Pazar, Kasım 25, 2007

Milli Takım Oley!

Millilerimiz tarihi bir başarı elde ederek Avusturya-İsviçre’de düzenlenecek Avrupa Şampiyonası’na katılmaya hak kazandı. Öyle ki, yaklaşık yüz yıllık futbol tarihimizde bu fırsatı bundan önce sadece iki kez daha elde edebilmişiz. Her ne kadar böyle bakıldığında ortaya mutluluk verici bir tablo çıksa da, bugün gerek Fatih Terim gerekse bazı oyuncuların eleştirilerden kurtulamadığını görüyoruz. Peki, kim hatalı? Takımı görece kolay bir gruptan zor şer çıkaran Fatih Terim mi, yoksa her dönem Avrupa Şampiyonası’na katılıyormuşçasına başarıları küçümseyenler mi? Her zaman skor ya da sonuçlara göre değil genele göre yorum yapmak gerektiğinden hareketle, bugün milli takımın Avrupa Şampiyonası’na gidip gitmemesinden bağımsız olarak grupta oynadığı maçların objektif olarak değerlendirilmesi, bu sorunun yanıtını büyük ölçüde verecektir.
Hatırlanacağı üzere, Fatih Terim göreve geldiğinde Dünya Kupası eleme grubunda zor bir durumdaydık ve o anda Fatih Terim işi riske atmama düşüncesiyle Alpay, Tugay, Emre, Rüştü, Hakan ve diğer “emektar” oyunculardan oluşan bir kadro kurup bu kadro ile tamamladı kalan maçları. O günün şartlarında ve söz konusu kısa süre göz önüne alındığında kimsenin itirazı olmadı ve zaten olamazdı bu kadroya. Çünkü ortak görüş buram buram umutsuzluk kokuyor, saman alevi gibi yanıp sönen umutlar da -bu saatten sonra yaparsa bu adamlar yapar- kanaatini taşıyordu; maalesef başarılı olamadık.
2008 eleme gruplarının kuraları çekildiğinde ve ilk 4 maç geride kaldığında kesinlikle keyfimize diyecek yoktu. Grupta en önemli rakip olarak gördüğümüz Yunanistan’ı Atina’da mağlup etmemiz ve Norveç’e yenilmememiz neredeyse şampiyona vizesini cebimize koymuş kadar memnun etti bizi. Ama bu maçlarda kimse kadroyu ya da Fatih Terim’i eleştirmedi. Kimse kadrodaki kısırlıktan dem vurmadı. Kimse biz bu kadro ile Dünya Kupası’na gidemedik burada da başarısız olabiliriz demedi. Fatih Terim’e şu sorulmadı: “Hocam ilk geldiğinizdeki kadroyu kabul ediyoruz ama bundan 2 sene sonra hala aynı oyuncularla oynamanız sizce doğru mu? Biz sizden milli takıma 1–2 değil birçok yeni oyuncu monte etmenizi beklerken yıllardır aynı eleştirilen simaları görüyoruz. Tamam, belki futbolumuzda büyük bir altyapı sorunumuz var ama durumumuz bu kadar mı kötü?!” Bu sorular ancak Bosna yenilgisi sonucu telaffuz edilmeye, Moldova beraberliği ile her yerde dile getirilmeye başlandı ve Malta beraberliği ile de doruğa ulaştı. Bugün aslında milli takımı eleştiren her düşüncenin altında çekememezlik ya da sabit fikirlilik değil “bize bu stresi yaşatmamalıydınız” düşüncesi var. Milli takımımız gruptan yine ikinci olarak ama Norveç’e yenilip, Moldova ve Malta’yı mağlup ederek (Norveç’in 3 puan az topladığını farz ederek) çıksaydı kanımca bugün gayet mutlu bir şekilde finallerin coşkusunu yaşıyor ve milli takımımıza sonuna kadar güveniyor olurduk.
Elbette oynanan 12 maçın birinde ya da en fazla ikisinde sürpriz puan kayıpları olmuş, bu puan kayıplarının ortaya çıkmasında o günkü formsuzluğun yanında şans faktörü de etkili olmuş olabilir. Ancak puan kaybettiğimiz maçlara bakarsak, eğer kaybetmişsek mutlaka hak etmişiz, eğer berabere kalmışsak da 1 puanı kurtaran biz olmuşuz. Hatta bazılarına göre galibiyetlerimiz de rakibin ve özellikle kalecilerin hediyesi. Bu durumda bırakın şampiyonaya katılma hakkını Avrupa Şampiyonu dahi olsanız memnuniyetsizlikler ve eleştiriler olağandır. Bugün hala 3. olduğumuz Dünya Kupası’nda yendiğimiz rakiplerin gücü ya da Avrupa şampiyonu olan Yunanistan’ın sözüm ona “çirkin futbolu” konuşuluyor. Aslında bu fazlaca gün yüzüne çıkmasa da herkes tarafından zaman zaman dile getirilen düşünceler futbol oyununun skor ve sonuçtan bağımsız değerlendirilmesinin sonuçları.Neticede, stat hoparlörünü eline alan ve bizi cümle âleme rezil eden aklı evvelin ve ondan daha iyi statlara sahip olduğumuz Ali Sami Yen Stadı’nın dışında stresli ama güzel bir gece yaşadık çarşamba günü ve sayılı ekibin katılacağı şampiyonaya son anda da olsa biletimizi almış olduk. Bu biletin, özellikle savunma hattımız ve Nihat dışında gol yollarında ki etkisizliğimiz göz önüne alındığında beraberinde bir dolu endişeyi de getirdiğini kabul etmek gerekir. Umarım Fatih Terim en azından şampiyonaya kadar olan sürede ama bu sefer yumurta deliğe gelmeden tıpkı Gökhan Gönül, Hakan Balta ve Mehmet Yıldız gibi gerekli müdahalelerde bulunup kadroyu şampiyonanın son maçında değil daha maçlar başlamadan oluşturur. Çünkü beklenen başarılı takım ve sonuçların en birinci şartı takımımızın artık belirli, oturmuş ve birbirleriyle uyumlu bir kadroya sahip olmasıdır. Onun dışında özellikle orta sahadaki oyuncu kalitemiz ve tekniğimiz ile Avrupa’da kendimizden övgüyle söz ettirmemiz hiç de sürpriz değil.

Hiç yorum yok: