Cumartesi, Aralık 22, 2007

Yeni Fenerbahce




Gerek Fenerbahçe’nin kulüp, gerekse takımlarımızın genel olarak geçmişi göz önüne alındığında her şeyden önce şunu kabul etmek gerekir ki Fenerbahçe’nin bugünkü kuralarda yer alması bile başlı başına büyük bir başarıdır. Elbette yolun bundan sonrası çok daha dikenli ve sarp ancak bugün çekilen kura temsilcimizin yoluna devam etme umutlarını en azından yeşil tutmamızı sağlayacak nitelikte.
Nyon kentinde çekilen kura sonucu temsilcimizin rakibi olan İspanyol ekibi Sevilla olası takımlar arasında karşısında şansımızın en yüksek olduğu takım. Elbette son 2 yılın UEFA şampiyonu ve müzesinde bir de Süper Kupa bulunduran bir kulüp her rakip için korkutucudur ancak bu kurada Fenerbahçe’yi şanslı görmemin nedenleri öncelikle Sevilla’nın çok gol atıp çok gol yiyen bir ekip olması nedeniyle Fenerbahçe’nin sistemi için uygun ekiplerden biri olması ve özellikle ligde deplasman maçlarında zorlamasıdır.
Fenerbahçe’nin son 2 yılda kabuk değiştirdiğini artık görmek gerekir. Geçen sene UEFA grubundan zorlu bir şekilde çıksa da oynadığı futbol ve rakibine kendini hissettirmesi gözlerden kaçmamış, AZ maçlarındaki gerek tecrübesizlik gerekse teknik müdahalesizlikler nedeniyle kötü sonuçlar bile sarı lacivertlilerin kimliğini yitirmesine neden olmamıştı. Oturmuş savunma anlayışı, rakipsiz savunma önü oyuncuları, gole çok meyilli orta sahası ve sırtı dönük forvetiyle “yeni Fenerbahçe” bu sene de hem kendinin hem de tüm takımlarımızın Şampiyonlar Ligi çıtasını yükselterek gruptan çıkmayı başardı ve bunu yaparken tam anlamıyla dosta güven düşmana korku verdi. Bu yeni Fenerbahçe için elbette Alex ve Roberto Carlos çok önemli ama bir diğer önemli etken de başta savunma önü futbolcuların formu olmak üzere genel savunma başarısı. Bu yapısıyla Fenerbahçe bugüne kadar kapanan ekiplere karşı ne kadar zorluk çektiyse kendisine saldıran takımları durdurmada ve kontra ataklar ve duran toplarla onları vurmada da bir o kadar başarılı oldu. Bu doğrultuda genellikle Keita merkezli ve Kanoute amaçlı gelişen ve Şampiyonlar Ligi grup maçlarında ilk haftadaki Arsenal yenilgisi dışında hem iç hem de dış sahada Sevilla’yı galibiyetlere taşıyan etkili ataklar, Ziko’nun severek yaptığı ve en başarılı olduğu kalabalık savunmalı sistem tarafından püskürtülebilir ve Kadıköy’deki maç gol yemeden galip bitirilebilirse, Fenerbahçe’nin, yıllardır korkulu rüyası olan Avrupa’da bir anda kendini ilk 8 takım arasında bulması işten bile olmaz.
İspanyol ekibinin bu seneki lig performansı Şampiyonlar Ligi maçları için asla emsal olmaz ancak en azından kaybettikleri maçların çokluğu bunun Fenerbahçe karşısında da tekrarlanabileceği olasılığını güçlendiriyor. Geçen senenin aksine bu yıl dış sahada sadece bir galibiyet alan kırmızı beyazlıların Şampiyonlar Ligi’ndeki farklı Arsenal yenilgisi de yine deplasmanda gerçekleşti. Fenerbahçe’nin ise hem ligde hem de Şampiyonlar Ligi’nde yakaladığı müthiş Kadıköy grafiği İspanyol ekibini de mutlaka etkileyecektir.
Sonuçta İspanyol ekibi Sevilla eskiden olsa Fenerbahçe için tam bir kâbus olabilecekken bugün yeni Fenerbahçe için özellikle yukarıda değinilen nedenlerden dolayı makul bir kura olarak öne çıkıyor. Umarım Ziko’nun tedbirli sistemi UEFA şampiyonu karşısında büyük bir başarıyla kendini gösterir ve bu sene takımlarımızın arkasındaki pozitif rüzgar bundan sonra da onlara yardımcı olmaya devam eder.

Cuma, Aralık 21, 2007

Lokum Gibi Kura!


Daha önceleri tersini çok görmüştük. Şanssız yenilgiler, hak edilmeyen mağlubiyetler ve ucundan dönülen turlar... Ancak bu şekilde tur atlama, neredeyse hiç bir şey yapmadan bir üst tura çıkma şansı daha önce hiç bir takımımıza böyle derinden gülmemişti.

Gruplar belli olduktan sonra Galatasaray'ın bu grupta lider olacağını ileri sürenler o çok sevdiğimiz cümleyi kurmaktan kendilerini alamamıştı:"lokum gibi kura". Bugün ise aynı futbol takpçileri sarıkırmızılıların eşine çok az rastlanır şekilde gruptan çıktığını görünce ileriye dönük futbol yorumlarına hiç bir maçın oynanmadan kazanılmayacağı gerçeğini daha çok göz önünde bulundurarak yön verecektir.

Maçta Galatasaray'ın neden bu kadar tutuk ve adeta amaçsız olduğuna kimse anlam veremedi. Belki diğer temsilcilerimizin bu tip bir oyun sergilemesi bizi fazla şaşırtmazdı ama Galatasaray gibi Avrupa'da bir marka olmuş ve kimlik kazanmış takımın hele hele böyle final niteliği taşıyan bir maçta umutsuzları oynaması kabul edilir türden değildi. Hücum, savunma ve orta alanda nasıl bir düzen vardı, hangi futbolcuya ne görev verilmişti ve takımın bu maçtan beklentisi neydi Avusturya ekibi karşısında, bunların hiç birine yanıt veremedik ama alınan bir puanla gruptan çıkmayı başardık.

Bu işin enteresan bir diğer tarafı bu şekilde son anda gruptan çıkan, finallere katılan ya da bir turnuvaya giren ekiplerin kendilerinden beklenenein çok üstünde bir performans sergilemeleridir. Buna Avrupa şampiyonu Danimarka, yine Avrupa şampiyonu Yunanistan hatta UEFA şampiyonu Galatasaray'ın kendisini örnek verebiliriz. Muhtemel rakipler göz önüne alındığında önümüzdeki turu da geçeceğine inandığım Galatasaray'ın daha ileriye taşıdığı başarılar beni asla şaşırtmaz.

Salı, Aralık 18, 2007

Eleştiriler


Eleştrinin en makbulu yenilgiden değil galibiyetten sonra yapılanıdır. Bugün Fenerbahçe zor bir deplasmandan 3 puan çıkarmayı başarsa da bu durum özellike teknik direktör Ziko ekseninde gelişen taktik ve kadro eleştirilerinin ortadan kalkmasını engelleyemedi.
Her şeyden önce bu sene özellikle deplasman maçlarında puan kaybeden Fenerbahçe’ye yöneltilen eleştirilerin başında ligdeki rakiplerin karşısına tıpkı bir Avrupa maçındaki deplasman sistemiyle ve aşırı tedbirli bir şekilde çıkması geliyor. Gerçekten de gerek Kayseri’de gerek Denizli’de gerekse Ankara’da oynayan Fenerbahçe’nin sahaya yayılışı dört savunma oyuncusunun önündeki iki aşamalı iki ön savunma oyuncusu nedeniyle gol atmaktan ziyade gol yememeyi hedefler görünümde ve bu duruma doğru ya da yanlış konsantransyon problemi eklenince ortaya çıkan zorlu maçların tesadüf olmadığını kanıtlar nitelikteydi. Oysaki Avrupa’daki başarının mimarı Ziko, bugün son 10 dakikada olduğu gibi Semih-Kezman ikilisini maçın başında düşünmüş olsa muhtemelen maçta gol bulmakta bu denli sıkıntı yaşanmayacaktı. Orta sahanın arkasındaki ikilinin Fenerbahçe’nin en gçlü noktalarından biri olduğu herkes tarafından her zaman dile getiriliyor ama özellikle Turkcell SuperLig’deki maçlarda tek ön savunma oyuncusu ile oynamak kimseye zarar vermez.
Ziko’nun bu klasik taktik eleştirisinin yanında bu maça özel oyuncu tercih hatasını da dile getirmek gerekir. Özellikle gelecek hafta oynanacak zorlu Trabzonspor maçı öncesi ceza sınırında bulunan Edu ve Lugano’dan ikisinin de ilk 11’de sahaya sürülmesi ve bu futbolcularının ikisinin de cezalı duruma düşmesi asl akabul edilebilir bir durum değil. Elbette bu oyuncuların oynaması onların kart görmelerini gerektirmez ancak birinin bile dinlendirilmemesi ve sonuçta bugün olduğu gibi bir durumun ortaya çıkması önümüzdeki hafta sarı lacivertlileri o veya bu şeklide zor durumda bırakacaktır.
Fenerbahçe’nin kadrosu bu takımın Avrupa’da ve ligde birbirinden farklı sistemle ve futbolcularla oynamasına imkân verecek kadar zengin. Diğer taraftan oynayan futbolcuların formları hepsinin her an forma giymeye hazır olduklarını gösteriyor. Böyle bir durumda Ziko’nun sistemde ve nispeten futbolcularda ısrar etmek yerine farklı maçlara farkı düşüncelerle çıkması sarı lacivertlilerin her kulvarda başarısını perçinleyecektir.

Perşembe, Aralık 13, 2007

Dört Başı Mamur


Grup maçlarında 11 puan toplamak ve kendi sahasındaki 3 maçı da kazanmak bundan önce hiçbir Türk takımına kısmet olmamıştı. Bu büyük başarı sarı lacivertlileri Avrupa’nın en başarılı 16 takımından biri yaparken bundan daha önemlisi takımın özgüveni ve yansıttığı pozitif elektrik bu başarının devam edebileceği izlenimini yarattı zihinlerde.
Fenerbahçe’nin yakaladığı bu önemli başarının en büyük sırrı kesinlikle oynayan ya da yedek bekleyen oyuncuların istikrarı, birbirlerini aratmayacak başarı standardını yansıtmaları ve takım içindeki arkadaşlığın çok üst düzeyde olmasıdır ki tüm bu değişkenler tek bir paydada birleşiyor: teknik direktör Artur Ziko. İlk zamanlarda 7’den 70’e herkes tarafından eleştirilen Brezilyalı teknik adamın bu kadar kısa sürede takımı bu seviyelere taşıması, takdirden öte övgü gerektiren bir iştir. Bu bağlamda hem Ziko hem de Fenerbahçe için geçen sene yaşanılan şampiyonluk 100. yıldan öte, bugünlerin vesilesi olması açısından büyük önem taşımıştı.
Bugün gelinen büyük başarı noktasının teknik analizi ise fazla uzun uzadıya saha içi yerleşmeler, 4-4-2’ler, 3-6-1’lerden çok, sağlam bir ön libero kadrosu, Alex’in müthiş performansı ve elbette başlı başına bir dünya markası olan Roberto Carlos ile açıklanabilir. Savunmanın hemen önümde görev yapan Deniz, Aurello, Selçuk ve Appiah’tan hangi ikisini bugün bırakın Türkiye’yi Avrupa’da bir takıma koysanız, o takımın başarı grafiği çok kısa zamanda yükselecektir. Ülkemizde bu tür oyuncuların fazla olmaması nedeniyle milli takıma dahi M.Aurello’yu dahil ettiğimiz gerçeği göz önüne alındığında Fenerbahçe’nin elindeki avantajın kıymeti daha iyi anlaşılıyor. Sadece ülkemizde değil dünya futbolunda da bu tür oyuncu bulmak çok zor ve en pahalı transferlerin bu bölge oyuncularından çıkması da yine Fenerbahçe’nin bu alandaki avantajını gözler önüne seriyor.
Roberto Carlos’un başlı başına varlığı da sadece rakiplere korku vermiyor aynı zamanda takımda oynayan her futbolcuya güven aşılıyor. İlerlemiş yaşına karşın mücadelesi, koşuları ve hırsı ile takımdaki gençler başta olmak üzere tüm futbolculara örnek olurken, tüm arkadaşlarını kendi yeteneklerinden ve bildiklerinden mahrum bırakmaması onu onu bir dünya futbolcusu yaparken Fenerbahçe’ye de bambaşka bir hava katıyor.
Son sözler Alex’e…PSV maçından sonra “Alex bundan sonra hiçbir iş yapmasa dahi sadece bugüne kadar yaptıkları için heykeli dikilmesi lazım” demiştim ama bugün attığı ve attırdığı gollerin, hazırlanışı, zamanı ve önemi dikkate alındığında kaptan, bu gecenin yıldızı oldu. Daha önce Avrupa maçlarında kendini göstermemekle itham edilen yıldız futbolcu son iki sezondur Avrupa’da Fenerbahçe’yi sırtlayan neredeyse tek oyuncu olurken sistem itibariyle kendisinden çok şey beklenen Brezilyalı'nın bu formu devam ederse sarı lacivertlilerin yakalayacağı hiç bir başarı tesadüf olmaz.
Gruptaki ilk İnter maçından dün akşamki son düdüğe kadar çoğunlukla aynı standartta, rakibine kendini hissettiren, inançlı, düzenli, pozitif oynayan ve sonuçta dört başı mamur şekilde gruptan çıkan Fenerbahçe'yi yürekten kutlamak ve onlarla iftihar etmek gerekiyor.
21 Aralık’ta yapılacak kura çekiminde elbette Fenerbahçe’yi çok zorlu takımlar bekliyor ancak karşı taraftan bakıldığında Fenerbahçe de kimsenin gözü kapalı isteyeceği bir ekip değil. Bu nedenle rakip kim olursa olsun sarı lacivertlilerin asla kolay teslim olmayacağını ve rakiplerini eleme şanslarının hiç de yabana atılacak derecede olmadığını kabul etmek gerekir. İnşallah kuradan Fenerbahçe’nin eleyeceği bit takım çıkar da yakalanan bu başarı en azından bir süre daha sürdürülebilir: gönlüm Sevilla’dan yana.

İnanç Olmayınca



Beşiktaş bugün favori değildi, kazanması sürpriz olurdu ama siyah beyazlıların böyle sönük bir futbol oynamaya kesinlikle hakkı yoktu. Maçı izlerken birkaç kez, bildiğim halde, acaba Beşiktaş kazansa da gruptan çıkamıyor mu diye düşündüm. Çünkü oynanan futbol, bırakın iddialı durumda olmayı, haftalar öncesinden şansını kaybetmiş ve baştan aşağı yedek futbolculardan kurulu bir ekibin oyunundan hiç de farklı değildi.
Maçın 44. dakikasındaki gol, tam tarihini hatırlamıyorum ama bir Fenerbahçe-Beşiktaş maçında yine sol taraftan ceza sahasına doldurulan topta Rüştü’nün saniyeler öncesinden elini kaldırıp kısacık boyuna karşın Şifo Mehmet’in hayatındaki sayılı kafa gollerinden birini sarı lacivertli ağlara gönderip maçı takımına kazandırdığı pozisyonu hatırlattı. Bugün de adeta kalesinde devleşen ama işinin nankörlüğü dolayısıyla her zaman yaptığı basit hata ile akıllarda kalacak olan Rüştü, rakibin etkili futbolu göz önüne alındığında muhtemelen maçın gidişatını etkilemedi ama yine hakemin düdüğünden önce karar vererek tecrübesini ve kalitesini inkâr etti.
Diğer taraftan Beşiktaş için gruptaki en büyük talihsizlik, alınan 6 hatta alınabilecek 7 puanı anlamsız kılacak şekilde gelişen grup maçları oldu. Ancak bu şekilde bir birine yakın puanların olduğu grupta alınacak bir galibiyetin ya da rakibine kaybetmemenin değeri ya da gruptan çıkmanın bu kadar yakın olduğunu bilmek insanın aklına bolca “keşke” ile başlayan cümle getiriyor.Bugünden itibaren Beşiktaş’ın yapması gereken öncelikle takım iskeletini hem sistem hem de oyuncu bazında sağlamlaştırarak, bu iskeletin gelişmesini sağlamak ve eklemelerle bu yapıyı daha da güçlendirmektir. Ancak bu şekilde gelecek sene Avrupa’da bu senenin üzerine koyarak yola devam edilir; aksi takdirde her sene olduğu gibi 2008’de de her şeye sıfırdan başlanmak durumunda kalınır.

Bakkal Hesabı


Dünyanın sayılı derbilerinden biri ama bu özellik takımların birbirleriyle oynadığı maçlardan değil genel anlamdaki rekabetten kaynaklanıyor. Zira ortada 8 yıldır kendi evinde rakibine yenilmeyen, maçtan 10 gün önce favori gösterilen ve maçı da rahat kazanan bir taraf varsa bu iki ekip arasındaki derbinin heyecanından fazla söz edilemiyor.
Fenerbahçe-Galatasaray maçlarının, özellikle maç Kadıköy’de ise, sağlıklı bir ortamda oynanmadığını kabul etmek gerekir. Bunun en büyük nedeni sarı kırmızılı oyuncuların bu maçlara aşırı stresli ve özgüvenden uzak çıkmaları, dolayısıyla istedikleri ya da kendilerinden bekleyen oyunu ortaya koyamamalarıdır. Dün akşam bırakın derbiyi normal bir lig maçından bile daha kolay üç puana uzanan sarı lacivertliler kusursuz bir oyun oynamasa da kendi oyununu rakibine kabul ettirerek ve girdiği pozisyonlardan en azından kendine yetecek kadar gol çıkararak rakibini dize getirmeyi başardı.
Maçın soyut düzleminden somut ve teknik boyutuna gelirsek Fenerbahçe için fazla söylenecek bir söz bulunmuyor, zira çalışkan kanatları, Türkiye’nin en iyi savunma önü oyuncuları, Alex gibi bir organizatörü ve başarılı golcüsü ile ev sahibi takım oturmuş kadrosuyla üzerine düşen görevi hakkıyla yerine getirdi. Konuk Galatasaray’ın ise maçtaki amacı bir türlü anlaşılamadı. Eğer beraberlik düşüncesi olsa sahaya daha savunmaya dönük ve tek forvetle çıkması gereken Kalli, bir yandan çift santrafor ile maça başladı diğer taraftan kontra arak yapma çabasındaydı. Ayrıca rakibin futbolcularına ve tehlikeli akınlarına önlem almayacak şekilde hatalı bir savunma kurgusuyla dikkat çeken Feldkamp, oyunun gidişine göre son anlarda Serkan ve Nonda’yı çıkarmadan Hakan ve Ümit’i oyuna alarak işi iyice bakkal hesabına getirdi ve bu tercihleri sonucu namağlup ünvanını Şükrü Saraçoğlu’da bırakmak durumunda kaldı.
Maçta öne çıkan futbolcular Galatasaray adına sadece kaleci Orkun’ken Fenerbahçe’de başta Semih olmak üzere Alex ve Roberto Carlos’tu. Deivid, goldeki akıl dolu vuruşuna karşın maç içindeki laubali şut ve pasları yanı sıra gördüğü kırmızı kart ile Fenerbahçe’nin en sırıtan ismi oldu.
Son paragrafta hatalı olduğu zaman değil çok başarılı olduğu zaman konuşulması gereken maçın hakeminden bahsetmek gerekir. Gerçekten Aydunus sadece kararlarındaki isabet oranıyla değil sahadaki rahat tavırları ve futbolcuları ile başarılı iletişimi ile de ekran başındakilere istenildiği gibi, meslektaşlarına ise örnek bir davranışı sergiledi.