
14 Mayıs 2006’yı hiçbir Fenerbahçeli unutmadı ve unutmayacak. O anneler gününde Denizlispor beraberliğiyle avucunun içinden kaçırdığı şampiyonluğu ne tesadüftür ki bu sene yine bir anneler gününde dört elle kavrayarak doyasıya kutluyor sarı lacivertliler. Aslında geçen haftaki galibiyetle şampiyonluk düşüncesi herkesin kafasına iyice yerleşmişti ama geçen senenin sütten ağzı yanma hikâyesi kimsenin bu düşünceyi dile getirmesine izin vermiyordu. Ancak bugün alınan sonuçlar matematiksel olarak da Fenerbahçe’nin şampiyonluğunu ilan etmesine yol açınca tüm Türkiye’de yer sarı gök lacivert oldu.
Geçen hafta aslında Beşiktaş’ın ne denli zor bir deplasmana gideceğini üzerine basa basa söylemeye çalışmıştım. Gerek Beşiktaş’ın moralsizliği gerekse Bursaspor’un maça olan büyük koşullanmışlığı ibreyi tamamen ev sahibi takıma çevirirken Trabzonspor’un da hafta boyunca Fenerbahçe’ye bilendiğini göz ardı etmemiştik. Tüm bunların sonucunda Fenerbahçe’nin bugün alacağı galibiyet kendisini mutlu sona ulaştıracakken maçların sonucuna göre sarı lacivertliler tek puanla dahi şampiyonluklarını ilan etmiş oldu.
Birkaç istatistik vermek istiyorum. En alttan başlayarak Sakaryaspor, K.Erciyesspor, Ç.Rizespor, Denizlispor, Antalyaspor, Bursaspor, V.Manisaspor, Sivasspor, Ankaraspor, Trabzonspor, Kayserispor ve Beşiktaş olmak üzere şu ana kadar Fenerbahçe tam 13 takıma puan kaybetti. Geçen sene bu hafta 77 puanı olan ve 85 gol atan sarı lacivertliler bu sene 64 puan ve sadece 60 golle şampiyonluğu ilan ediyorlar. Bu iş nasıl oluyor diye insanın aklına gelmiyor değil ama yanıt çok basit; Fenerbahçe’ye şampiyonluğu getiren şey rakiplerinin de en az kendisi kadar puan kaybetmesi ve puan cetvelinin ilk dört basamağında bulunan takımlara karşı kaybetmemesi oldu.
Gerçekten bu sene üç büyük takımın da teknik direktörleri çok ve acımasızca eleştirildi ama bunarlın içinde bir isim vardı ki kimse ama kimseye yaranamadı. Evet, bu teknik patron bir zamanların efsane futbolcusu, Türkiye dışında gittiği her yerde takımdan daha fazla ilgi gören, “beyaz Pele” lakaplı Artur Ziko’dan başkası değildi. Bu büyük futbolcu gerçekten bazen bariz hatalar yapsa da taraftarından yorumcusuna kadar haddinden fazla ve çoğu zaman da haksız yere eleştirildi ve inanıyorum ki bu şampiyonluk dahi bu eleştiri sahiplerini düşüncelerinden caydıramayacaktır. Ancak ne olursa olsun bir takım bitime iki hafta kala şampiyonluğunu ilan ediyorsa bu takımın kalecisinden teknik direktörüne kadar herkesin kutlanması gerekir ve bu insanlar için “başarısız” sıfatı hiç de doğru olmaz. Ziko’nun Fenerbahçe’ye geldiği günkü düşüncemle şu anki arasında hiçbir fark yok. Büyük futbolcuların büyük teknik direktör olma yolunda çok zorlandıklarını ve çeşitli nedenlerden dolayı çok dezavantajlı olduklarını biliyorum. Ancak Ziko’nun gerek kişiliği gerekse iyi niyeti en önemlisi de komplekssiz bir teknik direktör olması bence onu üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi ve ısrar edilmesi gereken bir futbol adamı haline getiriyor. Sezon başında Brezilyalının çok zorlanacağına hatta başarısız olabileceğini düşünüyordum ama haftalar geçtikçe bu kişi üzerinde ısrar edilmesi gerektiğini hatta sonuç ne olursa olsun kendisiyle yapılacak beş yıllık bir sözleşmenin eninde sonunda Fenerbahçe’ye büyük başarılar kazandıracağı fikrine sahip oldum, bugün de aynı şeyleri düşünüyorum. İnanıyorum ki oynadığı zamanlarda sahada herkese parmak ısırttıran ancak teknik direktörlüğün bambaşka bir iş olması nedeniyle zorlanan ama her şeye karşın pozitif enerjisiyle yaptığı bu işte de gün geçtikçe kendini geliştiren Artur Ziko eğer Fenerbahçe’de önümüzdeki dönemlerde de görev yaparsa başarılı olacaktır.
Sarı lacivertlilerin bu her şeyiyle ilginç sezonda her futbolcusu bir ara eleştirildi. Öncelikle geldiklerinden beri eleştiri oklarını vücutlarını hisseden Fenerbahçe’nin geç transferleri, defansın omurgası Edu ve Lugano, Beşiktaş maçı başta olmak üzere çok kritik gollerin sahibi Kezman ve V.Manisaspor maçında takımına liderliği getirdiği gibi bugün de şampiyonluğu kazandıran Deivid oldu. Diğer taraftan geldiğinden beri sayısız gol pası ve gol kaydeden Alex, enerjisi bitmeyen ve takıma müthiş bir artı elektrik veren Tuncay, iki takımda 100.yıl şampiyonluğu yaşayarak tarihe geçen Tümer, aslında çok faydalı oynayan ama bir türlü kendini gösteremeyen Deniz ve neredeyse bir düzine takımın peşinden koştuğu Appiah da bu acımasız eleştirilerden nasibini aldı zaman içinde. Bu demek oluyor ki çok kolay karar verip çok acele yargıda bulunuyoruz. Günlük yaşıyoruz ve duygularımız yüzeysel olduğu için çok çabuk değişiyor. Hâlbuki tüm bu eleştirilen kişilere bugün bakıldığında kendilerini tebrik etmekten başka bir seçenek yok çünkü rakiplerini saf dışı bırakarak ve gerçekten hak ederek bir şampiyonluk kazandılar. Netice de söylenecek çok şey var ama Fenerbahçe her ne kadar ben çok önem vermesem de çoğu kişi için çok önemli olan 100. yılında Turkcell Süper Lig’i zirvede tamamlayarak 17. şampiyonluğuna ulaştı. Önümüzdeki haftalarda daha detaylı ve somut bir şekilde açıklayacağım üzere son dört senedir de ligin hep zirvesinde olan sarı lacivertlilerin bu başarısının temel nedeni elbette kurumsal yapının güçlülüğü ve hem ekonomik hem de kadro bakımından rakiplerinden daha ileride olmasıdır. Günümüz futbol gereklerini elinden geldiğince yerine getirmeye çalışan Fenerbahçe’yi şampiyonluğundan dolayı bir kez daha yürekten kutluyor ve başarılarının hem Türkiye’de hem de diğer Türk takımlarıyla birlikte Avrupa’da devamını diliyorum
Geçen hafta aslında Beşiktaş’ın ne denli zor bir deplasmana gideceğini üzerine basa basa söylemeye çalışmıştım. Gerek Beşiktaş’ın moralsizliği gerekse Bursaspor’un maça olan büyük koşullanmışlığı ibreyi tamamen ev sahibi takıma çevirirken Trabzonspor’un da hafta boyunca Fenerbahçe’ye bilendiğini göz ardı etmemiştik. Tüm bunların sonucunda Fenerbahçe’nin bugün alacağı galibiyet kendisini mutlu sona ulaştıracakken maçların sonucuna göre sarı lacivertliler tek puanla dahi şampiyonluklarını ilan etmiş oldu.
Birkaç istatistik vermek istiyorum. En alttan başlayarak Sakaryaspor, K.Erciyesspor, Ç.Rizespor, Denizlispor, Antalyaspor, Bursaspor, V.Manisaspor, Sivasspor, Ankaraspor, Trabzonspor, Kayserispor ve Beşiktaş olmak üzere şu ana kadar Fenerbahçe tam 13 takıma puan kaybetti. Geçen sene bu hafta 77 puanı olan ve 85 gol atan sarı lacivertliler bu sene 64 puan ve sadece 60 golle şampiyonluğu ilan ediyorlar. Bu iş nasıl oluyor diye insanın aklına gelmiyor değil ama yanıt çok basit; Fenerbahçe’ye şampiyonluğu getiren şey rakiplerinin de en az kendisi kadar puan kaybetmesi ve puan cetvelinin ilk dört basamağında bulunan takımlara karşı kaybetmemesi oldu.
Gerçekten bu sene üç büyük takımın da teknik direktörleri çok ve acımasızca eleştirildi ama bunarlın içinde bir isim vardı ki kimse ama kimseye yaranamadı. Evet, bu teknik patron bir zamanların efsane futbolcusu, Türkiye dışında gittiği her yerde takımdan daha fazla ilgi gören, “beyaz Pele” lakaplı Artur Ziko’dan başkası değildi. Bu büyük futbolcu gerçekten bazen bariz hatalar yapsa da taraftarından yorumcusuna kadar haddinden fazla ve çoğu zaman da haksız yere eleştirildi ve inanıyorum ki bu şampiyonluk dahi bu eleştiri sahiplerini düşüncelerinden caydıramayacaktır. Ancak ne olursa olsun bir takım bitime iki hafta kala şampiyonluğunu ilan ediyorsa bu takımın kalecisinden teknik direktörüne kadar herkesin kutlanması gerekir ve bu insanlar için “başarısız” sıfatı hiç de doğru olmaz. Ziko’nun Fenerbahçe’ye geldiği günkü düşüncemle şu anki arasında hiçbir fark yok. Büyük futbolcuların büyük teknik direktör olma yolunda çok zorlandıklarını ve çeşitli nedenlerden dolayı çok dezavantajlı olduklarını biliyorum. Ancak Ziko’nun gerek kişiliği gerekse iyi niyeti en önemlisi de komplekssiz bir teknik direktör olması bence onu üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi ve ısrar edilmesi gereken bir futbol adamı haline getiriyor. Sezon başında Brezilyalının çok zorlanacağına hatta başarısız olabileceğini düşünüyordum ama haftalar geçtikçe bu kişi üzerinde ısrar edilmesi gerektiğini hatta sonuç ne olursa olsun kendisiyle yapılacak beş yıllık bir sözleşmenin eninde sonunda Fenerbahçe’ye büyük başarılar kazandıracağı fikrine sahip oldum, bugün de aynı şeyleri düşünüyorum. İnanıyorum ki oynadığı zamanlarda sahada herkese parmak ısırttıran ancak teknik direktörlüğün bambaşka bir iş olması nedeniyle zorlanan ama her şeye karşın pozitif enerjisiyle yaptığı bu işte de gün geçtikçe kendini geliştiren Artur Ziko eğer Fenerbahçe’de önümüzdeki dönemlerde de görev yaparsa başarılı olacaktır.
Sarı lacivertlilerin bu her şeyiyle ilginç sezonda her futbolcusu bir ara eleştirildi. Öncelikle geldiklerinden beri eleştiri oklarını vücutlarını hisseden Fenerbahçe’nin geç transferleri, defansın omurgası Edu ve Lugano, Beşiktaş maçı başta olmak üzere çok kritik gollerin sahibi Kezman ve V.Manisaspor maçında takımına liderliği getirdiği gibi bugün de şampiyonluğu kazandıran Deivid oldu. Diğer taraftan geldiğinden beri sayısız gol pası ve gol kaydeden Alex, enerjisi bitmeyen ve takıma müthiş bir artı elektrik veren Tuncay, iki takımda 100.yıl şampiyonluğu yaşayarak tarihe geçen Tümer, aslında çok faydalı oynayan ama bir türlü kendini gösteremeyen Deniz ve neredeyse bir düzine takımın peşinden koştuğu Appiah da bu acımasız eleştirilerden nasibini aldı zaman içinde. Bu demek oluyor ki çok kolay karar verip çok acele yargıda bulunuyoruz. Günlük yaşıyoruz ve duygularımız yüzeysel olduğu için çok çabuk değişiyor. Hâlbuki tüm bu eleştirilen kişilere bugün bakıldığında kendilerini tebrik etmekten başka bir seçenek yok çünkü rakiplerini saf dışı bırakarak ve gerçekten hak ederek bir şampiyonluk kazandılar. Netice de söylenecek çok şey var ama Fenerbahçe her ne kadar ben çok önem vermesem de çoğu kişi için çok önemli olan 100. yılında Turkcell Süper Lig’i zirvede tamamlayarak 17. şampiyonluğuna ulaştı. Önümüzdeki haftalarda daha detaylı ve somut bir şekilde açıklayacağım üzere son dört senedir de ligin hep zirvesinde olan sarı lacivertlilerin bu başarısının temel nedeni elbette kurumsal yapının güçlülüğü ve hem ekonomik hem de kadro bakımından rakiplerinden daha ileride olmasıdır. Günümüz futbol gereklerini elinden geldiğince yerine getirmeye çalışan Fenerbahçe’yi şampiyonluğundan dolayı bir kez daha yürekten kutluyor ve başarılarının hem Türkiye’de hem de diğer Türk takımlarıyla birlikte Avrupa’da devamını diliyorum

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder