Perşembe, Ekim 25, 2007

Bu Sefer Oldu


Dün gece Beşiktaş, İnönü’deki on binlerin desteğini avantaja ve rakibini de şaşkına çevirmeyi başararak, dönüm noktası niteliğindeki karşılaşmada rakibini mağlup etmeyi başararak grupta ilk puanlarını aldı ve kulüplerimizin bu seneki başarılarına bir yenisini daha ekledi.
Evet Liverpool son haftalarda formsuz ve gol yollarında etkisizdi ama bu onların İstanbul’da da kötü oynayacakları ve maçı Beşiktaş’a bırakacakları anlamına asla gelmiyordu ta ki karşılarında müthiş istekli, hatasız oynayan ve pres yapan bir Beşiktaş ve tribünlerde, emsali az görülür şekilde, takımını iteleyen bir taraftar topluluğu bulana kadar. Beşiktaş’ın ilk golü erken bulması ve rakibine orta alanda fazla top yaptırmaması ile birlikte Bobo’nun özellikle ikinci golde ortaya çıkan bireysel çabası neticesinde rakibini mağlup etmeyi başaran Kara Kartal’da bir diğer önemli etken de savunmanın geçen maçların aksine daha dikkatli olması ve hata yapmamasıydı.
Maçın adamı elbette Bobo ama Serdar Özkan, Koray, Hakan, Delgado ve Tello da performanslarıyla göz doldurdu ve neredeyse 3 – 6 – 1 şeklinde sahaya dizilen Beşiktaş bu dizilişiyle Avrupa maçları için ideali bulmuş oldu. Bu zafer ve gruptaki puan durumu göze alındığında, gruplar belli olduğundaki düşüncemin değişmediğini ve Beşiktaş’ın bu grupta en az ama büyük olasılıkla üçüncü olarak Avrupa macerasına devam edeceğini söyleyebilirim. Kalan maçlarda Beşiktaş en azından 4 puan alabilir

Çarşamba, Ekim 24, 2007

Fener'in Sistemi Var!


Fenerbahçe’nin kadro ve sistem itibariyle bu tip maçlara çok uygun olduğunu artık futbolla ilgisi olmayan ev hanımları bile öğrendi. Bugün de Fenerbahçe deplasmanda oynaması, 30. dakikada Alex’i kaybetmesi ve 35 dakika 10 kişi mücadele etmesine karşın Philips Stadı’ndan puan çıkarmayı başardı ve bu başarıyı getiren altın kural “deplasmanda geriye düşme” oldu.
Bugüne kadarki en başarılı Şampiyonlar Ligi performansını gösteren sarı lacivertlilerin bugünkü oyunu, bunun asla bir tesadüf olmadığını, gerçekten de oyuncuların yaptıkları baskı, kapılan toplardaki organizasyonlar ve rakibe pozisyon vermemeleri nedeniyle yenilmesi zor bir takım oluşturduğunu tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. Maçın geneli göz önüne alındında Alex’in oyunda kalması bize bu maçta 3 puan bile getirebilecek bir nokta olarak görünürken, alınan 1 puanda ise en başta savunmaya dönük orta saha oyuncuları olarak örnek gösterilen ve maçta yaklaşık 12’şer km koşan Deniz ve Aurello’nun payı vardı.
Maçta öne çıkan isimler Fenerbahçe adına Deniz, Aurello, Lugano ve Roberto Carlos’tu ama maçın yıldızı tüm değişkenler göz önüne alındığında hiç şüphesiz genç Gökhan’dı. Önce Yasin’le birlikte CSKA deplasmanında başarılı bir grafik çizen, hafta sonu Konyaspor maçında ilk kez ilk on birde şans bulan genç futbolcu, bugün değil ilk kez yıllardır Şampiyonlar Ligi’nde oynuyormuşçasına soğukkanlı, başarılı ve etkiliydi. Gökhan’ın bu performansı elbette kadro sıkıntısı çeken milli takım için de gerek kendisi gerekse kendisi gibi diğer arkadaşlarını göstermesi açısından çok önemliydi.
Maçın 65. dakikasında ağır bir kararla oyundan atılan Deivid maçın genelinde fazla etkili görünemedi ve kart gördüğü pozisyonda da aslında geç kalarak hem atağı kesmiş hem de dolayısıyla kart görmüş oldu.
Sonuç olarak bugünkü beraberlikle Fenerbahçe, İnter galibiyetinin avantajını sürdürmeyi başardı ve 9 Kasım’da yine PSV ile oynanacak grubun en kritik maçına hem kendine güvenli hem de gerçekten avantajlı çıkma şansını elde etti. Bu maçta Deivid ve Lugano’nun eksikliğini Tümer ve Önder büyük ölçüde kapatacaktır ama Alex’in o maça mutlaka yetiştirilmesi gerekiyor zira bu maçta alınacak galibiyet artık çok yaklaşılan tur vizesini sarı lacivertlilere çok büyük ölçüde verecektir. Kadıköy’de beraberliğin de bir ölçüde Fenerbahçe’ye yarayacak olması çok büyük bir avantaj çünkü böylelikle saldırmak ve alışık olduğu oyun anlayışından uzaklaşmak zorunda kalmayan sarı lacivertliler disiplinli oyununu bir de gol ya da gollerle süsleyebilirse tüm Türkiye’yi sokağa dökmeyi başaracaktır.

