Pazar, Şubat 25, 2007

Kesintisiz Heyecan

Bugünkü maçın AZ maçından daha zor olacağını benim bildiğim kadar Ziko da bilseydi bugün Fenerbahçe ligde çok daha rahat bir konumda olabilirdi. Zira artık bırakın Antalyaspor'u Toprak Mahsulleri Ofisi bile Fenerbahçe'ye karşı nasıl oynaması gerektiğini biliyor. Orta alanda Alex ve Tümer'e birer adam verip ilerideki Kezman'a fazla geniş alan bırakmayınca Fenerbahçe'nin eli kolu bağlanıyor. Zaten kaleci ile birlikte her maçta pozisyon veren savunması eninde sonunda rakibe gol şansı veriyor ve bunları değerlendiren takımlar çok rahat goller buluyorlar.
AZ maçının yorgunlukla karışık moral bozukluğu bugün tüm futbolcularda gözlendi. Halbuki rakiplerin puan kaybettiği bu haftada Fenerbahçe'nin alacağı bir galibiyet şampiyonluk yolunda çok önemli üç puanı getirecekti. Hiç oynanmamış bir ilk yarıdan sonra ikinci yarının hemen başında Antalyaspor'un golü sabaha kadar 0-0 gidecek maçın tek sayısı oldu.
Bu sene çok enteresan bir lig yaşıyoruz. Cuma günü puan kaybederek şampiyonluk umutları söndü denilen Galatasaray rakipleinin yenilmesiyle haftayı karlı kapatabiliyor, ertesi hafta tam tersi oluyor. Velhasıl adam gibi bir takımçıkıp da ligi alıp götüremiyor. Bunun nedenleri çok derin ama kısaca söylemek gerekirse ne futbolcular ne teknik direktörler ama kendi reklamlarından başka bir şey düşünmeyen yönetimlerdir.
Önümüzdeki hafta hatta iki hafta Fenerbahçe'nin Kadıköy'de oynayacak olması büyük avantaj. Haftaya oynanacak derbiyi de düşünürsek Fenerbahçe bu hafta yakalayamadığı puan farkını önümüzdeki hafta yakalayabilir.

Ders Alalım Mı?


Daha iki gün önce Fenerbahçe'nin başına gelenleri hepimiz izledik. İlk yarıyı 2-0 önde kapatan takımı rakibin değişiklikleri karşısında aciz bırak Ziko günlerece eleştirildi ve eleştirilecek. Daha bu maçın dumanı dağılmadan dün öyle bir maç daha izledik ki, bu maçtan sonra Tigana'nın ya hiç televizyon izlemeyip gazete okumadığını ya da meslektaşı Ziko ile aynı düşünceye sahip olduğunu gördük.
Ligdeki durumu göz önüne alındığında Trabzonspor'un artık sadece dünkü maçlar gibi büyük karşılaşamalar için var olduğunu, bu nedenle rakibini yenmek için elinden geleni yapacağını herkes az çok tahmin ediyordu. Oyuna da bu anlayışla başlamasına karşın kalesinde iki gol gören bordo mavililer soyunma odasına farklı geride girince ikinci yarı kendileri için kaybedecek hiçbir şey kalmamıştı. Beşiktaş ise sadece pozisyonları değerlendirerek bulduğu gollerle öne geçmiş, Avni Aker'de beklediğinden kolay bir galibiyete doğru gidiyordu. Bu düşüncelerle devre arasını geçiren teknik adamlardan Ziya Doğan beklenildiği gibi Ersen'i oyuna alarak ikinci yarıda biraz daha riskli ve atak oynamak isterken Tigana skordan bağımsız olarak dört savunma yapmayan adamı sahada tutmaya devam ediyordu.

Delgado ve Richardinho gerçektekten müthiş yetenekler olmalarına karşın kanatlarda oynayarak hem takımlarına hem de kendilerine zarar veriyorlar. Bu durumda üstlerine aşırı yük binen Serdar ve Koray da bu yükü taşıyamayıp savunmalarına yansıtınca ortaya Beşiktaş açısından çok korkutucu bir tablo çıkıyor. İlk yenilen golde Ersen 25-30 metreden top sürdü ve Runje ile karşı karşıya kaldı. Bu tip savunmanın az adamla yakalandığı golleri Beşiktaş'ın bulması gerekirken kalesinde görmesi ortada açık bir taktik hatası olduğunu gösteriyor.

Sonuçta sekiz dakikada yenilen üç golle galibiyeti rakibine hediye eden Beşiktaş'ın durumu maç içerisinde doğru hamle yapamayan Tigana'ya karşı aklıselimle hareket eden Ziya hocanın yüzünü ağarttı., tıpkı Ziko karşısında Van Gaal'in olduğu gibi. Ama gerçek şu ki bu kadar futbol gerçeklerinden uzak teknik adamlar değil onlara görev veren yönetimler en büyük suçlulardır.

