Bu hafta yazımın maçla ilgili olmamasının nedeni maçın sonucunun prestijden ileri gitmemesi değil, maalesef Ali Sami Yen’de yaşanan futbol kâbusunun maçın ve futbolun çok önüne geçmesidir. Dün akşam, hafta boyunca rakibini alkışlayacak mı alkışlamayacak mı diye tartıştığımız Galatasaray taraftarının adeta “alın size alkış” dercesine yağdırdıkları pet şişeler, yatıkları meşaleler, attıkları taş, pil ve koltuklarla tüm sezonun hırsını sahadaki 11 Fenerbahçeli futbolcudan almasına şahit olurken bu olayların dün akşamki boyuta gelmesi herkesi bir taraftan hayret diğer taraftan da bıkkınlık ve karamsarlık noktasına getirmeye yetti de arttı bile.Ne yazık ki Spor Bayramımız'ın olduğu günde tavan yapan bu futbol terör olaylarının nedeni bizim her maçtan sonra sadece yaşananlara odaklanıp bu olayların temelini gözden kaçırmamızdır. Dün akşam Ali Sami Yen’de yaşananlar maalesef sahalarda ilk defa gördüğümüz hadiseler değil. Amatör ligden Süper Lig’e Çarşambaspor’un sahasından Kadıköy’e kadar hemen hemen her statta bu tür olaylar yaşanıyor ve biz sadece bir iki gün boyunca o maçta yaşananlar üzerine konuşup adeta mangalda kül bırakmazken bir hafta sonra yine eski halimize dönüyor olay çıkan maçta yine hayrete kapılıp veryansın ediyor üç gün sonra bunu da unutuyoruz. Hatta bu hafta olduğu gibi bir de utanmadan rakibi alkışlayalım diye dayanaksız ve samimiyetsiz bir sözüm ona “fair play” olgusu atıyoruz ortaya. Buna resmen olmayacak duaya âmin demek derler. Sen bütün takımlar olarak yıllardır her maçta rakibine futbol dışında etmediğini bırakmayacaksın, küfrün kelamın bini bir para olacak ondan sonra rakibini alkışlayacaksın ya da rakibinden alkış bekleyeceksin; bu iş o kadar kolay değil. İngiltere’de bu olay yaşandı diyenler de yine buz dağının üstünü görüp altını gözden kaçıranlardır. Oradaki futbol ortamı yüzyıllardır gelişip bugün öyle bir hal almış ki küme düşen takımlar en az on beş bin seyirciye oynuyor ve son maçlarında alkışlarla uğurlanıyorlar. Bu alkışın nedeni de kümeden düşmeleri değil bir sene boyunca Premier Lig’de mücadele edip o taraftarlara büyük takımları izlettirmiş olmaları. Yıllar yılı yaşanan futbol zaferleri ve faciaları bu insanlarda öyle iyi eğitmiş ki bugün futbola bakış açıları herkesin örnek alması gereken bir duruma gelmiş. Bizde ise daha birkaç ay önce Avni Aker’de, Kadıköy’de, İnönü’de, Denizli’de, Bursa’da v.b dünküne benzer olaylar yaşanmış, hemen hemen her maçtan sonra yöneticiler seviyesiz açıklamalarla ortamı germiş, taraftarlar birbirlerine her geçen gün bilenmişken bir mucize olup takımların birbirlerini alkışlamalarını bekledi bazılarımız.
Bu sene büyüklerin neredeyse her maçından sonra ev sahibi takımın sahası kapatıldı. Ne gariptir ki bu maçlardan sonra rakip takım veryansın ederken hiçbir ev sahibi takımın yöneticisi çıkıp özür dilemedi, özür dilemeyi bırakın üzgün olduğunu bile söylemedi. Sonra aynı şey başına gelince de rakibiyle sadece rolleri değiştiler.
Peki, bu iş nasıl düzelir? Bu işin düzelmesi için iki yol var. Birincisi İtalya ve İngiltere’de olduğu gibi bu olayların iyice büyüyüp birkaç belki de onlarca kişinin canına mal olması sonucu insanların kendi kendilerine “ne yapıyoruz” diye sorup sakinleşmeleri ikincisi de başta federasyon olmak üzere kulüp yöneticilerinin aldıkları ve almadıkları kararlarla taraftarların tansiyonları düşürüp futbol seyircilerini şu an bulundukları boyuttan olması gereken boyuta çekmeleridir. Elbette bu sorunların ikinci yola aşılması en büyük dileğimizdir. Bu işlerin sonu, dün Kadıköy’de yaşanan, bugün Ali Sami Yen’de olan, yarın İnönü ve Avni Aker’de gerçekleşecek tüm futbol dışı olayları aynı kefeye koyup hepsine aynı oranda tepki göstermemiz, hepsini önlemek için aynı kararlılıkla yaklaşmamız ve futbola karşı samimi olmamızla getirilebilir. Yoksa bugün tüm gücümüzle Galatasaray’a yüklenir iki ay sonra suçluyu başka takım ilan ederek asla kendimize pay çıkarmazsak bir arpa boyu yol alamayız. Futbolumuza çok daha bilinçli yöneticiler, idareciler ve taraftarlar diliyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder