terleri dökerek aldı.

Aslında rakipleri Galatasaray ve özellikle Beşiktaş’a oranla çok sayıda yıldız, bir başka deyişle sonucu değiştirebilecek oyuncuya sahip olan sarı lacivertliler maç içinde zaman zaman rakibine üstünlüklerini tam anlamıyla Kabul ettirmelerine karşın bu baskıyı maç boyunca devam ettiremiyor hatta bazı anlarda ipleri tamamen rakibin eline verebiliyor. Bugünkü Sivasspor maçında da olanlar bundan farklı değildi. Maça büyük arzu ve hırsla başlayıp, Roberto Carlos’un pozisyon takibi sonucu attığı takdire şayan golle öne geçen Sarı Kanarya aynı başarıyı kalan dakikalarda sürdüremediği gibi iki topu direkten dönen rakibine umduğundan fazla pozisyon verdi.

Elbette kötü oynanan maçtan üç puan almak özellikle Anderlecht maçı öncesi sevindirici ama başta yan toplardaki zaaflar olmak üzere Ziko’nun takımın maç içinde kesik kesik oynama ve zaman zaman oyundan kopma sorununu acilen çözmesi gerekiyor.

Çarşamba günü de deplasmanda Fenerbahçe’nin gol atacağına ve bu suretle Belçika’dan istediğini alarak döneceğine inanıyorum.

Cuma, Ağustos 17, 2007

Bunlar Daha Başlangıç

Bu sene Avrupa'da başarılı olacağımız düşüncesi yaklaşık bir aydır aklımda. Bu nedenle henüz daha hiç bir takımımız rakibini elemeyi garantilememişken, deplasmanda iyi mücadele eden Fenerbahçe'nin, Sağlam hocalı Beşiktaş'ın ve Avrupa'nın gediklisi Galatasaray'ın bu turlarda rakiplerini saf dışı bırakacaklarına ve aynı başarılarını grup maçlarında da sürdüreceklerine yürekten inanıyorum; artık bunun zamanı çoktan geldi.
K.Erciyesspor'un bile çok başarılı bir skorla İsrail'den dönmesi üzerimizdeki pozitif elektriğin bir yansımasıdır. Her ne kadar buradaki maçta Tel Aviv'in tecrübesiyle öne çıkacağını düşünsem de Erciyesi'i de gruplarda görmek herhalde sevinçlerimizi ikiye değil beşe katlar.

Hepsinin üzerinde Avrupa'daki başarılarımız talımlarımızın arasındaki dostluk köprülerini güçlendirecektir....

Perşembe, Ağustos 09, 2007

Haydi Hisset Hislerimi

İlk maçta rakibin beklenenden dirençli çıkması ikinci maçta Kara Kartal'ın rakibini küçümsemesini engellerken, 1-0'lık sonuç da onları ikinci maçta daha açık oynamak zorunda bırakmıştı. Ancak dün akşam da Sheriff'in sahaya bir an önce golü bulup rahatlamak değil yine öncelikle savunma yapmak isteyen bir dizilişle çıktığını gördük. Elbette ki bu karar futboldaki "haddini bilmek" kavramıyla açıklanabilir ancak gerek 10 kişi kalmanın yorgunluğu gerek artan Beşiktaş atakları gerekse rakibin gol atma isteğiyle ileri daha çok çıkması ikinci yarıda Sheriff'in gardını düşürdü ve temsilcimiz rakibini gol yemeden toplamda attığı dört golle eleyerek Şampiyonlar Ligi yolunda sıradaki takımı beklemeye başladı.

Her ne kadar zamanı nedeniyle tartışılsa da, Fenerbahçe maçındaki olumlu sinyaller Sheriff maçı öncesi hepimizi umutlandırmış ikinci maç için takımın güvenini en üst noktaya taşımıştı. Bu olumlu sinyaller genel olarak savunmanın tecrübeyle paralel ve Kaş'ın katılımıyla geçen seneki hatalarından uzak olması, Cisse'nin orta alana kattığı güç ve Bobo'nun artan performansı olarak sayılabilir. Elbette yeni teknik direktör ve yönetimin bu güne kadarki yaptığı en başarılı icraatı olan Ertuğrul Sağlam'ın da takıma kattığı pozitif enerji ve sadece taktik anlamda değil oyuncularla yakaladığı iyi iletişimin de bu değişimde en büyük paya sahip olduğunu söylemek gerekir.

Beşiktaş'ın geçen sene Tigana yönetimindeki önceliği savunma yapmak ve başta 1-0 olmak üzere az farklı galibiyetlerle maçları tamamlamaya çalışmaktı. Ertuğrul Sağlam'ın prensip olarak böyle bir düşüncesi olmasa da kendisinin, futbolcuların kafasındaki bu sistemi de ortadan kaldırmak için yoğun çaba sarf etmesi gerekiyor. Bundan önceki takımlarında klasik 4-4-2'nin önde gelen uygulayıcılarından olan Sağlam Beşiktaş'ta henüz bu sistemi tam olarak uygulamadı. Bu nedenle bu sene de, Bobo'nun formunun kaldığı yerden yükselmeye devam etmesine karşın, siyah beyazlıların en çok gol yollarında zorlanacağını düşünüyorum. Nobre'nin sakatlığı geçtiği takdirde Bobo ile yan yana oynatılıp oynatılmayacağı, Richardinho, Tello, Cisse ve Delgado'dan kimin yedek kalacağı bu zorlanmanın derecesini birebir etkileyecektir.

