Pazartesi, Aralık 25, 2006

Orta Saha Başarısı (FB İlk Yarı Değerlendirmesi)

Fenerbahçe ilk yarıda genel anlamda başarılıydı. Ancak bu tespit ligdeki puan durumundan ziyade Fenerbahçe’nin kendi içindeki zorluklara karşın sezonun ilk yarısında istenen sonuçları almasından kaynaklanıyor; zaten Fenerbahçe’nin son iki sezonda ligin ilk yarısında topladığı 43 ve 45 puan dikkate alındığında bu sene toplanan puanların bunların çok gerisinde kaldığı açıkça görülüyor. Ancak sezonun hemen başında gelen Ziko, sezon başladıktan sonra transfer edilen futbolcular ve takımın uyum süreci dikkate alındığında tüm bu sıkıntılara karşın Fenerbahçe’nin üç kupada da yoluna devam etmesi kimsenin inkâr edemeyeceği bir başarıdır.
Sezona Daum-Ziko değişikliği ile başlayan Fenerbahçe D.Kiev başarısızlığından sonra yaptığı dört transferle, oyun sistemi de dahil olmak üzere, takımı A’dan Z’ye değiştirmiş oldu. Yeni oluşan takımda uyum süreci bir tarafa, Kerim, Tümer ve Appiah’daki formsuzluk ve büyük umutlarla alınan Daivid’in gol orucu Fenerbahçe’nin ilk haftalarda inişli çıkışlı bir grafik çizmesine neden oldu. Ta ki Newcastle maçına kadar bu şekilde ileriye dönük umutsuz bir tablo çizen sarı lacivertlilerde bu maçta ortaya konan futbol ve mücadele takım için tam bir milat oldu. Artık orta sahayı daha kalabalık tutarak Alex’e daha serbest oynama şansı veren oyun planında sağ ve sol kulvarlar Mehmet ve Uğur’a emanet edildi, Kezman tek forvet olarak görevlendirildi, savunma göbeğinde ise yeni transferlere görev verildi. Orta alanda forma şansı yakalayan Deniz ve performansını arttıran Appiah’ın da katkısıyla Fenerbahçe’nin orta sahası parmakla gösterilir bir hal aldı. Bu şekilde oynanan maçlarda rakiplere verilen gol pozisyonu sayısı azalırken, kanatların da katkısıyla daha organize gol fırsatları yakalanmaya başlandı. Öyle ki Fenerbahçe fikstürü dolayısıyla üst üste oynadığı zor maçlardan genel anlamda başarıyla ayrılmayı başardı. Denizlispor beraberliği ile bu zorlu dönemece giren sarı lacivertliler daha sonra ligde ve Uefa’da, içeride-dışarıda yaptıkları maçların hepsini kazanamadı ancak sonuç itibariyle ligde ilk yarıyı yedi puan önde tamamlayıp Uefa’da da gruptan çıkmayı başardı ve asıl önemli olan oynadığı her maçta kendi oyun sistemini sahaya yansıtmayı başardı.
Fenerbahçe’de bütün bu değişikliğin ve gelişmenin birinci mimarı teknik direktör Artur Ziko’dur. Sene başında çok eleştirilen Brezilyalı teknik adamın takıntı ve inattan uzak yapısı, takımın başarısını ön planda tutarak oyun planında yaptığı değişiklikler ve futbolcularla olan uyumu ilk yarıda Fenerbahçe’ye çok şey kazandırdı. Kanımca Fenerbahçe Ziko ile uzun süre yoluna devam ederse elbet başarılı olacaktır.
İlk yarıda takımda aksayan yönler de savunmanın yan toplardaki aczi ve Kezman ile Daivid’in gol vuruşlarındaki eksiklikleri oldu. Zaten kazanılan maçlar göz önüne alındığında bu başarıların çoğunlukla orta sahanın ürünü olduğu görülüyor. Savunmaya yapılan Önder takviyesi yerinde oldu ancak Edu’nun Can’dan daha iyi olup olmadığına bir türlü karar veremedik. Ayrıca Uğur’un hücumdaki başarısını savunmada gösterememesi ve Lugano’nun hamle zaafları yenilen gollere zemin hazırladı. Bu eksikler giderildiği takdirde Fenerbahçe maçlarını daha rahat kazanacaktır.
Şu an gerek futbolcu kalitesi gerekse form grafiği olarak ligimizin en hazır ekibi olarak gösterilen Fenerbahçe’nin geçen sene yaşadığı talihsizliği yaşamamak için potansiyelini daha dikkatli kullanıp üç kulvarda da elinden geleni yapması gerekmektedir.

Forvetlerin Gücü (GS İlk Yarı Değerlendirmesi)




Galatasaray’ın ilk yarıyı yedi puan geride ikinci tamamlarken Avrupa’ya da alışık olmadığı şekilde erken veda etmesi bize ilk yarıda çok da başarılı olmadığını gösterdi. Aslında sezona şanssız beraberliklerle başlayıp akabinde galibiyetlerle tanışarak toparlanan Galatasaray’da umutlar ikinci yarı için fazlasıyla yeşil bulunuyor. Özellikle geçen sene yakalanan şampiyonluk başarısı sarı kırmızılılar için en büyük moral. Şampiyonlar Ligi’nde ise tamamen Olimpiyat Stadı’ndan kaynaklanan başarısızlık takımın Uefa şansını dahi ortadan kaldırdı.
Geçen seneki tarihi başarıdan sonra Gerets ile yollarına devam eden Galatasaray, aldığı yeni futbolcuları takıma uydurmakta bazı sorunlar yaşadı. Sadece İnamoto’nun forma şansı bulması, onun da beklenen performanstan uzak olması Galatasaray’ın zor maçlar çıkarmasına neden oldu. Carusca ve Mehmet ilk maçlarda forma şansı bulurken zaman içinde kendilerini yedek kulübesinden bir türlü kurtaramadılar. Diğer taraftan gençlere verdiği şanslar ve onların performansı sonucu elde ettiği başarılarla tanınan Gerets de bu özelliğini bu sene ortaya koymadı ve takımdaki gençlerin sayısı gitgide azaldı.
Bu noktada Arda için birkaç söz söylemek gerekir. Arda gerçekten hem Galatasaray hem de Türk Futbolu için gerçekten çok ümit vadeden bir futbolcu ve herkes ondan çok büyük başarılar bekliyor. Gerek tekniği gerekse oyun zekâsı ile bu beklentilere kolaylıkla cevap verebilecek Arda için tek sorun bu genç yaşında kendisine yüklenen sorumluluktur. Büyük küçük her maçta takımın kurtarıcısı olması beklenen Arda’nın bu yükün altından nasıl çıkacağını zaman gösterecek, ancak açık olan bir şey var ki eğer Arda Galatasaray’da bundan 6–7 sene önce olsaydı, diğer bir değişle Emre, Okan, Hagi, Hakan ve diğerlerinin olduğu kadroda şans bulsaydı bugün kesinlikle onu Real Madrid ayarında bir takımda görürdük. Takımda kendisine ağabeylik edecek futbolcu olmaması bir tarafa yükünü paylaşacak oyuncuların da azlığı Arda’yı bekleyen en büyük sorun. Bu sorunu çözecek tek kişi de Erik Gerets’dir. Gerets’in genç futbolcularla olan diyalogu ve başarısı göz önüne alındığında Arda’yı hak ettiği yere getireceğini umut ediyorum. Arda’nin milli maçlardaki performansı onun takımdaki sorunlarını çok net bir şekilde ortaya koyuyor.
Galatasaray’ın en olumlu yönü hiç şüphesiz forvet hattı olarak göze çarptı ilk yarıda. Ligde her maçta gol atan tek takım olan sarı kırmızılılar, Ümit, Hakan, Hasan K. ve Necati ile ligimizin en iyi golcülerine sahip. Her ne kadar Ümit dışındaki oyuncularda bazı maçlarda formsuzluk göze çarpsa da genel anlamda Galatasaray’ın gol atmada sorun yaşamadığını söyleyebiliriz.
İkinci yarı için ilk yarının son haftalarında yakalanan performansın devam etmesi için sarı kırmızılıların savunmadaki Song problemini acilen çözmesi ve formsuz futbolcuları kazanması gerekiyor. Ancak her ne şekilde olursa olsun şampiyonluğun iki adayından biri olan Galatasaray’ın son ana kadar mücadeleden kopmayacağını bilmek gerekir.

Bulanık Görüntü (BJK İlk Yarı Değerlendirmesi)


Beşiktaş ilk yarıyı üçüncü tamamladı. Bu sonuç gelecek için ümit verici olsa da kanımca Beşiktaş’ın başarılı olması rakiplerine oranla çok daha zor görünüyor. Bu yargıya varmamın en büyük nedeni Beşiktaş’ın kadro yetersizliğidir. Sezon başında transfer edilen futbolculardan yeterince yararlanılamaması, yapılan kişisel hatalar ve sahada kendini gösteren bir futbolcunun olmaması Beşiktaş’ın işini oldukça zorlaştırıyor.
Kalecisinden teknik direktörüne kadar takımdaki herkesin zaman zaman eleştirildiği Beşiktaş’ta bazen de yönetim ya da tribün problemleri ortaya çıktı. Geçen senenin tecrübesiyle bu sezona başlaya Tigana yaptığı transferlerden bir türlü beklediği verimi alamadığı gibi, ideal on biri şekillendirmekte her maç öncesi sorun yaşadı. Nobre, Bobo, Koray, Serdar, Burak gibi genç futbolcuları kazanmak uğruna kadrolar hazırlayan Fransız hocanın en büyük sorunu sahada kendini hissettirecek, sorumluluk alacak bir yıldızın olmamasıydı. Önceleri Delgado’dan beklenen bu davranışlar cevapsız kalınca son maçlarda bu göreve soyunan Richardinho biraz geç gelmiş bir sevgili gibiydi Beşiktaş için. Ancak büyük takımların büyük futbolcuları vardır. O takımın ismi geçtiğinde hemen akla bu futbolcuların isimleri gelir. Mesela Barselona deyince Ronaldinho, Roma deyince Totti, Fenerbahçe deyince Alex ya da Galatasaray deyince Hakan Şükür gibi. Ancak Beşiktaş deyince aklıma son haftalara kadar hiçbir futbolcu gelmiyordu. Son haftalardaki performansıyla Richardinho bu boşluğu doldurdu doldurmasına da arkasından gelecek ikinci bir futbolcu maalesef yok. Richardinho’dan sonra takıma en faydalı oyuncu kaptan İbrahim Üzülmez oldu. İbrahim demişken bu futbolcudaki doğruluk ve azim birçok oyuncuya örnek olmalıdır. Tıpkı Fenerbahçeli Ümit Özat gibi sınırlı teknik kapasitesine karşın çok çalışması ve kendini geliştirmesiyle ön plana çıkan İbrahim, lakabının aksine çok akıllı bir futbolcu olduğunu kanıtladı ve milli takıma kadar yükseldi. Bu durum Beşiktaş için olumlu görünse de İbrahim’i geçecek bir futbolcunun olmaması ilerisi için büyük sıkıntı doğurmaktadır.
Nobre’nin ilk yarıdaki gol orucu tamamen kendisinin yanlış yerde oynatılmasından ve beklediği topları alamamasından kaynaklanıyor. Siyah beyazlıların en golcü ismi Bobo sadece yedi gol atarken bunların üçünü bir maçta kaydedince Beşiktaş’ın forvette yaşadığı büyük sorun aşikâr oluyor. Fransa’da yılın kalecisi seçilen Runje’nin başarısız performansı başta olmak üzere savunmada yapılan bariz hatalar Beşiktaş’ın acil çözüm bekleyen bir diğer tarafı. Milli takımda daha iyi oynayan İbrahim ve Koray’ın Beşiktaş’ta neden bu performansı gösteremediklerinin Tigana tarafından çok iyi analiz edilmesi gerekiyor.
İkinci yarıda yarıştan kopmamak için ilk yarıdaki hatalardan uzaklaşması gereken siyah beyazlılarda Tigana’nın akıbeti bile henüz beli değil. Ancak görülen o ki Tigana kalsa da gitse de Turkcell Süper Lig’de Beşiktaş için zor bir ikinci yarı geçecek.

Cuma, Aralık 15, 2006

Bu Filmi Görmüştük (B.Lev-Bjk)

15.12.06

Yine bir Avrupa mücadelesi, yine mücadele,yine arzu, yine umut ama sonrasında yine yenilen bir gol ve yine hüzün. Beşiktaş son iki senede olduğu gibi bu sene de grubu dördüncü tamamlayarak Avrupa'ya veda etti. Tam da işlerin yolunda gittiğini düşündüğümüz, Almanların tedirginleştiği anda nasıl olduğunu anlamadığımız bir penaltı ve arkasından yenilen gol Beşiktaş'ın rakibine boyun eğmesine neden oldu.

Aslında Beşiktaş rakibinin maçın başlarındaki baskısından kurtulmayı başarmış, ilk yarıyı ve ikinci yarının çoğunu gol yemeden atlatmıştı. Bu skorla gruptan çıkacak siyah beyazlıların işi garantiye almak için bir de gol bulması gerekiyordu. Bu fırsat bir kaç kere ele geçti ancak değerlendirilemedi. Özellikle Kleberson'un kaçırdığı pozisyon hem netlik hem de dakika açısından büyük önem taşıyordu ki zatenhemen bu pozisyonun dönüşünde Leverkusen penaltı kazandı.

Bugünkü maçın kaybedilmesinin birinci nedeni hep tekrarladığımız Beşiktaş'ın kadro yetersizliği oldu. İlk yarıda Bobo'nun yakaladığı pozisyonları değerlendirecek nitelikte bir forvet, kaliteli ama etkisiz Kleberson'un yerine daha dikkatli bir orta saha ve en önemlisi ne yapacağı hiç bir zaman belli olmayan Baki'nin yerine sağlam bir savunma oyuncusuya Beşiktaş çok farklı bir takım olabilir. Ancak Beşiktaş'ta kadro sıkıntısı sadece bu oyuncularla sınırlı değil. Takımda İ.Üzülmez, Richardinho ve son maçların başarılı ismi Serdar dışında aman aman bir futbolcu bulunmuyor ne yazık ki. Hepsi istekli, iyi niyetli ama yetenekleri bir o kadar sınırlı futbolcular. Her şeye rağmen Beşiktaş bugün Bay Arena'dan altın bir puanla dönebilirdi ama bu sefer de Tigana'nın oyuncu değişiklikleri girdi işin içine. Rakip, savunmasında üç oyuncu bırakacak kadar hücuma dönmüşken Fransız çalıştırcının savunmayı kuvvetlendirmeyip, Bobo-Nobre, Burak-Gökhan değişiklikleri çok gereksiz göründü. Muhtemelen bu değişikliklerle rakibin az adamlı savunmasına karşı gol üretip işi bitirmeyi planladı Tigana ama Almanların tüm güçleriyle saldırdıkları zaman savunmanın halini pek hesaba katmadı.

Bu sonuçla Beşiktaş, yıllardır Avrupa'da mücadele etmesine karşın hiç tecrübesi olmayan bir takım edasıyla oynadığı maçı kaybederek hem kendisi hem de ülkemiz için çok önemli bir başarının yine eşiğinden döndü. Bu maçtan sonra yine "basit goller yedik", "yazık oldu" gibi ifadeler kullanmak bence doğru değil çünkü bunların duygusal tatminden başka ileriye dönük hiç bir getirisi yok. Aksine böyle baktıkça tüm takımlarımız için geçerli olan yazık olma ve basit gol yeme sendromundan bir türlü kurtulamıyoruz. Bu nedenle artık olaylara daha gerçekçi yaklaşıp eksiklikleri gidermek için çok çalışmalıyız. Umarım Beşiktaş önümüzdeki senelerde çok daha tecrübeli ve başarılı olarak Avrupa'da başarılar elde eder.

Perşembe, Aralık 14, 2006

Matemden Bayrama

14.12.06

Saraçoğlu’nu hiç bu kadar dolu görmemiştim. Kale arkasından localara kadar tüm stadı dolduran Fenerbahçeliler, hüzün, umut ve sevinç duygularını arka arkaya yaşadıkları maçta doksan dakika boyunca takımlarını ateşlemekten hiç vazgeçmediler, hem de bin beş yüz Frankfurtluya rağmen. Hepsinin içinde aynı inanç ve istek vardı: gruptan çıkmak. Maç, futbolun heyecanını üst düzeyde yaşatırken gollerin atılma sırası bu oyunun neden kitleleri peşinden sürüklediğini kanıtlar nitelikteydi.
Avrupa mazisinde münferit başarılar bulundurup, genellikle başarısız bir tablo çizen Fenerbahçe’nin yine bir final niteliğindeki maçta rakibine olur olmaz iki pozisyonda şans verip 2–0 geriye düşmesi yine herkesi çıldırtacak normallikte bir durumken bu skordan maçı 2-2’ye getirmek sarı lacivertliler için tam anlamıyla tarihi bir başarı oldu. Bu sene grupta oynadığı hiçbir maçta kötü oynamayan ve bu suretle grubu on puanla lider tamamlaması işten olmayan Fenerbahçe’nin son anda üst tura yükselmesi tam anlamıyla bir futbol cilvesi.
Dünkü maçta da rakibinden üstün oynayan, sahada adeta gol kaçırmayan futbolcusu bulunmayan Fenerbahçe, başarısız diyebileceğimiz savunma ve forvet hattına karşılık üstün orta sahası ile maçı çevirdi. Zaten dün akşamın ileriye dönük en düşündürücü tarafı savunmanın yan ortalardaki çaresizliğiydi. Çok da uzun boylu bir futbolcu olmayan Takahara’nın fotokopi şeklindeki iki golünde de savunma az adamla yakalanmamış ancak yine de Japon futbolcuya şut pozisyonu vermişti ki bunların ikisi de gol oldu. Rakibi öne geçtikten sonra işi bir seviye, 2-0’dan sonra da enikonu zorlaşan Fenerbahçe, kapanan Alman savunması karşısında, sürekli orta alanda kazandığı toplarla etkili oldu. Bu pozisyonlarda Kezman’ın etkisizliği ve genel bir şanssızlık beklenen golü devamlı ertelerken, son on beş dakikada oyuna giren Semih attığı golle gecenin kahramanı oldu.
Burada Ziko’dan bahsetmeden geçilemez. Ziko ile ilgili yapılacak en doğru tespit hiç şüphesiz onun futbolu iyi bildiği ama geldiği andan itibaren de teknik direktörlük tarafını her geçen gün geliştirdiğidir. Dün gece’ye kadar da “b planı” olmamasıyla tenkit edilen Brezilyalı hocanın iki savunmaya dönük orta saha yerine forvet oyuncusu alması son derece yürekli bir hamle oldu. Aslında bu değişiklik tribünler de dâhil herkesin umutlarının solmaya yüz tuttuğu anlarda Ziko’nun umut ağacının hala yeşil olduğunu gösteriyordu. Geçen haftalarda da söylediğim gibi hem kişilik hem de futbol anlayışı olarak çok pozitif olan Beyaz Pele üzerinde durulmaya, sabretmeye ve ısrarcı olmaya değecek bir teknik direktör.
Semih’in kart pozisyonunda ilk planda oyunda kalmayı tercih edip sonra Ç.Rize maçını anımsaması ve akabinde hakemi uyararak maçın tehlikeye düşmesini engellemesi de en az attığı gol kadar önemliydi. Zira Semih’in oyuna devam etmesi, maçın tekrarı için Alman lobisi elinde çok güçlü bir koz olabilirdi. Her ne kadar Semih oyuna bir süre iki sarı kartla devam etse de bu sürenin kısalığı göz önüne alınıp, maça etkisinin olmadığı için skor tescil edilecektir.
Neticede Fenerbahçe elenirse çok yazık olacağı gruptan zor da olsa çıkmayı başardı ve yarınki kurayı beklemeye başladı. Oynanan maçlara bakıldığında, grup liderlerinin oynamaktan en çok çekinecekleri üçüncülerden biri olan Fenerbahçe’nin biraz daha savunma ve hücum dikkati ve orta alandaki başarısının devamı ile her takımla başa baş mücadele edeceğine inanıyorum. Umarım bugün de Almanya’dan sevindirici haber gelir ve takımlarımız bundan sonraki maçlarda oynanan iyi futbolun karşılığı daha çok alır.

Pazar, Aralık 10, 2006

Zorla Güzellik


10.12.06

Galatasaray sezonun ilk yarısının son maçında Bursapor'u farklı yenmesine karşın özellikle maçın ilk yarısındaki oyunu ile seyircileri pek tatmin etmedi. İlk yarıyı yenik kapatan ve rakibine bolca gol pozisyonu veren sarı kırımızılarda üç puanın baş mimarı Ali Sami Yen'i dolduran taraftarlar oldu.

Galatasaray, geride kalan 17 haftada oturmuş kadrosu ve sistemi ile rakiplerinden daha başarılı olması beklenirken sürpriz puan kayıplarıyla ön plana çıktı. Teknik direktör Gererz'in her gün tartışıldığı, futbolcuların alacak davalarının bir türlü sonuçlanamadığı, yönetimde Adnana Polat faktörünün zaman zaman kafa karıştırdığı Galatasaray her şeye karşın ilk yarıyı ikinci olarak tamamlamayı başardı.

Sezon başında yıldızı parlayan Arda'nın ilk yarının sonlarına doğru gerileyen performansı, Galatasaray'ın bir diğer kanat oyuncusu Sabri'nin sivrilmesine neden oldu. Özellikle son maçlarda ortaya koyduğu futbol ve attığı gollerle ön plana çıkan Sabri displinli oyunu ve isabetli şutları ile Galatasaray'a çok şey kazandıracak gibi görünüyor. İnamoto'nun da yükselen form grafiği Galatasaray savunmasını az da olsa rahatlatırken, Song'un belirsiz durumu kafalarda soru işareti yaratıyor. Zira önce gıda zehirlenmesi denilen, ki bir profosyonel futbolcu maçtan bir gün önce zehirlenmez, daha sonra tansiyon problemine dönüştürülen rahatsızlık nedeniyle takımını iki maçtır yalnız bırakan Kamerun'lu oyunucu bugün yedek kulübesinde göründü ve onun yokluğunda Bursaspor'un yakaladığı fırsatlar düşünüldüğünde Songsuz bir savunmanın ne kadar zor durumda kalacağı ortaya çıktı. Sarı kırmızılılar için bir belirsizlik de İliç oldu. Geretz'in favorileri arasında gösterilen Sırp oyuncunun bir anda kızağa çekilerek yerine H.Kabze'ye görev verilmesi bu futbolcuyla teknik heyet arsında bir sorun olup olmadığı sorusunu getirdi akıllara. Galatasaray'ın en sorunsuz yanı ise hiç şüphesiz forvet hattı. Golcü Ümit'in yanında oynayacak oyuncuyu bulmakta kimi zaman zorlansa da Geretz, burada oynayan her futbolcu formanın hakkını veriyor. Zaten Galatasaray'ın ilk yarıda her maçta gol atan tek takım olması yapılacak tüm yorumları ortadan kaldırıyor.
Bugünkü sonuçla liderle arasındaki puan farkını koruyan Galatasaray ikinci yarıda öncelikle tüm maçları kazanmak için mücadele edecek ve sonrasında rakibinin puan kaybetmesini bekleyecek. Geçen senenin moraliyle bu sene hiç bir zaman şampiyonluktan umudunu kesmeyecek Galatasaray, bence de Fenerbahçe ile birlikte şampiyonluğun iki adayından biri.