Perşembe, Şubat 22, 2007

Avrupa'nın Küçük Takımı


İlk yarıda tam istenen gibi diri bir Fenerbahçe, kuvvetsiz bir Az vardı sahada. Öyle ki Rakibe pozisyon vermemenin yanında çok sayıda gol pozisyonuna girmiş ve soyunma odasına da iki farklı önde girmişti sarı lacivertliler. Ama ikinci yarının başlamasıyla Fenerbahçe son günlerdeki kötü oyununa, Az de hırsıyla birlikte topa sahip olmaya ve oyunu kontrol etmeye başlayınca hepimiz için korkulu dakikalar başladı. Tam ihtiyacı olduğu bir dakikada golü bulan Az, son dakikalardaki ikinci golle beraberliği kopardı ve turu geçen taraf oldu.
Bu maçın ardından yazık oldu, şu oldu, bu oldu demek hiçbir şeyi değiştirmez. Düşünülmesi gereken 2-0 öndeyken hatta son 4 dakikada nasıl maçın gittiğidir. Luis Van Gaal devre arasında yaptığı iki değişikliğin meyvelerini ikinci yarıda toplarken, 2-0 önde olan Ziko resmen armut topladı. Rakibin sağ kanattan akın akın geldiği dakikalarda buraya bir önelm yerine son anlarda sahanın en iyilerinden Deniz’i oyundan çıkardı. Volkan kendine güvenini tamamen yitirmiş her pozisyonda panikli bir şekilde ekrana yansıyor, Hollanda tecrübesine çok güvendiğimiz Kezman hayalet gibi dolaşıyordu. Alex, Appiah ve Lugano sahanın iyilerindenken, Tümer adeta 22 futbolcunun en iyisiydi. Attığı akıl dolu golün yanında pasları ve şutları da 10 numaraydı yıldız futbolcunun.
Sonuçta mükemmel bir ilk yarının ardından kötü bir ikinci yarı yaşadık ve çok yaklaştığımız turu rakibe hediye ettik. Bugün Fenerbahçe maçı çok rahat da kazanabilirdi ancak şans ve daha önemlisi tecrübe kırmızı beyazlıların yanındaydı. Bu netice bir kez daha gösterdi ki ligimizde ne olursa olsun önemli olan başkandan malzemeciye kadar kurumsal yapı ve tecrübe Avrupa’da mücadele etmenin birinci koşulu. Aksi takdirde bu şekilde yenilmeden tura veda edersiniz.

Pazar, Şubat 18, 2007

Skorun Darısı Perşembeye

Önder ve Lugano'nun dönmesi, orta sahada Appiah Deniz ikilisinin görev alması ve ileride Deivid dışında bir futbolcunun görev almasıyla Fenerbahçe ideal onbiri ile çıktı Sakaryaspor karşısına. İlk dakikadan itibaren üst üste net pozisyonlar bulunsa ve ondokuzuncu daikada da öne geçilmesine karşın kalan süreyi adeta perşembe günkü AZ maçının provası gibi öncelikle gol yememe düşüncesiyle geçiren sarı lacivertliler bu galibiyetle rakipleriyle olan puan farkını tekrar açmayı başardı.


Hafta içi oynanan AZ maçı Fenerbahçe için bir çok konuda gösterge oldu. Bu maçta Alex geldiğinden beri ilk defa ıslıklanırken bu protestodan son maçlarda hatalı goller yiyen Volkan ve bir türlü bekleneni veremeyen Deivid de nasibini aldı. Tümer ve Tuncay'ın gayretlerinin yanında attıkları %100 kişisel beceri golleri umutları Hollanda'ya taşımaya yeterken, oynanan kötü futbol ve yenilen goller, ikinci yarının başlamasından beri kötü oynayan Fenerbahçe'nin hatalarada tavan yaptığı bir maç çıkardı karşımıza.


Bugün de biraz bu maçın moralsizliği, biraz futbolcuların mutsuzluğu biraz da perşembe günkü maçın düşünceleri Fenerbahçelileri o kadar etkilemişti ki, öne geçtikten sonra özellikle ikinci yarıda tam istedikleri gibi çok adamla saldırıp savunmada büyük açıklar veren Sakaryaspor karşısında galibiyeti çok zor aldılar. Savunmada Lugano ve Önder'in ne denli önemli oldukları bu maçta tekrar gün yüzüne çıktı. Ancak ikinci yarıya Deniz'in yerine Mehmet Y. ile çıkması Ziko'nun gereksiz bir müdahalesi oldu ve bu nedenle orta saha hakimiyeti tamamen rakibin eline geçti. Alex yine golde vardı ama tüm eleştirileri haklı çıkarırcasına bir isteksizlik içinde göründü. Fenerbahçe için son günlerdeki en olumlu gelişme Tümer'in kazanılması oldu. Öncelikle AZ maçında kendini gösteren tecrübeli oyuncu bugün de çok istekli ve etkili oynadı.


Sonuçta ligimizin bu bulanık tablosu içinde Fenerbahçe tekrara avantajlı konuma gaçti ama hiç bir yerin garantisi olmadığını her hafta görüyoruz. Fenerbahçe'nin hafta içi yapacağı rövanş maçına gelince... Bu maçta bugünkü kadro ile (Semih yerine Kezman) turda en az AZ kadar şansı olduğunu söyleyebilirm. Zira İstanbul'da çok kötü oynamasına karşın alınan beraberlik, deplasmanda da olsa az bie kıpırdanmayla bir galibiyete dönüşebilir. Fenerbahçe'nin Hollanda'da ihtiyaca olan şey biraz şans ve öncelikle gol yememek. Çünkü sarılacivertlilerin deplasman da olsa, özellikle Kezman'ın Hollanda tecrübesiyle, orada gol atacağını düşüyorum.

Büyük Takım Küçük Takım

Turkcell Süper Ligi son senelerde çok eleştiriliyor. Genel görüş ligin kalitesinin düşük olması, bir başka değişle takımlarımızın vasat bir futbol ortaya koymaları ve neticede ortaya güzel bir oyun çıkmaması yönünde. Bu görüşün yanlış olduğunu kimse iddia edemez. Ancak gözden kaçan bir nokta var ki o da kalitesizlik tüm ligde değil sadece büyük takımlardadır. Zira büyük takımlarımız o kadar çağından uzak bir futbol oynuyor ki, Avrupa ile kıyaslandığında hepsi tel tel dökülüyor. Bunun en güzel örneği bu seneki Şampiyonlar Ligi ve Uefa Kupası maçlarıdır. Ancak bu vasat tablo enteresan bir şekilde sıkıcı değil. Tüm takımların adeta söz birliği etmişçesine oynadıkları hatalı oyunlar ligin heyecanını yitirmesine engel oluyor. Büyük küçük, vasatı aşamayan takımlar arasından hiç bir babayiğit çıkıp diğerlerinden kopamıyor, diğer taraftan alttakiler umutlarını hiç yitirmiyor.
Dün oynanan Konyaspor-Beşiktaş ve bugün oynanan G.Antepspor-Galatasaray maçları ligimizdeki durumu tüm çıplaklığı ile gözler önüne serdi. Elbette Türk Futbolu’nun gelişmesini isteyen herkesin beklentisidir küçük takımların büyükleri yenmesi ancak idealde bu küçüklerin kendilerini geliştirip büyük takımlar seviyesinde futbol oynamaları ile mümkün olmalıdır. Biz de ise tam tersine küçük takımlar belirli olanaklarıyla her zamanki gibi ellerinden geleni yaparken, büyükler kalite kaybederek adeta onların seviyesine inmiş görünüyor. Zaten şampiyonluk hesapları yapan iki takımın, ligin sonlarına doğru, ardı ardına bırakın puan kaybetmeyi sahadan yenik ayrılmaları bunun en büyük göstergesi.
Böyle bir tablonun ortaya çıkmasında elbette çok neden var. Bu nedenler takımdan takıma değişmekle birlikte öncelikle büyük takımlarımızın birbirleriyle girdikleri “it dalaşıdır”. Spor içindeki rekabet sınırlarını çok değişik alanlara taşımak, birbirleriyle adeta kavgalı olmak, her fırsatta karşıdakinin hatalarını ortaya çıkarmak hevesi büyük takımlarımızı kâh yanlış transferlere itti kâh sağlıksız yönetimlere.
Bugün, geçen senelerde puan kayıplarına alışık olmadığımız büyük takımlarımızın puan kayıplarını belki de sürpriz diye nitelendirmemeliyiz. Rıdvan Dilmen’in dediği gibi herkesin birbirine hediye ettiği şampiyonluğu kötülerin iyisi olan takım kazanacak. Umarım ligimiz her zaman böyle çekişmeli ve heyecanlı olur ama büyüklerin küçüklere yenilmesiyle değil küçüklerin büyükleri yenmesiyle.

Çarşamba, Şubat 14, 2007

Vestel Rehabilitasyonspor


Galatasaray pazar günü bu sezonki en farklı galibiyetlerinden birine ulaştı hem de hiç zorlanmadan. Bunda şüphesiz Galatasaraylı futbolcuların büyük payı var ama V.Manisaspor’u unutmamak gerek. Zira suskun golcüler Nobre ve Deivid’e hettirik yaptırdıktan sonra dün de Ümit Karan’a dört gol atma fırsatı veren futbol anlayışı ile Ersun Yanal’ın takımının ligimize renk kattığına hiçi şüphe yok.
Galatasaray, oturmuş kadrosuyla özellikle Ali Sami Yen’de rakiplerine karşı çok etkili oynuyor. Hele hele rakipler buna karşı önlem almaz, devamlı golü düşünüp geride büyük boşluklar bırakırsa işleri çok fazla şansa kalmış demektir. Şu an ligimizin en iyi golcülerinden biri olan Ümit Karan başta olmak üzere Necati, Hasan Kabze ve Hakan gibi çok etkili oyunculara sahip Galatasaray karşısında savuma güvenliğini ikinci plana atmak intihara yakın bir futbol yanlışıdır. Ersun Yanal’ın bu sene her maçta olduğu gibi bu maçta da sahaya sözüm ona “pozitif futbol” anlayışıyla çıkması Galatasaray’a terapi gibi gelirken bir zamanlar lider olan Manisa ekibinin işini iyice zorlaştırdı.
Maçla ilgili fazla söylenecek bir şey yok. Skor zaten tüm taktik ve teknik ayrıntıları, sahaya yayılışları, hangi futbolcuların başarılı hangilerinin başarısız olduğunu söylüyor.
Sarı kırmızılılar bu galibiyetle Fenerbahçe ile aradaki puan farkını da dörde indirmek suretiyle şampiyonluk havasını daha derin teneffüs etmeye başladılar. Önümüzdeki iki hafta da büyük olasılıkla üçer puan alacağını düşündüğüm Galatasaray’ın 3 hafta sonra oynayacağı Beşiktaş karşılaşması en az birinin puan kaybetmesi nedeniyle zirvedeki yarışı iyice kızıştıracağa benziyor.

Salı, Şubat 13, 2007

Zorlu Üç Hafta


Beşiktaş, Denizlispor maçının mutlak favorisiydi. Evinde oynadığı son üç maçı kazanmış ve ikici yarı ilk yarıya oranla toparlanmışsiyah beyazılarda, defa V.Manisaspor maçında söylenen şampiyonluk şarkıları liderin de puan kaybetmesiyle dozunu iyice yüksetti. Önümüzdeki hafta çıkılacak Konyaspor depasmanı Beşiktaş için çok önemli. Zira bu amçtan alınacak netice ligin kalanına sirayet edecektir.Beşiktaş'daki toparlanmanın en büyük nedeninin başta Richardinho olmak üzere yabancı futbolcuardaki form yüksemesi olduğunu hep söylüyoruz. Bobo ve Nobre'nin de rakip savunmayı yıpratmadaki başarısı hem birbirlerine hem de diğer arkadaşlarına go pozisyonu hazırlıyor. Savunmanın ilk yarıdaki bireysel hatalardan arınmış olması da hem orta alanın işini kolaylaştırıyor hem de kaleci Runye'nin. Zaten mücadele olarak hiç bir eksiği olamayan hatta rakiplarine karşı üstünüğü bulunan Beşiktaş'ın bu mücadelesini teknikle destekemesi bir anda kendilerini potaya soktu. Ancak Beşiktaş'ın önceki puan kayıplarından dolayı şampiyonuk şansının hala olamdığını düşünüyorum. Zira Denizlispor kendisinden çok daha iyi Lig A takımı olan bir Süper Lig ekibi. Doksan dakika tek bir gol pozisyonu üretemediler ve puan almalarının tek yolu Beşiktaş'ın girdiği net pozisyonları cömertçe harcamasıydı. Bu nedenle kendisini fazla zorlamayan Denizlispor galibiyeti Beşiktas için camiaya moral olamsı açısından çok çok önemliyken asıl önümüzdeki hafta oynanacak Konyaspor maçı siyah beyazlılar için ümidini devam ettirmede önemli bir sınav olacaktır. Zira bu maçın akabinde oynanacak iki derbi zirvedeki durumu alt üst edebilir. Bu üç maçtan Beşiktaş'ın en az , Galatasaray'a yenilmeden altı puan alması gerekir ki şansını devam ettirebilsin. Aksi takdirde oluşan umut tablosu bir anda dağılır ve herkes şu herkesin adeta birbirini şampiyon etmek için yarıştığı ligde nasıl şampiyon olunamadığına yanar.