Takıma yeni katılan oyunculardan İ.Kaş ve Cisse gerçekten Beşiktaş'ın güçlenmesine katkı sağmamışken Tello için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Şilili futbolcunun tekniğinin üst düzey olduğunu kabul etmekle birlikte maç içinde kopmalar yaşaması ve oynadığı üçüncü maçta cezalı duruma düşecek kadar kendini kaptırması onun Beşiktaş'a yararını çok azaltıyor. Henüz maça çıkmayan Diatta ise eminin İ.Kaş'ın böyle performans göstereceği bilinse transferi için tekrar düşünülürdü. Ancak her şeye karşın bu futbolcu hem tecrübesiyle Kaş'a güzel bir örnek olacak hem de Kaş ile birlikte takımın savunma sorunlarını çözmeye yardımcı olacaktır.

Şu an bakıldığında Beşiktaş Şampiyonlar Ligi'ne en yakın temsilcimiz olarak göze çarpıyor. Ertuğrul Sağlam yönetiminde, büyük bir aksilik olmazsa, İsviçre ekibini de eleyeceğini düşündüğüm siyah beyazlıların öncelikle bu hedefine ulaşıp grup maçlarında da üstün performans göstererek Avrupa sahnesinde kendini göstermesinin zamanı artık geldi.

Pazartesi, Ağustos 06, 2007

İlk Kupa Kanarya'nın

Geçtiğimiz sezonun uyuşukluğu ve bezdirici temposundan sonra dünkü karşılaşma biz futbolseverlere ilaç gibi geldi. Sahada mücadele eden iki takım da canla başla birbirlerine üstünlük kurmaya çalışıp karşılıklı olarak fileleri havlandırıyorken onları izleyen biz milyonlar da futbol adına özlediğimiz duyguları yaşamanın, heyecanı hissetmenin kısaca güzel futbol görmenin mutluluğu içindeydik.

Beşiktaş’ın hazırlık maçı havasından kurtulamamış Sheriff maçı dâhil olmak üzere, iki takımın da bu sezon yaptıkları en ciddi karşılaşma oldu dünkü Süper Kupa mücadelesi. İki takımda da büyük ölçüde değişmiş kadroların nasıl bir yapıda olacağı merakla beklenirken gerek Beşiktaş’ta gerekse Fenerbahçe’de orta alan markajcılarının fazla etkili olmayışı topun bazen aynı dakikada iki kalede de görülecek kadar hızlı oynanmasına neden oldu. İlk yarının başı Fenerbahçe’nin, ikinci yarının çoğu da Beşiktaş’ın üstünlüğü ile, geride kalan süreler de dengede devam eden karşılaşmayı rakibine oranla biraz daha oturmuş oyun yapısı olan sarı lacivertliler bu özellikleri sayesinde kazandı.

Fenerbahçe cephesinde maçın adamı, geçen senenin aksine oyunda çok faydalı işler yapan Daivid oldu. Avusturya kampında kendinden çok söz ettiren Brezilyalı dün de gerek golü, gerek şutları gerekse isabetli paslarıyla adeta yeni bir transfer imajı çizdi. Daivid’in dışında Can, Deniz ve arkasındaki R.Carlos’un güveniyle oynayan Uğur öne çıkan isimlerdi. Sarı lacivertlilerin üstün teknikleri ve nispeten oturmuş oyun sistemlerine karşın en büyük zaaflarının yan toplar oluşu yine gözlerden kaçmadı. Yenen gol dışında kanatlardan yapılan ortalarda birçok açık veren savunmaya tedbir alınması özellikle Avrupa maçları için her şeyden önemli görünüyor.

Beşiktaş’ta ise kadro mücadeleci isimlerden oluştuğu için teknik kapasite birkaç kişinin güdümündeyken hırs ve mücadele daha ön plana çıkıyor. Yeni transferlerden Cisse tam anlamıyla kusursuz görünürken genç futbolcu İbrahim Kaş, Tigana’nın siyah beyazlılara tek faydası olan Serdar Kurtuluş, sakatlanana kadarki performansıyla Mehmet Yozgatlı ve tabi ki Bobo sahanın en başarılı isimleri arsındaydı. Dün Delgado geçen seneden farksız bir görüntü çizerken yeni alınan Tello da oyunda ikinci bir Delgado havası yaydı etrafa. Hemen söyleyelim ki Beşiktaş’ın şu an ihtiyacı olan son şey yeni bir Delgado’dur. Beşiktaş’ın bu sene en çok başının ağrıtacak konu yine gol yollarındaki etkisizlik olacak gibi görünüyor. Zira savunma ve orta alan büyük ölçüde görevini yerine getirirken bu oyuncuların aynı oranda hücuma destek verememesi takımın gol silahını çok zayıflatıyor.

Sonuçta iki takım da dünkü oyunlarıyla göz doldurup önümüzdeki maçlar için umut verirken eksikleri de gözden kaçmadı. Beşiktaş’ın bu hafta içi oynayacağı Sheriff maçını kazanarak tur atlayacağından en ufak bir şüphem yok ama bu maçta da en az dünkü kadar mücadele etmesi gerekir. Fenerbahçe ise hemen hemen kendisiyle denk rakibini elemek için yan toplarda çok dikkatli olmalı ve isteğini maç içinde zaman zaman değil 90 dakika boyunca rakibine hissettirmelidir.

Cuma, Ağustos 03, 2007

Avrupa Rakiplerimiz Beli Oldu



UEFA Şampiyonlar Ligi ve UEFA Kupası kuraları bugün İsviçre'de çekildi.

Çekilen kuralar sonucu eşleşmeler şöyle;




Fenerbahçe - Anderlecht(Belçika) 14/15-28/29 Ağustos
Zürih(İsviçre) - Beşiktaş/Sheriff 14/15-28/29 Ağustos
Slaven(Hırvatistan) - Galatasaray 16-30 Ağustos
M.Tel Aviv(İsrail) - K.Erciyesspor 16-30 Ağustos