Beşiktaş-Kayserispor=Richardinho


10.12.06

Dün geceki maçın yıldızı yine Richardinho oldu. Bu maçta goller atıp, topları direklerden dönmese de, Brezilyalı yıldızın takımını sonuca götürecek bir-iki ara pası bile sınıfını belli etmeye yetti de arttı bile.

Beşiktaş ve Kayserispor hemen hemen aynıtarzda oynayan, maçtan önce bakıldığında aynı puana sahip iki takımdı. Maçın başlarında da kontrollü oyunları ve kalabalık orta sahalarıyla birbirlerine üstünlük kurmayı başaramayıp ilk yarıyı golsüz tamamladılar. Yine pozisyon fakiri geçen ikinci yarıda sahne alan Richardinyo'nun, Burak'a attığı gol pası bir anda hem İnönü'deki buz gibi havayı hem de skoru değiştirdi. Yıldız oyuncuların kendini belli etmesinden başka bir şey olmayan bu hareket Beşiktaş'ın da Kayserispor gibi zorlu bir ekipten üç puan almasının birinci nedeni oldu.

Beşiktaş için ilk yarının tek açıklaması istikrarsızlık olmalıdır. Sadece kötü gittiğinde değil maç kazanırken dahi kimseye güven vermeyen futbolu Beşiktaş'ın en büyük sorunu. Bu noktada en büyük sorumluluk geçen sezondan beri takımın başında olan ve tüm transferlerin (Richardinho) hariç talepçişi Jean Tigana'ya ait. Ne gariptir ki Tigana'nın isteği dışında alınan Richardinho son haftalarda takımını sürükleyen tek isim. Tamamen istekli, hırslı ve mücadeleci futbolculardan kurulu Beşiktaş bir o kadar da bireysel hataya yatkın göründü sezonun ilk yarısında. Sezon başında, ilk planda gol yememeyi düşünen fakat bunda başarılı olamayan Tigana daha sonra çift forvete dönüp gol yollarında etkili olan bir takım oluşturmaya çalıştı ve bu sistem Beşiktaş'a daha çok uydu. Ancak Beşiktaş'ın Nobre problemi gün geçtikçe büyüyor. Maçtan sonra Tigana'nın Nobre'yi gol atamayan Şeva'ya benzetmesi, güzel türkü okuyamayan birinin kendisini detone olmuş İbrahim Tatlıses'e benzetmesi gibi bir şeydi. Burada Nobre Fenerbahçe'de gol atamayan Deivid'e benzetilse kanımca daha uygun olurdu. İşin şakası bir yana, zaman zaman tek başına bazen de çift forvetten biri olarak görev verilen bir uç oyuncunun koskoca ilk yarıda gol atamaması çok normal bir iş değil. Bu durumun nedeni kimi zaman yanlış yerde oynatılması kimi zaman da istediği pasları alamaması olsa da öncelikle Nobre'nin kendisinden kaynaklanıyor. Çünkü koşan ve pres yapan forvet oyuncuları çok değerlidir ama öncelikle bu oyunculardan gol atmaları beklenir. Taraftarın da aynı şekilde hatalı oynayan Nobre ve Runje'den birine aşırı sevgi gösterisinde bulunup diğerini her pozisyonda protesto etmesi, forvet oyuncularının arkadaşlarına göre çok daha şanslı bir mevkide oynadıklarının bir kanıtı.

Sonuçta Beşiktaş aldığı üç puanla umutlarını sezonun ikinci yarısına taşımayı başardı. önümüzdeki ay gerçekleşecek kongre ve devre arasında yapılması planlana transferler Kara Kartal'ın ikinci yarıdaki kaderini belirleyecektir. Ancak şunu belirtmek isterim ki, olağan üstü olaylar olmazsa, Beşiktaş şampiyonluğa Trabzonspor kadar uzak.

Cumartesi, Aralık 09, 2006

Zirvede Tek Başına (Ank-FB)

09.12.06
Bugünkü galibiyet Fenerbahçe'nin artık takım olma yolunda önemli aşamalar kaydettiğinin kanıtı oldu. Zira sezon başındaki eksiklikler nedeniyle, Sivasspor ve Ankaraspor maçlarında olduğu gibi öne geçmesine karşın skoru korumakta zorlanırken bugün, maçın üçte birini on kişi oynasa da üstünlüğü elden bırakmayan bir Fenerbahçe vardı sahada. Artık Avrupa maçları dahil, ayakları daha sağlam basan bir takım görünümünde sarı lacivertliler. Bu nedenle, geçen seneye kıyasla hemen hemen takımın yarısı değişmiş, hem teknik direktör hem de futbolcular uyum sorunu yaşamış, üstüne üstlük moral bozucu puan kayıplarına tanık olmuş takımın ilk yarıyı en fazla gol atıp (35), en az gol yiyerek (bir maçları eksik Ankaraspor ve Denizlispor da 15) en yakın rakibinden en az yedi puan önde tamamlaması takdir edilecek bir başarıdır. Yeri gelmişken söyleyeyim, sezon başında çok eleştirilen Ziko gerek kişiliği gerek futbol tavrıyla bu başarıda önemli bir rol sahibidir ve Fenerbahçe Ziko ile yolunu, aldığı sonuçlar ne olursa olsun, beş-altı sene ayırmazsa önemli başarılara imza atma şansı çok yüksektir.