Volkan'ın Havlusu


Fenerbahçe'nin sezon başına döndüğünü haftalardır söylüyorum. Buna bir de eksikler eklenince ortaya konan futbolun her maçta risk taşıdığı ve puan kayıplarına açık olduğunu görmemek imkansızdı. Dün akşam Fenerbahçe belki K.Erciyesspor maçındaki kadar kötü oynamadı ama arka arkaya yediği iki golden sonra maçı çeviremeyerek sahadan puansız ayrıldı.Henüz dördüncü dakikada Deniz'in hediye ettiği penaltı ve arkasından Can'ın pozisyon hatasıyla yenen goller Rİzespor'a beklediklerinden dahafaza motivasyon sağlarken, kendine güveni bu sıralar yerlerde olan sarı lacivertiler için de büyük hayal kırıklığı oldu. Devamlı övdüğüm ve Fenerbahçe'debaşarılı olduğuna inandığım Ziko'nun 2-0 gerideyken dahi Semih'i alıp Deivid'i sağ kanada çekerek tek forvete devam etmesi sonderece yanlış bir karardı. Zaten bu şekilde oynayan Fenerbahçe'nin son dört maçına bakarsak oynadığı maçlarda sırasıyla 1,2,2 ve 1 gol attığını ve her maçta rakiplerinden gol yediğini görüyoruz. Eğer kabaca 4-5-1 gibi tek forvetle oynuyorsanız öyle bir savunmanız olmalı kiattığınız tek golle dahi maçı kazanasınız. Yok eğer savunmanız her maçta açıklar veriyorsa ki ugano ve Önder'den yoksun savunmanın durumu ortada, o zaman hücum hattını da o deni güçlendirip yediğinizden fazlasını atmalısınız. DÜnkü yenilgide kaleci Volkan'dan cezalı Kezman'a kadar tüm futbolcuların suçu var. Yedi puan önde olmak kendilerine stresen uzak olup rahat maç kazandıracakkenbu durum kendilerini işi sıkı tutmamaya sevk etmiş.Elbette bu futbol için asla kabul edilemez bir tablo ve acilen onarıması gereken bir hasar. Teknik direktörün psikiatrist yönü işte tam bu noktada ortaya çıkıyor. Şimdi yılların tecrübesi Daum bile bunu yapamadıysa Ziko nasılyapacak diyebilirsiniz ancak bence geçen sene çok olağandışı bir seneydi ve Fenerbahçe ne kadar uğraşsa da Galatasaray şampiyon olacaktı. Ancak bu sene Fenerbahçe'nin geçen sezonki hatalarını tekrarlaması için bundan sonra çok daha dikkatli ve heyecanlı olması gerekir.Tam bu noktada çarşamba günkü maçın önemi ikiye değil beşe katlanıyor. Zİra olumsuz senaryoya göre bu maçtan alınacak kötü bir sonuç lige de sirayet edecek vezaten bir güvensizlik yaşayan futbolcuarın inancını olumsuz etkilemesi suretiyle ligde ve kupada da kötü sonuçlar almasına neden olacak; olumlu senaryoya göre alınacak güzel bir gaibiyet de tıpkı ilk yarıdaki Newcastle maçı gibi istikrarsız giden takımın kendine gelmesi ve tekar kedine güvenli ve iyi oynaması için bir dönüm noktası olacak. Son olarak Volkan'a bir iki söz söylemek lazım. Rüştü'nün sakatlanmasından sonra kalede tek başına iktidara geçen Volkan gerçektenreflekseri belki de Dünya'da çok nadir kalecilerde bulunacak derecede iyi. Ancak sadece bu özellik ne onun iyi bir kaleci olmasınayeter ne de Fenerbahçe'de oynamasına. K.Ersiyes maçında yediği fiyasko gol, ardından Gençlerbiliği'nin golünde uzanır mıydı uzanamaz mıydı tartışmalarıve son olarak dünkü penaltıdaki erken çıkışı... Penaltı dikkate incelenirse tecrübeli futbolcu Zafer'in koşarak topa yaklaştıktn sonra hız kestiğiancak Volkan'ın Zafer topa vuracakmış gibi sola atadığı ve Zafer'in de topu, daha topa vurmadan Volkan'ın boşalttığı sağ köşeye bıraktığı görülür. Çok enteresan bir durum da Fenerbahçe'nin yediği ikinci golde ortaya çıktı. Can'ın kaçırdığı adam Ferdi Volkan'la karşı karşıya kalınca topu çok düzgün bir vuruşla kaleye gönderdi. Volkan'ın yine hamlesiz bir durumda seyrettiği bu topkalede hangi noktaya gitti; Volkan'ın havlusuna. Beyaz ağlarda koyu lacivert havlunun dikkat çekiciiği bu sefer pahalıya patladı Volkan ve takımı için. O hedaf tahtası olan havlunun rakibi yanıltmaya da yaradığı söylenebilir ancak gerçekte ligimizdeki düzgün vuruşlu forveterin işini kolaylaştımaktan başka bir işe yaramıyor. Bunlar her ne kadar ayrıntı gibi görünse de sonuca gitmekte çok önemli. Bu nedenle Volkan'ın devamlı arkasına sığındığı tecrübeizlik kalkanını bir tarafa bırakıp artık bu tip hatalar yapmaması gerekir.Sonuçta gerek liderle puan farkını beşe indiren Beşiktaş, gerekse akşamki maç neticesinde yine puan farkını indirmesi olası olan Galatasaray (ancak V.Manisaspor maçı Galatasaray için hiç de kolay olmayacaktır, zira Manisaspor'un Ali Sami Yen'de gol atcağını düşünüyorum.) içinFenerbahçe'nin haftayı puansız kapatması neticesinde hem şans hem de moral kazandıar. Lig yarışının son haftalara kadar gideceği zaten aşikar ancak ipler diğerlerine nazaran biraz daha elinde olan Fenerbahçe'nin şampiyon olmak için acilen bu buhranlı dönemi kapatıp tekrar ayakarı yere basan mücadeleci oyununa dönmesi gerekir.

Cuma, Şubat 09, 2007

Fenerbahce Ve Diğerleri

Sporda başarılı olmak için her yolu mubah saymaktan daha kötü bir şey varsa o da rakibinin başarısızlığı için her yolu mubah saymaktır. Bu Makivelli’yi bile kıskandıracak yaklaşımın bu aralar kara bulut gibi futbolumuzun üzerinde dolaştığını görmek gerçekten çok üzücü. Hatırlıyorum da eskiden bir söz vardı; Fenerbahçe ve diğerleri diye. Bu sözü Fenerbahçeliler söyler diğer takım taraftarları buna tepki gösterip Fenerbahçelileri ayrımcılık yapmakla suçlardı. Diğer taraftan Fenerbahçeliler kendilerine haksızlık yapıldığını düşündükleri anlarda, ezeli rakipleri Galatasaray ve Beşiktaş’ı kendilerine karşı birleşmekle suçlar hatta buna “kutsal ittifak” derlerdi. Bu tutum da tüm çevreler tarafından eleştirilir her fırsatta, yapılanların spor ahlakına uymadığı söylenirdi.
Bugün 9 Şubat 2007. Üzerinden fazla bir zaman geçmemesine karşın olayların yüz seksen derece değişmesi bir hayli şaşırtıcı. Artık tüm yayın organlarında Galatasaraylıların “Fenerbahçe’yi hiçbir spor dalında şampiyon etmemek için mücadele edeceğiz” söylemlerinin yanı sıra Beşiktaşlıların da “ne de olsa kutsal ittifak var Fenerbahçe’yi yüzüncü yılında şampiyon yapmayacağız” açıklamalarını gönül rahatlığıyla yaptıklarını görmek, işitmek ya da okumak mümkün. Ne gariptir ki yıllarca Fenerbahçe’yi kendisini diğerlerinden ayırmakla suçlayanlar bugün pekâlâ bunu hayata geçiriyorlar. Daha da tuhafı ne basından ne de camiaların sağduyulu üyelerinden bu işe bir tepki çıkıyor. Bugünkü tabloda roller tamamen değişilmiş, her zaman bozgunculukla suçlanan Fenerbahçe ortamı yatıştırmaya diğerleri germeye çalışıyor, görünüyor.
Bu durumun tepe noktası Galatasaray asbaşkanı Adnan Polat’ın başlattığı propagandadır. Genel anlamıyla propaganda, belirli bir amaca yönelik mesaj sunumudur ve bu sunum sırasında gerçeğin tamamen dışına çıkılmasa da manipülasyonun büyük rolü vardır. Adnan Bey geçen seneki şampiyonlukta etkisi olduğunu düşündüğü “20.45’te şampiyonuz” sloganını bu sene de “puan farkı yedi değil dört” şeklinde değiştirerek yine Fenerbahçelileri zihinsel olarak etki altına almaya çalışmakla bu işi ne denli bilinçli yatığını kanıtlıyor. Bu tutum kimilerine göre zararsız ve hoş, kimilerine göre de ortamı germeye yönelik yanlış bir davranış olarak görülebilir. Ancak kesin olan bir gerçek var ki o da bu işte kimse sütten çıkmış ak kaşık değil.Sonuçta geldiğimiz nokta şu ki görünüşte herkes “adil oyun (fair play)” nutukları atsa da iş ciddiye binince ortada ne sevgi kalıyor ne de saygı. Her zaman ileride olanın masumlaşması, geridekilerin ise çirkin yüzlerini göstermeleri asla bir rastlantı değil. Bunda başarıyı arzu edenler kadar başarının tüm kirlilikleri örtmesine prim verenlerin de suçu var. Zira tüm televizyonlar, gazeteler, yorumcular ve kulüpler tarafından şampiyonluğun tüm değerlerin üzerine koyulması bu kötü düşünceler için uygun bir ortam hazırlanıyor. Bugün futbolumuzun üç büyük kulübünün bırakın başkanlarını neredeyse taraftarları birbirleriyle yan yana gelmek istemiyor. Hepimize göre sadece kendi yaptıklarımız doğru ve karşıdakinin ki bir o kadar yanlış. Hâlbuki hepimizin aynı olduğunu ve davranışlarımızın konumumuza göre değiştiğini görebilsek tüm sorunlarımızı bir çırpıda aşacağız. Umarım bundan sonra herkes bu gerçeği daha net görür ve etiğe aykırılığa değil spora prim verir, böylece kazanan hep biz oluruz.

