Pazar, Mayıs 27, 2007

Son Şampiyon Fenerbahçe

Alınan puanlardan, oynana maçlara, küme düşmeme mücadelesinden stad olaylarına kadar bin bir türlü enteresanlıkla dolu 2006–2007 sezonu dün akşam tamamlandı ve son yılların flaş ekibi Fenerbahçe ipi önde göğüslemeyi başararak 17. şampiyonluğuna ulaştı. Bu nedenle tüm camiayı bu başarıdan dolayı tebrik ederim.
Galatasaray’ın dört sene üst üste şampiyon olmasından sonra ligimizde bir Fenerbahçe baskınlığı hissedilmeye başlandı. Özellikle Aziz Yıldırımın takımın kurumsallaşması yolundaki adımı ve bu doğrultuda tamamlanan stat, Samandıra tesisleri, Fenerium mağazalarının başarısı v.s. sarı lacivertlilerin gerek gelirler gerekse tesisleşme açısından rakiplerini geride bırakmalarını sağladı. Her ne kadar bu başarılar sportif anlamda birebir hissedilemese de uzun vadede takım için ne kadar önemli olduğu anlaşılıyor ve ileride daha iyi anlaşılacak. Geride kalan bu yedi sezonun tamamında olmasa da dördünde Fenerbahçe ligi zaferle noktaladı ve 2002-2003 dışında iki sezonda da ikinci oldu. Mesela geçen sene kıl payı kaçan şampiyonluk tüm Fenerbahçelileri şok etti ancak olaya sadece netice anlamında değil daha geniş bakabilenler geçen yıl Fenerbahçe’nin en az Galatasaray kadar şampiyonluğa yakın olduğunu ve asıl önemli olanın da bu mücadele olduğunu görüp sükûnetlerini korudular ve nitekim bu sene takımlarının şampiyonluğuna tanık oldular.
Fenerbahçe’nin bu gerek tesisleşme gerekse kurumsallaşma konularındaki üstün başarısının gerisinde kalan Beşiktaş ve Galatasaray sportif anlamdaki başarılarla taraftarlarını mutlu etmeye çalışırken zaman zaman camialarından gelen tepkilerle karşılaştılar. Zira artık sezon başlarında tüm kamuoyunda Fenerbahçe’nin hem güçlü yapısı hem de güçlü kadrosuyla ligin favorisi olduğu ve şampiyon olmasının gayet normal olduğu konuşulur oluyordu. Rakip takım taraftarları da bir taraftan bu işin bilincindeyken diğer taraftan da gönül verdikleri takımları canı gönülden destekleme içinde bulunuyorlar ancak en ufak bir kötüye gidiş alameti onları takımlarına karşı bir anda tepki ve protesto içine sokuyordu. Nitekim geçen sene sezon başından beri protesto edilen Galatasaray yönetimi ve futbolcuları son on-on iki haftaya iddialı girip bir de şampiyon olunca bu tepkilerin hepsi unutuldu ve her şey süt liman oldu. Bu sene de kalecisini tiye alacak kadar olaya inanmayan Beşiktaşlılar yine son on haftaya iddialarını taşıyınca her maçta İnönü’yü dolduracak şekilde desteklemeye başladılar takımlarını. Zaten millet olarak zorlanmamızın en büyük nedenlerinden biri de bu kısa vadeli ve tutarsız davranışlardır. Geçen sene şampiyon olan takımını yine de yapılan yanlışlardan dolayı kınasaydı Galatasaraylılar bu sene Ali Sami Yen’deki o kara 19 Mayıs hiç yaşanmazdı.
Fenerbahçe’nin sadece futbol değil bay-bayan basketbol, voleybol ve diğer spor dallarında çok başarılı olmasının nedeni yine işini ciddiye alması ve mücadele etmesidir. Ancak maalesef, bu başarının rakipleri mutsuz etmesi onların, bu başarılara ulaşmaya çalışmak gibi zor olan yerine rakiplerinin başarılarını engellemek gibi kolay olanı seçmelerine neden oldu. Elbette bu engelleme saha içinde yapılan ve spor çerçevesinde yapılan engellemedir ve objektif bakıldığında haklı tarafları vardır ancak yine de Fenerbahçe’nin bu başarısından taraftarından başkanına herkesin ders çıkarması ve ilerlemek için mücadele etmesi gerekmektedir.
Sonuçta, çok önemli değil ama, 100. yılında hem futbolda hem bayan basketbolunda şampiyon olup, erkek basketbolunda Efes Pilsen karşısında final serisinde 2–0 önde olan ve çok enteresan bir şekilde ezeli rakibi Galatasaray ile bu sen tüm branşlarda yapılan tüm müsabakaları kazanan Fenerbahçe sadece netice anlamında değil kulüp olarak takdiri hak ediyor. En kısa zamanda diğer takımlarımızın da bu standartlara ulaşıp Avrupa’da ülkemizi en iyi şekilde temsil etmeleri en büyük dileğimizdir.

Pazartesi, Mayıs 21, 2007

Alın Size Alkış

Bu hafta yazımın maçla ilgili olmamasının nedeni maçın sonucunun prestijden ileri gitmemesi değil, maalesef Ali Sami Yen’de yaşanan futbol kâbusunun maçın ve futbolun çok önüne geçmesidir. Dün akşam, hafta boyunca rakibini alkışlayacak mı alkışlamayacak mı diye tartıştığımız Galatasaray taraftarının adeta “alın size alkış” dercesine yağdırdıkları pet şişeler, yatıkları meşaleler, attıkları taş, pil ve koltuklarla tüm sezonun hırsını sahadaki 11 Fenerbahçeli futbolcudan almasına şahit olurken bu olayların dün akşamki boyuta gelmesi herkesi bir taraftan hayret diğer taraftan da bıkkınlık ve karamsarlık noktasına getirmeye yetti de arttı bile.
Ne yazık ki Spor Bayramımız'ın olduğu günde tavan yapan bu futbol terör olaylarının nedeni bizim her maçtan sonra sadece yaşananlara odaklanıp bu olayların temelini gözden kaçırmamızdır. Dün akşam Ali Sami Yen’de yaşananlar maalesef sahalarda ilk defa gördüğümüz hadiseler değil. Amatör ligden Süper Lig’e Çarşambaspor’un sahasından Kadıköy’e kadar hemen hemen her statta bu tür olaylar yaşanıyor ve biz sadece bir iki gün boyunca o maçta yaşananlar üzerine konuşup adeta mangalda kül bırakmazken bir hafta sonra yine eski halimize dönüyor olay çıkan maçta yine hayrete kapılıp veryansın ediyor üç gün sonra bunu da unutuyoruz. Hatta bu hafta olduğu gibi bir de utanmadan rakibi alkışlayalım diye dayanaksız ve samimiyetsiz bir sözüm ona “fair play” olgusu atıyoruz ortaya. Buna resmen olmayacak duaya âmin demek derler. Sen bütün takımlar olarak yıllardır her maçta rakibine futbol dışında etmediğini bırakmayacaksın, küfrün kelamın bini bir para olacak ondan sonra rakibini alkışlayacaksın ya da rakibinden alkış bekleyeceksin; bu iş o kadar kolay değil. İngiltere’de bu olay yaşandı diyenler de yine buz dağının üstünü görüp altını gözden kaçıranlardır. Oradaki futbol ortamı yüzyıllardır gelişip bugün öyle bir hal almış ki küme düşen takımlar en az on beş bin seyirciye oynuyor ve son maçlarında alkışlarla uğurlanıyorlar. Bu alkışın nedeni de kümeden düşmeleri değil bir sene boyunca Premier Lig’de mücadele edip o taraftarlara büyük takımları izlettirmiş olmaları. Yıllar yılı yaşanan futbol zaferleri ve faciaları bu insanlarda öyle iyi eğitmiş ki bugün futbola bakış açıları herkesin örnek alması gereken bir duruma gelmiş. Bizde ise daha birkaç ay önce Avni Aker’de, Kadıköy’de, İnönü’de, Denizli’de, Bursa’da v.b dünküne benzer olaylar yaşanmış, hemen hemen her maçtan sonra yöneticiler seviyesiz açıklamalarla ortamı germiş, taraftarlar birbirlerine her geçen gün bilenmişken bir mucize olup takımların birbirlerini alkışlamalarını bekledi bazılarımız.
Bu sene büyüklerin neredeyse her maçından sonra ev sahibi takımın sahası kapatıldı. Ne gariptir ki bu maçlardan sonra rakip takım veryansın ederken hiçbir ev sahibi takımın yöneticisi çıkıp özür dilemedi, özür dilemeyi bırakın üzgün olduğunu bile söylemedi. Sonra aynı şey başına gelince de rakibiyle sadece rolleri değiştiler.
Peki, bu iş nasıl düzelir? Bu işin düzelmesi için iki yol var. Birincisi İtalya ve İngiltere’de olduğu gibi bu olayların iyice büyüyüp birkaç belki de onlarca kişinin canına mal olması sonucu insanların kendi kendilerine “ne yapıyoruz” diye sorup sakinleşmeleri ikincisi de başta federasyon olmak üzere kulüp yöneticilerinin aldıkları ve almadıkları kararlarla taraftarların tansiyonları düşürüp futbol seyircilerini şu an bulundukları boyuttan olması gereken boyuta çekmeleridir. Elbette bu sorunların ikinci yola aşılması en büyük dileğimizdir. Bu işlerin sonu, dün Kadıköy’de yaşanan, bugün Ali Sami Yen’de olan, yarın İnönü ve Avni Aker’de gerçekleşecek tüm futbol dışı olayları aynı kefeye koyup hepsine aynı oranda tepki göstermemiz, hepsini önlemek için aynı kararlılıkla yaklaşmamız ve futbola karşı samimi olmamızla getirilebilir. Yoksa bugün tüm gücümüzle Galatasaray’a yüklenir iki ay sonra suçluyu başka takım ilan ederek asla kendimize pay çıkarmazsak bir arpa boyu yol alamayız. Futbolumuza çok daha bilinçli yöneticiler, idareciler ve taraftarlar diliyorum.

Pazar, Mayıs 13, 2007

Bu Anneler Günü Fenerbahçe’nin


14 Mayıs 2006’yı hiçbir Fenerbahçeli unutmadı ve unutmayacak. O anneler gününde Denizlispor beraberliğiyle avucunun içinden kaçırdığı şampiyonluğu ne tesadüftür ki bu sene yine bir anneler gününde dört elle kavrayarak doyasıya kutluyor sarı lacivertliler. Aslında geçen haftaki galibiyetle şampiyonluk düşüncesi herkesin kafasına iyice yerleşmişti ama geçen senenin sütten ağzı yanma hikâyesi kimsenin bu düşünceyi dile getirmesine izin vermiyordu. Ancak bugün alınan sonuçlar matematiksel olarak da Fenerbahçe’nin şampiyonluğunu ilan etmesine yol açınca tüm Türkiye’de yer sarı gök lacivert oldu.
Geçen hafta aslında Beşiktaş’ın ne denli zor bir deplasmana gideceğini üzerine basa basa söylemeye çalışmıştım. Gerek Beşiktaş’ın moralsizliği gerekse Bursaspor’un maça olan büyük koşullanmışlığı ibreyi tamamen ev sahibi takıma çevirirken Trabzonspor’un da hafta boyunca Fenerbahçe’ye bilendiğini göz ardı etmemiştik. Tüm bunların sonucunda Fenerbahçe’nin bugün alacağı galibiyet kendisini mutlu sona ulaştıracakken maçların sonucuna göre sarı lacivertliler tek puanla dahi şampiyonluklarını ilan etmiş oldu.
Birkaç istatistik vermek istiyorum. En alttan başlayarak Sakaryaspor, K.Erciyesspor, Ç.Rizespor, Denizlispor, Antalyaspor, Bursaspor, V.Manisaspor, Sivasspor, Ankaraspor, Trabzonspor, Kayserispor ve Beşiktaş olmak üzere şu ana kadar Fenerbahçe tam 13 takıma puan kaybetti. Geçen sene bu hafta 77 puanı olan ve 85 gol atan sarı lacivertliler bu sene 64 puan ve sadece 60 golle şampiyonluğu ilan ediyorlar. Bu iş nasıl oluyor diye insanın aklına gelmiyor değil ama yanıt çok basit; Fenerbahçe’ye şampiyonluğu getiren şey rakiplerinin de en az kendisi kadar puan kaybetmesi ve puan cetvelinin ilk dört basamağında bulunan takımlara karşı kaybetmemesi oldu.
Gerçekten bu sene üç büyük takımın da teknik direktörleri çok ve acımasızca eleştirildi ama bunarlın içinde bir isim vardı ki kimse ama kimseye yaranamadı. Evet, bu teknik patron bir zamanların efsane futbolcusu, Türkiye dışında gittiği her yerde takımdan daha fazla ilgi gören, “beyaz Pele” lakaplı Artur Ziko’dan başkası değildi. Bu büyük futbolcu gerçekten bazen bariz hatalar yapsa da taraftarından yorumcusuna kadar haddinden fazla ve çoğu zaman da haksız yere eleştirildi ve inanıyorum ki bu şampiyonluk dahi bu eleştiri sahiplerini düşüncelerinden caydıramayacaktır. Ancak ne olursa olsun bir takım bitime iki hafta kala şampiyonluğunu ilan ediyorsa bu takımın kalecisinden teknik direktörüne kadar herkesin kutlanması gerekir ve bu insanlar için “başarısız” sıfatı hiç de doğru olmaz. Ziko’nun Fenerbahçe’ye geldiği günkü düşüncemle şu anki arasında hiçbir fark yok. Büyük futbolcuların büyük teknik direktör olma yolunda çok zorlandıklarını ve çeşitli nedenlerden dolayı çok dezavantajlı olduklarını biliyorum. Ancak Ziko’nun gerek kişiliği gerekse iyi niyeti en önemlisi de komplekssiz bir teknik direktör olması bence onu üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi ve ısrar edilmesi gereken bir futbol adamı haline getiriyor. Sezon başında Brezilyalının çok zorlanacağına hatta başarısız olabileceğini düşünüyordum ama haftalar geçtikçe bu kişi üzerinde ısrar edilmesi gerektiğini hatta sonuç ne olursa olsun kendisiyle yapılacak beş yıllık bir sözleşmenin eninde sonunda Fenerbahçe’ye büyük başarılar kazandıracağı fikrine sahip oldum, bugün de aynı şeyleri düşünüyorum. İnanıyorum ki oynadığı zamanlarda sahada herkese parmak ısırttıran ancak teknik direktörlüğün bambaşka bir iş olması nedeniyle zorlanan ama her şeye karşın pozitif enerjisiyle yaptığı bu işte de gün geçtikçe kendini geliştiren Artur Ziko eğer Fenerbahçe’de önümüzdeki dönemlerde de görev yaparsa başarılı olacaktır.
Sarı lacivertlilerin bu her şeyiyle ilginç sezonda her futbolcusu bir ara eleştirildi. Öncelikle geldiklerinden beri eleştiri oklarını vücutlarını hisseden Fenerbahçe’nin geç transferleri, defansın omurgası Edu ve Lugano, Beşiktaş maçı başta olmak üzere çok kritik gollerin sahibi Kezman ve V.Manisaspor maçında takımına liderliği getirdiği gibi bugün de şampiyonluğu kazandıran Deivid oldu. Diğer taraftan geldiğinden beri sayısız gol pası ve gol kaydeden Alex, enerjisi bitmeyen ve takıma müthiş bir artı elektrik veren Tuncay, iki takımda 100.yıl şampiyonluğu yaşayarak tarihe geçen Tümer, aslında çok faydalı oynayan ama bir türlü kendini gösteremeyen Deniz ve neredeyse bir düzine takımın peşinden koştuğu Appiah da bu acımasız eleştirilerden nasibini aldı zaman içinde. Bu demek oluyor ki çok kolay karar verip çok acele yargıda bulunuyoruz. Günlük yaşıyoruz ve duygularımız yüzeysel olduğu için çok çabuk değişiyor. Hâlbuki tüm bu eleştirilen kişilere bugün bakıldığında kendilerini tebrik etmekten başka bir seçenek yok çünkü rakiplerini saf dışı bırakarak ve gerçekten hak ederek bir şampiyonluk kazandılar. Netice de söylenecek çok şey var ama Fenerbahçe her ne kadar ben çok önem vermesem de çoğu kişi için çok önemli olan 100. yılında Turkcell Süper Lig’i zirvede tamamlayarak 17. şampiyonluğuna ulaştı. Önümüzdeki haftalarda daha detaylı ve somut bir şekilde açıklayacağım üzere son dört senedir de ligin hep zirvesinde olan sarı lacivertlilerin bu başarısının temel nedeni elbette kurumsal yapının güçlülüğü ve hem ekonomik hem de kadro bakımından rakiplerinden daha ileride olmasıdır. Günümüz futbol gereklerini elinden geldiğince yerine getirmeye çalışan Fenerbahçe’yi şampiyonluğundan dolayı bir kez daha yürekten kutluyor ve başarılarının hem Türkiye’de hem de diğer Türk takımlarıyla birlikte Avrupa’da devamını diliyorum

Cuma, Mayıs 11, 2007

Kartal'a Kupa Tesellisi


Geçen hafta alınan yenilgiden sonra Fortis Türkiye Kupası'nın finalinde imkanları kısıtlı rakibi karşısında yine zorlanmasına karşın galibiyete ulaşarak bu sezonu en az bir kupayla tamamlamış oldu Beşiktaş. Her ne kadar gerek taraftarlarn gerekse futbolcuların kafaları hala cumartesi gününde olsa da (Tigana'nın kafası zaten devre arasından beri başka yerde ve bununla ilgili düşüncelerimi önümüzdeki haftalarda yazacağım) sahadaki mücadele ve rakibin de fazla zorlayamaması nedeniyle siyah beyazlılar az da olsa taraftarının gönlüne su serpmiş oldu.

Hafta sonu Beşiktaş belki de dünyaları kaçırdı. Zira her ne kadar oynanan futbol tat vermese de, diğer takımların da aynı durumda olması nedeniyle, Beşiktaş alacağı Fenerbahçe galibiyetiyle şampiyonluğa gidebilecekken şimdi sonraki seneleri de riske atmış oldu. Beşiktaş bu sene şampiyon olamazsa bilmiyorum bu iş o kadar büyür mü ama, zaten gün olarak da aynı tarih, 5 Mayıs 2007 tarihi tıpkı 5 Mayıs 1996 gibi hafızalara kazınabilir.

Ellbette Beşiktaş camiası bu sene de tıpkı her sezon olduğu gibi büyük fedakarlıklar ve transferlerle sezona başlayacak ve en az rakipleri kadar iddialı olacaktır.Özellikle bu aralar ismi çok geçen Lucescu'nun takımın başına gelmesi gerekli transferler de yapılırsa Beşiktaş için çok olumlu sonuçlar doğuracağa benziyor.

Sonuçta lig kadar olmasa da uzun bir maraton sonucu elde edilen Türkiye Kupası'nın finali geçen hafta olsaydı bu iş çok daha renkli ve eğlenceli olurdu. Zaten özellikle Kadıköy'deki maçta yaşananlar Fenerbahçeli Beşiktaşlı herkesin keyfini kaçırdı ve bu büyük sevincin doya doya yaşanmasına engelgel oldu. Ancak her şeye karşın ortada Türkiye Kupasını alan ve bu anlamda kutlanması gereken ve hala az da olsa şampiyonluk iddiası olan bir Beşiktaş Beşiktaş var.

Pazartesi, Mayıs 07, 2007

Kurta Sormuşlar Boynun Neden Kalın Diye Kendi İşimi Kendim Yaparım Demiş

Tarih 11 Kasım 2006. Fenerbahçe’nin Denizlispor’a puan kaybetmesinin ardından Beşiktaş, sahasında oynayacağı Sivasspor’u ardından da Fenerbahçe’yi yenip 2003 yılından beri uzak kalınan liderliği yakalama planları yapıyordu. Ancak daha ilk maçta Sivasspor karşısında alınan yenilgi siyah beyazlıların liderlik umutlarını ileri bir tarihe ertelemelerine neden olmuştu. Gel zaman git zaman bu tarih de 5 Mayıs 2007 olarak ortaya çıktı. Hem de Beşiktaş için bu sefer işler ilki kadar zor değil, İnönü’de, kupada saf dışı bıraktıkları Fenerbahçe karşısında, alınacak bir galibiyet uzun süredir uzak kalınan liderlik koltuğunu getireceği gibi kalan maçlar düşünüldüğünde de şampiyonluk için camiaya çok büyük bir avantaj sağlayacaktı. Ancak İnönü’de galip gelen Fenerbahçe olunca, Beşiktaş bir kez daha kıyısına kadar yaklaştığı liderlik şansını, müthiş seyircisi ve saha avantajına rağmen adeta avucunun içinden kaçırmış oldu.
Tigana’nın bu zamana kadar söylediği ilginç bir söz var; “benden takımları karşılaştırmamı istemeyin” diyor. Çünkü gerek bireysel gerekse takım olarak karşılaştırıldığında genel itibariyle rakibinin kendi takımına oranla daha tecrübeli ve daha etkili olduğunu o da biliyor. Zaten son 25 günde yapılan ilk iki maçta sahada daha başarılı olan Fenerbahçe ama sahadan istediğini alan Beşiktaş’tı. Son karşılaşmada ise ilk golü bulan sarı lacivertliler bu dakikadan sonra öncelikle skoru koruma yoluna gittiği için rakibine daha çok atak şansı vermesine karşın Beşiktaş’ın bu şansı iyi kullandığını söyleyemeyiz. Bu yenilgiden sonra çokça eleştirilen ve eleştirilerin odak noktasında da Bobo’nun oynatılmaması ve daha çok bir puan peşinde koşan küçük takımların başvurduğu ofsayt taktiğinin uygulanması var. Her ne kadar bu eleştirilerde doğruluk payı varsa da zamanlama bu eleştirileri anlamsız kılıyor. Çünkü Beşiktaş bu iddialı duruma da bu taktik ve bu kadrolarla geldi ve şayet bu eleştiriler Ç.Rizespor, Antalyaspor ya da Sivasspor maçından sonra yapılmış olsaydı gayet anlamlı olurdu.
Haftalardır bir şey söylediğim bir şey vardı; “Tigana’nın sistemi son haftalarda puan anlamında başarılı görünse de henüz kendini kanıtlamadı, çünkü maç içinde hiç geri düşmedi”. Nitekim son 7–8 haftada Beşiktaş ya genellikle uzun süre berabere götürdüğü ve rakibini adeta uyuttuğu maçta sonlara doğru attığı gollerle ya da öne geçtikten sonra skoru koruyarak üç puana ulaşmış, ama ilk golü hiç kalesinde görmemişti. Fenerbahçe maçında hem de maçın başlarında ilk golün yenmesi Beşiktaş’ın planlarını tam anlamıyla alt üst etti. Çünkü bu dakikadan sonra saldırması gereken ama hem kadro itibariyle buna pek alışık olmayan hem de savunmada açıklar verip özellikle Tümer ve Tuncay’ın taşıdığı toplarla rakibe ikinci gol şansı vermek istemeyen siyah beyazlılar bu dakikadan sonra ne gol atabildi ne de ikinci golü yedi ve maçı puansız kapatarak sadece puan değil sistem anlamında da başarısız oldu. Bir başka değişle Fenerbahçe rakibini kendi silahıyla vurdu
Fenerbahçe’ye gelirsek, sarı lacivertliler hem kupada elenmenin hem son hafta alınan beraberliğin hem de rakibine karşı şanslarının tutmamasının moralsizliği ile çok zor şartlarda gelmişlerdi İnönü Stadı’na. Ayrıca burada alınacak bir yenilgi hemen hemen şampiyonluğun kaybı anlamına geldiği için stres de konuk ekibin üzerindeydi. Ancak maçın başlamasıyla birlikte en ufak bir stres belirtisi göstermeyen, tribünlerden etkilemeyen ve en iyi şekilde oynamaya çalışan Fenerbahçe, az ama öz atan golcüsünün zeka işi golüyle skor avantajını da yakalayınca işler beklenenden iyi gitmeye başladı. Maçın genelinde de her zaman taraftarlar tarafından kendisine haksızlık edildiğini düşündüğüm Deniz başta olmak üzere Tuncay, Tümer, Appiah ve Kezman’ın geride kalan haftalara oranla daha başarılı oynamaları ve Ziko’nun doğru oyuncu değişiklikleriyle, öne geçtikten sonra, rakibine fazla gol pozisyonu vermeyen ve Alex’in çok uygun durumda topu ağlara gönderememesiyle ikinci golü kaçıran sarı lacivertliler yılın derbisinden zaferle ayrılmayı başardı.
Maçın taktik mücadelesini özetlemek gerekirse, Beşiktaş adına, kendisinden çok şey beklenen ama bekleneni bir türlü veremeyen Burak’ın Tümer ve Ümit’in koruduğu kanattan çok daha etkili ataklar yapması gerekir, Delgado ve Richardinho’nun da oyuna ağırlığını sadece bir iki pozisyonda değil genelde koyması gerekirdi. Golün geldiği pozisyonda Kezman kadar düşünceli olup kendilerini rakibe göre ayarlamayan İbrahim Toraman ve Gökhan Zan’ın hataları takımları adına pahalıya mal olurken Runje’nin Alex’İn pozisyonunda açıyı mükemmel kapattığı ve golde de hatasının olmaması nedeniyle başarılı olduğunu, Nobre’nin ise bir o kadar etkisiz olduğunu belirtmek gerekir.
Fenerbahçe ise büyük maçlarda daha konsantre oynayan yıldız oyuncuları sayesinde hem maça hızlı başladı hem de maçı iyi bitirdi. Serdar’ın hem şanslı hem de gününde olduğu maçta Tuncay’ın İbrahim Üzülmez ve Baki’nin kanadını çok yıpratması, Tümer’in kenara pek gitmemesine karşın ortada iyi mücadelesi Appiah ve özellikle Deniz’in başarılı ilk müdahaleleri ve Kezman’ın rakip savunmayı yıpratıcılığı ve bitiriciliği sarı lacivertlileri rakibine üstün kılmaya yetti. Ancak hemen belirtelim ki Fenerbahçe iyi oynayan bir Beşiktaş’ı daha iyi oynayarak değil, rakibinden daha iyi oynayarak yendi. Bir başka değişle bu noktaya gelmiş Beşiktaş’ın, hem de son on iki maçını üç puanla kapattığı İnönü’de, rakibine karşı çok daha iyi bir oyun ortaya koyması gerekirdi.
Sonuca gelirsek rakibini kupadan elemeyi başaran ama hiçbir maçta rakibinden daha etkili olamayan Beşiktaş, bu sene rakibiyle yaptığı en önemli maçı kaybederek şampiyonluk işini çok ama çok zora soktu. Fenerbahçe ise çok zor şartlar altında aldığı galibiyetle bir anda tüm sezonun üzüntüsünü üzerinden attı ve mutlu son için büyük avantaj yakaladı. Düşünceme göre Trabzonspor maçını da üç puanla atlatırlarsa son iki hafta maçları formalite dahi olabilir. Sarı lacivertliler için bu durum belki Denizlispor maçından alınacak galibiyet ve İnönü’den de beraberlik sonucu da olabilirdi ama Beşiktaş’ı yenerek puan farkının açılması Fenerbahçe’nin ensesini kabarttı, zira kurta sormuşlar boynun neden kalın diye, kendi işimi kendim yaparım demiş.