Bu gecenin adamaı yine Appiah oldu. Palermo maçına kadar çok eleştirdiğimiz ama bu maçtan sonra adeta yeniden doğan Appiah, bitip tükenmek bilmeyen enerjisi, akıllı pasları ve son maçlarda da golleriyle takımına çok büyük katkı sağlıyor. Ganalı yıldız hiç şüphesiz Türkiye'ye gelen en iyi yabancılardan biri ve Fenerbahçe'ye de çok iyi uyum sağladı. Takımda kendisine yardımcı Aurello ve Deniz'in de olması Appiah'ın işini büyük ölçüde kolaylaştırırken bu üç futbolcu savunmanın da en büyük güvencesi.

Maça beklenenin aksine rehavetten uzak ve istekli başlayan Fenerbahçe ilk dakikalardan itibaren rakibinin üzerine gidip gol ararken adeta bir an evvel işi bitirmek niyetindeydi. Ancak ilk yarıda sadece bir gol bulması ve 59.dakikada Kezman'ın oyun dışı kalması Fenerbahçe'nin bu planlarını bozdu ve maçın son saniyesine kadar heyecan hiç dinmedi. Skor olarak önde ancak sayı olarak geride olan Fenerbahçe'nin üzerine gelen Ankaragücü fazla net pozisyon bulamaz, bulduklarını da değerlendiremezken Fenerbahçe'ye de kontra ataklarla gol fırsatları verdi ancak sarı lacivertliler de bu şansları değerlendiremeyince maç Appiah'ın attığı tek golle sonuçlandı.

Bu galibiyet sadece ilk yarıyı galibitle kapatmak açısından değil aynı zamanda çarşamba günü oynanacak önemli maç için de moral oldu. Çarşamba günü Fenerbahçe'nin, E.Frankfurt karşısında, son maçlarda gösterdiği disiplini elden bırakmaması ve iki sonucun kendisine yettiği için akıllı bir taktikle mücadele etmesi gerekir. Şükrü Saraçoğlu'nda oynanacak maçta Fenerbahçe'nin en büyük avantajı sahası ve seyircisi olacaktır. İnşallah son maçta bir kaza yaşamayız ve Fenerbahçe ile Beşiktaş Avrupa mücadelelerine gruplardan çıkarak devam ederler.

Pazartesi, Aralık 04, 2006

Fener İstediğini Aldı

03.12.06
İlk yarı Fenerbahçe, ikinci yarı Galatasaray oyunda baskın olsa da yılın son derbisinde kazanan, favori takım oldu. Fenerbahçe yoğun maç trafiği içinde aldığı bu galibiyetle Kadıköy’deki Galatasaray galibiyetlerine bir yenisini eklerken, aradaki puan farkını da yediye çıkararak şampiyonluk yolunda büyük avantaj yakaladı ve aynı günde ezeli rakibini hem basketbolda hem de futbolda yenmenin mutluluğunu yaşadı. Sonuçtan ziyade iki takımın da ortaya koyduğu güzel futbol ve bulduğu goller, kısırlığından yakındığımız futbolumuz adına da sevindiriciydi.
Maça tempolu başlayan iki takımdan önce Galatasaray ciddi bir tehlike yarattı daha sonra Fenerbahçe’nin girdiği ilk iki pozisyonu değerlendirmesi ile skor 2-0’a taşındı. İlk yarının genelinde etkili görünen Fenerbahçe ikinci yarıda bu üstünlüğünü rakibine kaptırdı ve 54. dakikada farkı bire indiren Galatasaray, başka gol bulamayınca karşılaşma bu skorla sona erdi.
Fenerbahçe’nin on biri artık belirginleşti, hatta eksiklerin nasıl giderileceği de biliniyor. Örneğin ilk on birde M.Yozgatlı varken bu oyuncunun yokluğunda Appiah bu kanada geçiyor ve ortaya Aurello takviyesi yapılıyor. Bu şekilde, Avrupa maçları da dahil, başarılı oynayan kadroda bugün öne çıkan isimler Uğur, Appiah ve kaleci Volkan oldu. Sol kanadı artık dinamo gibi kullanan Uğur’un yükselişi bu maçta da devam etti. İlk goldeki pasıyla birlikte maç içindeki enerjisi de takımına devamlı güç verir nitelikteydi. Sezon başında çok eleştirdiğimiz Appiah’da Palermo maçından beri ortaya çıkan düzelme bugün de kendini ziyadesiyle belli etti ve Ganalı oyuncu Aurello’nun bile yorulduğu anlarda orta sahayı toparlayan isim oldu. Kaleci Volkan ise çok eleştirildi, tartışıldı ancak bugün yaptığı kurtarışlarla kendisini kanıtladı. Zaten Volkan’ın sorununun asla cepheden değil de kanatlardan olduğu biliniyor ve bugün de karşı karşıya kaldığı pozisyonlardaki başarısı göz doldurucuydu. Diğer oyuncular vasat bir oyun ortaya koyarken Tuncay’daki başarısızlık gözlerden kaçmadı. Bu maça en iyi hazırlanan oyunculardan bir olduğunu düşündüğüm yıldız oyuncunun problemi muhtemelen aşırı motivasyondu. Çünkü çok iyi niyetli olmasın karşın hemen hemen her topu rakibe kaptıran Tuncay kalesinde de pozisyonlara neden oldu. Bu şekilde köyü oynayan Tuncay’ı Ziko’nun değiştirmemesi de ayrı bir eleştiri konusu.
İlk yarının ortalarında bulduğu iki golle bir anda farklı öne geçen Fenerbahçe, ikinci yarı yoğun maç trafiğinin de bir getirisi olarak yoruldu ve skoru koruma yoluna gitti. Bu dakikadan itibaren, Geretz’in de müdahalesi ile birlikte ki ikinci yarıda Hasan Şaş ve İliç’in yerine Sabri ve Necati girdi, Galatasaray maçı kontrolüne almaya başladı ve aradığı golü elli dördüncü dakikada bularak umutlandı. Aslında Galatasaray, kendi yarı sahasına mahkum ettiği rakibi karşısında beraberliği hatta galibiyeti getirecek gol pozisyonları da buldu ancak kah Volkan’ın başarısı kah sarı kırmızılı oyuncuların son vuruşlardaki şanssızlığı skoru değiştirmedi.
Galatasaray ise Hasan Şaş ve İliç takviyeli tek forvet sistemiyle Kadıköy’e üç puan için geldiğini belli etti, Ataklar ilk yarıda Arda, ikinci yarıda da daha çok Sabri imzalıyken, Ümit yine Fenerbahçe kalesini boş geçmedi ama attığından fazlasını da kaçırdı. Orta alanda Alex’le birebir oynayan İnamoto ve Ayhan vasatı aşamazken, Song’un yokluğunda son anda kadroya dahil olan Emre’nin acemilikleri gözlerden kaçmadı. İlk yarı üst üste yediği gollere bir anda oyundan kopma noktasına gelen sarı kırmızılılar, ikinci yarıya iki oyuncu değişikliği ve müthiş bir istekle başladı. Bunun sonucunda erken bir dakikada skoru 2-1’e getiren Galatasaray maçı kazanacak baskıyı ve pozisyonları yakaladı ancak kaleci Volkan’ı geçemedi. Orta alanda yapılan pas hataları ve son vuruşlardaki beceriksizlikti aslında Galatasaray’ın bugünkü sorunu. Yoksa Kadıköy’de, Fenerbahçe karşısında son yılların aksine etkili ve güçlü bir Galatasaray vardı.
Bu sonuçla, Fenerbahçe liderliğini pekiştirip amacına ulaşmak için önemli bir engeli aşarken Galatasaray için de ikinci yarıdaki performans umut vericiydi. Hafta sonunda oynanacak Ankaragücü-Fenerbahçe ve Galatasaray-Bursaspor maçları ilk yarı sonunda lideri değil ama puan farkını belirleyeceği için önemli. Umarım ligin ikinci yarısı en az bugünkü karşılaşmadaki kadar futbolla dolu olur.

Pazar, Aralık 03, 2006

Büyük Tehlike (Ank-Bjk)

03.12.06

Beşiktaş, olağanüstü olaylar olmazsa bu sezonu da ilk yarı sonunda kapatıyor. 2003 yılındaki şampiyonluktan sonra her yıl yaşanan bu erken havlu atma olayları Kara Kartal için hiç de hayra alamet değil. Her takım her maçta puan kaybedebilir ya da her takımın formsuz dönemleri olabilir ancak Beşiktaş’ın problemi skorlardan ziyade düşüncelerde; zira Beşiktaş camiası artık, ikinciliği bile başarısızlık olarak gören rakiplerinin aksine, ufak başarılarla yetinir, olumsuzlukları kanıksar ve ligde hedefsizleşirken, bu olumsuzluklara hiçbir tepki göstermez duruma geldi. Bugün kongreye sayılı günler kalmışken kötü gidişin sorumlusu olarak gösterilen Demirören’in karşısına bir aday dahi çıkmaması çok şaşırtıcı. Büyük takım olmanın zorunluluklarını bir an evvel anımsaması gereken Beşiktaş, aksi takdirde yıllar sonra bugünkü Trabzon’un durumuna düşebilir.
Ankaraspor maçının taktiği, tekniği, kadrosu hatta skoru, hoş fazla konuşulacak bir şey de olmadı ya, bugün Beşiktaş için üzerinde fazla durulması gereken bir konu değil. Sorun Beşiktaş’ın nereye gittiği. Bugün futbolumuzda üç büyük mü dört büyük mü var tartışması yapılıyor ve bu tartışmanın nedeni son yıllarda başarısızlıklar zincirini bir türlü kıramayan ve 1996 yılında avucundan kaçırdığı şampiyonluk şansının bir daha yanına dahi yanaşamayan Trabzonspor. Oysaki ikinci ligde şampiyon olduktan sonra aynı başarıyı birinci ligde de tekrarlayan, daha sonraları yine şampiyonluklar yaşayıp, ülkemizi Avrupa’da başarıyla temsil eden Trabzonspor, futbolumuza da çok önemli futbolcular kazandırmış bir takım. Gelin görün ki bu takımın büyüklüğü tartışılıyor, aslında bu tartışma Trabzonspor’un bir daha şampiyon olup olamayacağının tartışmasıdır. Son yıllarda yaşadığı düşüş nedeniyle bu duruma gelen Trabzonspor’dan, Beşiktaş’ın da çıkaracağı çok ders var. Zira futbolumuzun, hiç şüphesiz, büyük takımlarından olan ve önde gelen camialarından Beşiktaş’ın durumu da, kötü olmasından çok ileriye dair umut vermemesi ile öne çıkıyor. Bu durumu da ortadan kaldıracak tedbirlerin alınması kafalardaki soru işaretini gün geçtikçe büyütüyor.
Sonuçta, taraftarı, takımı ve yönetimiyle Beşiktaş’ın acilen uzun ya da kısa vadeli bir şartlanma içine girmesi, şapka önde düşünmesi ve vizyonun kaybedilmemesi için yoğun olarak çalışması gerekiyor. Yol yakınken alınacak tedbirle Beşiktaş’ın Trabzon olması engellenebilir aksi takdirde Beşiktaş, ateşli taraftarı ve güçlü kadrosu ile zor bir deplasman olmaktan öteye gidemez.

Cuma, Aralık 01, 2006

Futbol İyi Sonuç Kötü (C.Vigo-FB)


Fenerbahçe çok iyi oynadı. Deplasmanda oynamasına karşın, İspanyol rakibi karşısında maçın hiç bir evresinde üstünlüğü elden bırakmayan, bir penaltı kaçıran, iki topu direkten dönen çok net bir pozisyonu da yardımcı hakem kurbanı olan sarı lacivertliler, konsantransyon kaybı yaşadıkları bir serbest vuruş pozisyonunda topu ağlarında görerek maçtan yenik ayrıldı.
Son maçlardaki yükselen form grafiğini Vigo'ya da taşımıştı Fenerbahçe. Sağ tarafta yapılan Appiah-Mehmet Yozgatlı değişikliği ile ortada boşalan mevkiye Aurello'yu getirmiş, onun dışında ilk on birinden taviz vermemişti Ziko. Maça da hırs ve istekle başlayan Fenerbahçe, İspanya'ya asla bir puan değil galibiyet ve gruptan çıkma vizesini almaya geldiğini her pozisyonda belli ediyordu. Avrupa maçlarının sabıkalısı Alex Fenerbahçe'ye geldiğinden beri bilki ilk belki ikinci kere bir penaltı atışından yararlanamayarak bu özelliğini tescillerken, ard arda direkten dönen toplar bugün Fenerbahçe'yi her zamankinden biraz daha çaresiz bıraktı. Yoksa gerek mücadele gerekse teknik açıdan İspanyol rakibinden eksisi değil artısı olduğunu herkes gördü Fenerbahçe'nin. Ancak her şeyde olduğu gibi futbolda da sonuç almak önemli olduğundan, eline geçen fırsatları değerlendiremeyen ekibimiz tur şansını son maça bırakarak İspanya'dan ayrıldı.
Bu maçın Newcastle maçı ile çok benzer yanı vardı. İki maçta da iyi mücadle eden Fenerbahçe, hemen hemen aynı dakikalarda yediği iki ölü top golü sonucu iki maçtan da aynı skorla yenk ayrıldı. Ancak bugün ortaya konan futbol, sonuç ne olursa olsun, hiç şüphesiz son yıllarda gördüğümüz en başarılı oyundu. İleride bir deplasman maçına kıyasla yeterince pozisyon bulan temsilcimiz, orta alandaki dikkatli oyunu ve başta Volkan olmak üzere savunmadaki başarısıyla tam anlamıyla göz doldurdu. Kısa sürede bu seviyeye gelen takım hem futbolcuların azminin hem de Ziko'nun başarısının kanıtıdır.
Sonuçta oynanan oyun tatmin etse de, iyi futbolun neticeye dönüşemediği bir karşılaşma izledik. Gruptaki diğer maçın da berabere bitmesi sonucu Fenerbahçe'nin Kadıköy'de E.Frankfurt önünde alacağı bir puan dahi, ikili avaraj olmadığından, gruptan çıkması için yeterli olacak. Umarım birbirlerine çok benzeyen Newcastle ve C.Vigo maçlarının sonraları da birbirinin aynı olur ve Fenerbahçe Palermo'yu mağlup ettiği gibi E.Frankfurt'u da geçerek adını bir üst tura yazdırır.

Runje 1 Richardinho 2 (Bjk-Brg)


Bu sene belki de sezonun en iyi Beşiktaş'ı vardı sahada. İlk dakikalarda geri düşmesine karşın, maçı kazanmak istedikleri her pozisyonda belli olan siyah beyazlılar, usta ayak Richardinho'nun önderliğinde Belçikalı rakiplerini İnönü'den puansız göndererek gruptan çıkma yolunda önemli bir mesafe katettiler.
Maçın hemen başında yaptığı penaltı sonucu rakibin 1-0 öne geçmesi Runje'nin asla Beşiktaş'ın kalesini koruyacak seviyede bir kaleci olmadığını bir kez daha gösterdi. Bu pozisyon dışında bir iki pozisyon hatası yapan Runje'nin Murat'tan daha iyi bir kaleci olduğuna artık hiç inancım kalmadı. Kaldede bu olaylar yaşanırken savunmadaki toparlanma ve özellikle Richardinho'nun müthiş oyunu Beşiktaş'ın rakibini ülkesine eli boş gönderirken, dibe vurma noktasına gelmiş futbolumuz adına hepimizi sevindirdi.
Beşiktaş'ta futbolcu kalitesi eksikliği olduğunu söylememin nedeni bu maçta çok daha belirgin bir şekilde ortaya çıktı. Zira biraz bir şeyler yapan Richardinho sayesinde Beşiktaş çok da zorlanmadan üç puanın sahibi oldu. İ.Akın, İ.Üzülmez, Ali, Serdar hatta Nobre gibi çalışkan ancak verimsiz futbolcular bir orkestra şefinin önderliğinde gayet başarılı işler yapabiliyorlar. Önceleri bu görev kendisine verilen Delgado, gerek sorumluluk almayışı gerekse form düzeyini bir türlü yükseltemeyişiyle bu ağırlığın altından kalkamazken, Brezilyalı arkadaşı dün gece bu görevi eksiksiz yerine getirdi ve sadece attığı ara paslarıyla değil bir de gol kaydetmesiyle geceye tam anlamıyla damgasını vurdu.
Ancak Tigana'nın takımının artık maçları on bir kişi tamamlamayı öğrenmesi gerekiyor. Son maçlarda görülen kırmızı kartların çokluğu kadar futbolcuların bu kartları gördükleri pozisyonlardaki acemiliği de düşündürücü. Tıpkı Galatasaray'ın Arda'ya verdiği gibi Beşiktaş'ın da sorumsuzca görülen bu kartlara ceza vermesi gerekir.Beşiktaş adına önemli bir nokta Nobre'nin tüm gayretlerine karşın hala gol atamamış olması. Fenerbahçe'deyken çok sayıda gol kaydeden Nobre'nin bu tutukluğu, çok kenarlara gitmesinden ve daha da önemlisi yeterince pas alamamasından kaynaklanıyor. Bu nedenle Richardinho'nun formunun yükselmesi birebir Nobre'yi de etkileyecek, onun daha iyi paslar alarak gol şansını artırmasını sağlayacaktır.
Aldığı üç puanla gruptan çıkma yolunda avantaj yakalayan temsilcimize artık Almanya'dan alınacak bir puan dahi yetiyor. İnşallah Beşiktaş, bu puanı Leverkusen'den kendini de gruptan çıkarmayı başarır.