Pazar, Şubat 04, 2007

Donuk Galatasaray


Galatasaray, Kayseri’de dört günde yaptığı iki maçta ne gol attı ne de gol yedi. Bunlardan ilkindeki beraberlik kötü sonuç olmaktan ziyade avantaj dahi sayılabilecekken bugünkü sonuç puan kaybına neden olması nedeniyle Galatasaray için büyük kayıp oldu.
Soğuk ve futbol için elverişsiz bir ortamda, Kayserispor gibi dişli bir takım karşısında sahaya artık oturmuş diyebileceğimiz kadrosuyla çıkan Geretz, Hakan Şükürsüz kadroda Ümit ve İliç’e forvette görev verdi. Ancak hızlı adamlarıyla maçın başlarında pozisyonlar bulan taraf Kayserispor oldu ve son anlarda Geretz’in yaptığı Hasan Kabze, Necati ve Okan müdahaleleri de gidişatı değiştirmeyince maç başladığı gibi sona erdi.
Galatasaray’da son iki sezondur tüm sıkıntıların üzerini örten sahada alınan başarılı neticeler oldu. Özellikle geçen sene ligin ilk yarısında yönetim, taraftar, futbolcu herkes başka bir şey söyler, birbirleriyle devamlı sorunlar yaşarken bir anda üst üste gelen galibiyetler ve sonuçta kazanılan şampiyonluk tüm camiayı kenetlerken bütün sorunları da unutturuverdi. Ancak kazanılan bu kredinin tükenmesi Galatasaray için askıya alınmış sorunların eskisinden daha büyük bir şekilde ortaya çıkmasına adeta hortlamasına neden olabilir. Bir başka deyişle Galatasaray için puan kayıplarının ve Fenerbahçe ile aradaki negatif farkın açılması sportif başarısızlıktan çok daha önemli problemlere gebe. Bu nedenle Galatasaray’ın yönetim-Geretz sürtüşmesini acilen rafa kaldırıp geçen sene kendiliğinden gelişen dayanışmayı tekrar ortaya koyması gerekir.
Bu sene Galatasaraylı futbolcuların yüzlerinden okunan en belirgin ifade, takımın transfer yapamayacağı için yerlerinin bir anlamda garanti olması ve takım içindeki yarışın heyecanını yitirmesi. Özellikle daha profosyonel düşünen yabancı oyuncular ellerinden geleni yapmakla birlikte kazanmak için kendilerini yırtmıyorlar. Rakipleri Fenerbahçe ve Beşiktaş’a oranla mücadeleden daha uzakta görünen sarı kırmızılı futbolcuların bu durumda olmasında teknik direktör Geretz hakkında çıkan haberlerin de büyük etkisi var.Sonuçta bugünkü puan kaybından ziyade Galatasaray için önemli olan ligin sonuna kadar yarışın içinde kalmaktır. Çünkü başta da dediğim gibi liderden yedi puan gerideyken alınacak bir iki kötü sonuç camia içindeki tarafların homurdanmasına neden olacağı için kulübe uzun vadede çok zarar verebilir. Ancak her şeye karşın Galatasaray’ın güçlü kadrosuyla, şampiyon olur ya da olmaz, ligin sonuna kadar bu yarışın içinde olacağını ve elinden geleni yapacağını düşünüyorum.

Bu Sefer De Olmadı


Her ne kadar ligimizin dördüncüsü önünde alınan güzel galibiyetler Beşiktaş’ta moralleri yükseltse de bu takım Vestel Manisaspor olunca aklıselimle hareket edenler bu yengilerin ölçü olmayacağını görmüştü. Nitekim alınan beraberlik Beşiktaş için geçmişe dönüş gibi görünse de oynanan futbola bakıldığında ilk yarıya oranla Beşiktaş’taki gelişme göze çarpıyor.
Tigana’nın, sakat olan Nobre dışında Manisaspor on birini bozmadığı siyah beyazlılar, Gaziantepspor’un orta alanda verdiği boşluklar sayesinde rakip kalede yeterince gol pozisyonu yakaladı. Özellikle son maçlarda gelişme kaydeden Bobo’nun yakaldığı pozisyonlarda, son vuruşlarda biraz daha beceriklilik ve şans olsa Antep’ten üç puanla dönmek Beşiktaş için işten bile değildi. Ancak rakibe pozisyon vermemekte gösterilen başarı gol yollarında tekrarlanamayınca maç başladığı gibi sona erdi.
Diğer taraftan Beşiktaş’a eleştirisel gözle de bakmak mümkün. Nitekim Beşiktaş için bu sene her maçtan sonra söylediğimiz sözler bugün için de geçerli. Özetle Richardinho ve Delgado gibi yetenekli ama oyuna katkısı sınırlı diğer taraftan Burak, Bobo, Fahri gibi genç ve mücadeleci ama bir o kadar da tecrübesiz ve teknik açıdan yetersiz oyunculardan oluşan kadrosunun hangi maçtan ne sonuç alacağı tam bir muamma. İster İnönü’de olsun isterse dış sahada Beşiktaş’ın her maçı her sonuca açık oluyor. Hâlbuki yaklaşık iki senedir takımın başında bulunan ve transfer yapabilme konusunda meslektaşlarına göre şanslı olan Tigana’nın en azından bu sene daha oturaklı, İnönü’de puan kaybetmeyen ve dış sahada da en kötü berabere kalan ideal bir on bir oluşturması gerekirdi.
Sonuçta Beşiktaş ligin ikinci yarısında daha derli toplu ve ilk yarıya oranla özellikle yabancı oyuncuların formunun yükselmesiyle daha başarılı görünse de kronik eksikliklerden dolayı sezonu bu şekilde inişli çıkışlı bir şekilde tamamlayacaktır. Son olarak ilgimi çeken bir olay maçtan sonra Sayın Gülnaz Kudunoğlu Arsel’in yaptığı açıklamalardı. Son seçimle yönetime giren bayan yöneticinin maçtan sonra oyundan ziyade direkt olarak hakem hakkında olumsuz eleştirilerde bulunması açıkçası beni biraz şaşırttı. Yıllardır şikâyet ettiğimiz kaba yönetici görüntüsünden sıyrılmak için bayanların daha çok bu tip görevlerde bulunması gerektiğini savunurken bayan bir yöneticiden bu şekilde sert açıklamalar gelmesi futbolumuz için hiç de hayırlı değil. Umarım kadın erkek tüm futbol insanları çok daha sağduyulu ve aklıselim olur.

Çok Önemli Üç Puan



Fenerbahçe için bugünkü üç puanın değeri tartışılmaz. Olası bir puan kaybı sonucu matematiksel olmaktan çok psikolojik olarak büyük yara alacak sarı lacivertliler, Gençlerbirliği’ni zor da olsa yenmeyi başararak önemli bir dönemeçten kayıpsız çıkmayı başardı.


Sezonun ikinci yarısının başladığı şu haftalar Fenerbahçe için ilk yarının sanki kopyası. Sadece sistem olarak değil takımdaki dağınıklık da bize sezon başını anımsatıyor. Bunda hiç şüphesiz kırk beş günlük devre arası tatilinin de payı var ancak ilk yarının başındaki puan kayıpları ikinci yarıda da yaşanırsa bunların telafisi çok daha zor olur.


Gençlerbirliği maça yine üst düzey motivasyonla başlayıp orta alanda topa daha çok sahip olma düşüncesindeydi ancak ortaya koyduğu mücadeleyi destekleyecek akınları gerçekleştiremeyince pozisyon üretmekte çok zorlandı. Bunda Edu ve Deniz’in başarılı oyunlarının yanı sıra Aurello’nun Appiah’ın yanındaki yerini almasının da büyük önemi vardı. Çünkü her ne kadar durgun Alex ve Kezman ile gol bulmakta zorlansa da Fenerbahçe rakibine gol şansı vermeyerek attığı iki golün karşılığını üç puanla almayı başardı.


Maçın son yarım saatine girerken Kezman’ın sorumsuzca gördüğü kırmızı kart az kalsın takımı adına bir çuval inciri berbat edecekti. Zira ne olursa olsun yabancı bir sahada oynadığı ve tek farkla önde götürdüğü maçta bir kişi eksik kalması sarı lacivertlilerin moralini bozduğu gibi kırmızı siyahlı ekibi de bir anda maça bağladı. Burada Kezman ile ilgili bir şeyler söylemek gerekirse, 7-8 milyon Avro verip alınan ve kendisine de senede 1,5-2 milyon dolar ödenen Sırp futbolcunun Fenerbahçe’ye henüz 1.000 dolarlık katkısı olmadı. Kah sakatlık kah formsuzluk kah da aldığı cezalar Fenerbahçe’nin Kezman’dan beklediklerini almasına engel oldu. Halbuki bu değerde ve kalitede bir oyuncunun takımına oynadığı her maçta katkıda bulunması ve onu sırtlaması gerekir. Bugünkü karttan sonra yönetimin kendine para cezası vereceğini düşündüğüm Kezman’ın bundan sonra çok daha dikkatli ve formda olması gerekir.


Fenerbahçe’de bugün geçen maça göre en büyük gelişme eksiklere karşın özellikle savunmanın başarısı –Volkan hariç çünkü yediği golde hamle yapmayarak hatalıydı- ve takımın genel olarak iyi mücadele etmesinin yanında gollerdeki güzel organizasyondu. Başta da dediğim gibi adeta yine bir alışma devresinde olan Fenerbahçe Kadıköy’deki ilk maçına kadar puan kayıplarını ne kadar az tutarsa sonrasında işi o kadar kolay olur.