Perşembe, Ekim 18, 2007

Hiç Şşırmadım


Milliler bugün de sahadan boynu bükük ayrılarak Avrupa Şampiyonası’na katılma şansını yüzde 10’un altına indirdi. Bugünkü yenilgi bazıları için büyük bir hayal kırıklığı olabilir ama iki takımın da son maçlardaki performansı göz önüne alındığında aslında bugün ortaya çıkan sonucun kimseyi şaşırtmaması gerekir. Bir tarafta rakiplerini bir bir dize getiren Yunanistan, diğer tarafta ise Yunanistan’ı deplasmanda yenmesine karşın rakibinin tam dört puan gerisine düşmeyi başaracak kadar istikrarsız bir grafik çizen milli takımımız.
İşte şampiyona elemeleri bu yüzden var; isteyeni istemeyenden, hak edeni hak etmeyenden; kısaca iyiyi kötüden ayırmak için. Bugün Gökhan çok kötüydü, Tuncay çok kötüydü, Emre çok kötüydü, Hamit çok kötüydü, kısacası Volkan dışında herkes bugün çok kötüydü. İşte bu yüzden “kazanmak zorunda olduğumuz maç”ta rakibimize bir sürü gol pozisyonu verirken ilk ve tek pozisyonumuzu 86. dakikada yakalayabildik.
Sonuçta tıpkı Moldova beraberliğinden sonraki umutsuzlukta Yunanistan maçını kazanmanın umudu varken, şimdi de Norveç’i deplasmanda yenme olasılığının heyecanı var içimizde. Ancak bugünkü yenilgi gerçeklerin acı olduğunu ve evdeki hesabın çarşıya uyması için çok dikkatli yapılması gerektiğini çok acı bir şekilde gösterdi bize. Artık bugünden sonra kalan süreyi iyi değerlendirmeliyiz, 17 Kasım’daki maçta elimizden geleni yapmalıyız gibi sözlerin hiçbir anlamı yok, zira Avusturya’ya gidebilmemiz artık ya gerçekten tarih yazmamıza ya da futbolun içindeki şans miktarına bağlı.

Salı, Ekim 16, 2007

Şans Yanımızda Olsun

Milli takımın savunması en kötü tarafımız. Başta son haftaların formsuz ismi Hakan Arıkan olmak üzere, Servet ve Gökhan hiç bir maçta gol yememizi engelleyemediler. İbrahim Üzülmez ve Selçuk hatta Mehmet Aurello da hücum geliştirmeye katkıda bulunmayınca ortaya bizim açımızdan çok kısır bir mücadele çıktı. Bu maçta rakibi övmek kendimize saygısızlık olur ama hak ettiğimiz saygıyı geri kazanmak için de son maçlarda sergilenen performansın n az iki katına ulaşmamız gerekiyor.
Çarşamba günü oynanacak Yunanistan maçı milli takımımız için tam bir dönüm noktası. Bu maçtan alınacak galibiyet tekrar ibreyi bize çevirecekken olası bir puan kaybı işimizi olağanüstü olaylara bırakacaktır. Geride kalan maçlara bakıldığında rakibimizin bize oranla bu işi daha ciddiye alıp daha çok istediği ortada ama yapılacak doğru on bir seçimi ile grubu en azından ikinci tamamlamayı hedeflemek gerekiyor bundan sonra.
Yuanistan maçının zor gçeceğini söylemeye gerek yok ve açıkçası bu maçtan galibiyetle ayrılma şansımız bence o kadar da fazla değil ama inşallah ilk maçtaki şansımız bu maçta da yanımızda olur çünkü buna çok ihtiyacımız olacak.

Perşembe, Ekim 04, 2007

Yıldız Futbolcu

Ne Marsilya ne de Porto Besiktas'tan aman aman üstün takimlar ama Besiktas'ta futbolcular o kadar siradan oynuyor ki rakip takimda 1 tane bile öne çikan futbolcu olsa, bu o takimi Besiktas'tan farkli kilmaya yetiyor. Bu adam Marsilya maçinda Cisse'ydi dün de Quarezma. Ertugrul Saglam'in maçtan önce "hücum oynayacagiz" açiklamasi ilk on bire I.Akin'i monte etmekten ileri gidemedi. Sistem o kadar kemiklesmis ki daha dogrusu eldeki futbolcular itibariyle yapi o kadar savunmaya dönük ki Besiktas'in bu tip maçlarda gol bulmasi için ya forvet oyuncularinin ya da forvet arkasindakilerin ekstra performans göstermeleri gerekiyor. Halbuki bir forvet oyuncusu vasat oynarken de gol atabilmeli ve asist yapan oyuncular bunu vasat oynarken de yapabilmeliler, bu her takimda böyle oluyor. Dün Liverpool'un kaybetmesi de bizim için kötü oldu. Önümüzdeki Liverpool maçlarini bilemem ama Besiktas'in burada Marsilya'yi büyük olasilikla yenecegini düsünüyorum. Aradaki üç maçta alinacak puanlar UEFA sansimizi tayin edecekti

Çarşamba, Ekim 03, 2007

Deivid'ten Bir Büyük Altın

Maçtan önce kimseden Fenerbahçe’nin bugün yenileceğine dair bir tahmin duymadım. En karamsar arkadaşlar dahi sarı lacivertlilerin en azından 1 puanla Moskova’dan döneceğine inanıyordu. Tüm bunların ışığında, her şeyden önce şunu kabul etmek gerekir ki Avrupa’da yıllarca saman alevi gibi yaşanan birkaç önemli galibiyet dışında hiçbir varlık gösterememiş ve taraftarlarını üzüntüye boğmuş Fenerbahçe’nin taraflı tarafsız herkese kendini kabul ettirecek bir oyun anlayışı artık oluştu.
Devamlı söyleniyor Fenerbahçe büyük maçların takımı diye…Gerçekten de savunma ağırlıklı ama yetenekli ayaklarla da her an gol koklayan bir yapıya sahip sarı lacivertliler bu oyun anlayışı ile büyük maçlarda ve tamamı büyük maçlardan oluşan Avrupa kulvarında iki senedir hayli başarılı bir grafik çiziyor.
Bugün de olan aslında yukarıda söylenenden başkası değildi. Hele hele ilk yarıyı önde kapatmak bizim için çok büyük bir avantaj hatta en büyük dileğimizdi. Ancak etkili ve hareketli hücum oyuncularına sahip ve devamlı pozisyon arayan CSKA karşısındaki direnç önce Edu’nun kişisel hatasıyla ortadan kalktı, hemen arkasından da Love penaltıdan takımını öne geçirdi. İşte bu dakikadan sonra Fenerbahçe için tehlike çanları çalmaya başladı. Zira Fenerbahçe için en kötü senaryo deplasmanda geriye düşmektir. Savunmayı takım halinde büyük ölçüde becerebilen ama çok adamla hücuma çıksa dahi gol bulmakta zorlanan ve kontra ataklara karşı savunmada eksik yakalanan sarı lacivertliler, geride geçen dakikalarda bunu ziyadesiyle hissetti. Bu dakikalarda Ziko’nun Edu ve Lugano’yu oyundan alması çok doğru bir hamle olarak dikkat çekti. Edu’nun hatalarından dolayı formsuzluğu ve Lugano’nun sarı kartı ilk akla gelen nedenler olsa da bu iki futbolcunun geniş alandaki etkisizliği ve yerlerine giren Yasin ve Gökhan’ın ağabeylerine oranla geniş alanda daha başarılı olmaları değişiklik için asıl nedendi.
Her ne kadar yenen gollerde günah keçisi Edu olsa da Aurello, Deniz ve Deivid’in, çok adamla gelen rakip karşısında savunmalarına yeterince yakın olamamaları da yenen gollere en az Edu kadar neden oldu.
Sonuç olarak etkisizliği nedeni ile maçtan sonra bir hayli eleştirilecek ama attığı golle bir anda maçın kader adamı olan Deivid böylece hem kendini hem yine vasatı aşamayan Kezman’ı hem de puan almasını sağlayarak tüm takımı kurtarmış oldu. Bundan sonra Fenerbahçe önündeki maçlara da aynı anlayış ve disiplinle çıkacak ve elinden geleni yapacaktır, dileğim hem futbolumuz hem de Fenerbahçe adına sarı lacivertlilerin özlediği Avrupa başarılarına bu sene ulaşmasıdır.

Pazartesi, Ekim 01, 2007

Sessiz Derbi Galatasaray'ın

Ali Sami Yen’de Galatasaray’ın devam eden cezası nedeniyle boş tribünler önünde oynansa da bir İstanbul derbisi olması nedeniyle en azından vasatın üzerinde bir futbol beklese de futbolseverler, doksan dakika boyunca her iki takım açısından da bu beklentilerinin gerçekleşmediğine şahit oldular.
Sezonun formda ekibi Galatasaray’da sürpriz kadro dışı oyuncularına karşın sahada rakibine oranla daha aklı başında, soğukkanlı ve galibiyeti isteyen oyuncular vardı. Rakiplerinin çok adamla ama aynı oranda etkili olmayan savunma anlayışı nedeniyle fazla üstlerine gelememeleri sarı kırmızılılar için bir avantaj olup oyunu rakip yarı alana yığmalarına yardımcı oldu. Arda’nın ekstra performansı ve özellikle Linderoth’un takıma müthiş katkısı Galatasaray’ın üç puana ulaşmasında nasıl önemli olduysa, Beşiktaş teknik direktörünün kafasındaki düşünceleri sahaya yansıtamayan başta Koray ve kaleci Hakan olmak üzere Beşiktaşlı futbolcular da o denli önemliydi galibi belirlerken.
Siyah beyazlı cephede ise Ertuğrul Sağlam her ne kadar oyuncularının hücuma da katkı vermesini umsa da oyun buram buram savunma ve bir parça da tedirginlik kokuyordu. Hücum hattının sezon başından beri devam eden formsuzluğu bir de orta alandan yeterli destek alamama sorunu ile birleşince Beşiktaş’ın problemi haftalardır devam edip gidiyor.
Maçın son anlarındaki tartışmalı penaltı olmasa Beşiktaş muhtemelen dün bir puanın sahibi olacaktı ama bu yine yukarıda yazılı olanları değiştiremeyecek, Beşiktaş yine çok mücadele etse de yıldız futbolcu eksikliğini gideremeyecek, kaleci hatalarından kurtulamayacak ve gol yollarında etkili olamayacaktı. Bu sonuçtan sonra Galatasaray zirvedeki yerini sağlamlaştırsa da gerek sarı kırmızılıların futbol olarak rakiplerinden puan farkı kadar farklı oynamaması gerekse daha sezonun çok başı olması nedeniyle hiçbir şeyin kesin olmadığını söylemek gerekir.
Hafta içinde temsilcilerimizin Avrupa mücadelelerine bakarsak Galatasaray’ın gol yemesine karşın Sion’u eleyeceğine kesinlikle inanıyorum ancak Beşiktaş için aynı olumlu düşünceleri dile getirmek çok zor. Zira güçlü Portekiz temsilcisi karşısında Beşiktaş’ın maçtan puan ya da puanlar almak için mutlaka orta alan destekli, organize hücum varyasyonları yapmaları, başta kaleci olmak üzere savunmadaki konsantrasyonu da en üst seviyeye çıkarmaları gerekir.

Fener Doğru Yolda

Tarihi Inter galibiyetinin yankıları hala devam ederken geçen hafta yaşanan puan kaybı kafalardaki soru işaretini büyütse de, ligin formda ekiplerinden Ankaragücü karşısında alınan üç puan kadar ortaya konan olumlu futbol hem Fenerbahçe’de yüzleri güldürdü hem de CSKA maçı öncesi futbolculara moral aşıladı.
Bu maçın İstanbul’un sarı lacivertlileri adına galibiyeti kadar önemli bir diğer özelliği rakibe gol pozisyonu vermeyecek derecede uygulanan başarılı savunma anlayışıydı. Deivid, Wederson ve R.Carlos sayesinde savunmadaki topları ani ve tehlikeli ataklara dönüştüren Fenerbahçe için ligimizde savunma anlayışını sahaya en iyi yansıtan takım yorumunu yapabiliriz.
Salı günü zorlu CSKA deplasmanına çıkacak Fenerbahçe’nin buradan alacağı üç puan çok büyük, bir puan ise büyük avantaj olacakken sarı lacivertlilerin rakiplerinin gücüne karşın sahadan güzel bir sonuçla ayrılacağına inanıyorum. Kendi liginde Zenit’e yenilerek şampiyonluk şansını kaybeden ve iki hafta önceki PSV mağlubiyetiyle Şampiyonlar Ligi’ne de istediği gibi başlayamayan Rus ekibinin bu maça tüm gücüyle ve hücuma dönük bir sistemle çıkacağını tahmin ediyorum. Ancak rakibin bu sistemi Fenerbahçe için, gol yemediği sürece, avantaj bile olabilecektir. İlk golü bulması ya da maçın büyük kısmını berabere götürmesi rakibin oyunu ilerleyen dakikalarda riske etmesine neden olacağı ve temsilcimizin elinde bu durumu avantaja dönüştürebilecek futbolcular olduğu için Fenerbahçe’nin bu sene Avrupa’daki başarılarına bir yenisini eklemesi beni hiç şaşırtmaz.