Pazar, Nisan 29, 2007

Fener Saçmaladı

Kupanın şokunu atlatamadan bir darbe de bugün Denizlispor’dan yedi Fenerbahçe. Kendisini geçen sene şampiyonluktan eden yeşil siyahlılar bugün de 2–0 geriye düşmelerine karşın sahadan beraberlikle ayrılarak hem kümede kalma yolunda çok önemli bir puan aldılar hem de rakiplerinin kâbusu olmaya bu sene de devam ettiler.
Ancak puan kaybı ve şampiyonluk yarışında yitirilen avantaj bir tarafa bugün Fenerbahçe’nin içinde bulunduğu durum hiç de iç açıcı değil. Hafta içi hakemlere federasyona rakip takımlara hatta maçları yayınlayan kuruluşa karşı açılan savaş bayrağı bugün artık son haddine ulaştı ve önce stada geç alınan Lig Tv ekipleri maçın sonlarına doğru kamera kablolarının kesilmesi suretiyle çok aciz durumda bırakıldı. Bu çaresizlik sadece yayıncı kuruluş için değil ekranları başında takımlarınım seyretmeye çalışan milyonlara da aynı oranda yansıdı ve herkes tek bir ofsayt kamerasından maçın kalanını seyretmeye mahkûm oldu. Ne acıdır ki tam da bu sırada Denizlispor’un golleri geldi ve Fenerbahçe onca işin arasında bir de puan kaybına uğradı.
Eskilerin bir sözü var “keskin sirke küpüne zarar” diye. Şu an Fenerbahçe yönetimini en iyi özetleyen cümle bu. Özellikle kupa maçından sonra tamamen kontrolden çıkan yönetim artık fevri davranışlarında engel tanımaksızın herkese cephe almış durumda. Ama gelin görün ki bu tutum camiada herkesi baskı altına almaktan başka hiçbir işe yaramıyor ve en çok da Fenerbahçe’ye zarar veriyor. Kupa maçında herkesin kabul ettiği gibi bariz hakem hataları olmuştur ve eleme maçı olduğu için Fenerbahçe’nin canı çok yanmıştır ancak bunu tüm bir sezona mal etmek ve bu nedenle herkese düşman olmak Fenerbahçe yönetiminin büyük bir yanlışıdır. Bu maçtan sonra ligden çekilmeyi telaffuz etmek kupaya paf takımıyla çıkmak gibi cümleler sarf etmeye ya da ani kararlar vermeye kimsenin hakkı yoktur zira Fenerbahçe hiçbir kişinin ya da grubun ya da zümrenin değil milyonların takımıdır.
Fenerbahçe yönetiminin bir an önce şu yüzüncü yılda ne pahasına olursa olsun şampiyon olacağız savını terk etmesi önemli olanın bu yarışın içinde olmak olduğunu ama elbette ki kazanmak için mücadele etmesi gerektiğini ama her şeyden önce saldırgan ve fevri bir tutum içinde olmamak gerektiğini artık görmesi ve kabul etmesi gerekir.Bu haftaki sonuçlardan sonra haftaya oynanacak Beşiktaş-Fenerbahçe maçında roller büyük ölçüde değişti. Zira kalan üç hafta da düşünüldüğünde Fenerbahçe’nin şampiyon olmak için artık İnönü’den bir değil üç puan alması gerekiyor. Her ne kadar ortam bunu söylemese de aslında takımların aralarındaki ve aralarında olmayan son maçlarına bakıldığında Fenerbahçe’nin İnönü’de galip gelmemesi için hiçbir neden bulunmuyor ama sarı lacivertlilerin bu maçta rakipleri kadar soğuk kanlı olmaları şartıyla.

Beşiktaş Daha Y-AKIN

Şampiyonluk yolunda alınan galibiyetler kadar bu galibiyetlerin nasıl alındığı da önemlidir. Bugün Beşiktaş yine sahadan üç altın puanla ayrılırken son maçlarda olduğu gibi rakibinden daha iyi oynayarak ya da daha iyi mücadele ederek değil biraz beceri ama büyük oranda şansıyla bu galibiyeti elde etti. Bu nedenle bu gol bana geçen sene şampiyon olan Galatasaray’ın son dakika gollerini anımsattı.
Beşiktaş’ın maçların ilk yarılarını hiç oynamadan geçtiğini ve ikinci yarılarda ne oluyorsa olduğunu artık öğrendik. Bu da eğer gol yenilmezse büyük olasılıkla Beşiktaş’ın attığı tek gol sonucu gelen üç puanlar şeklinde sürüyor haftalardır. Hafta içinde ilk defa Fenerbahçe maçında mağlup duruma düşen siyah beyazlılar bu skorun altından bırakın kalkmak ikinci golü yiyip dağılmak üzereyken rakiplerinin beceriksizliği sayesinde maçı uzatmalara taşıyıp kendileri için yeterli sonucu aldılar. Haftalardır söylediğim şeyi sanırım Tigana başından beri biliyor. Beşiktaş’ın öncelikle skor olarak geri düşmemesi gerekir. Zira yenilecek golün telafisi için verilen uğraş sonucu ortaya çıkan oyun planı Beşiktaş’ın kadro yapısı ile uzaktan yakından ilgisiz ve onları çok zor bırakacak bir plan olur. Bugün de uzun süre golsüz süren hatta böyle biteceği düşünülen maçta yine uzun süredir kadro dışı kalan İ.Akın’ın golü Beşiktaş’a ilaç oldu ve siyah beyazlıları şampiyonluk için çok avantajlı konuma getirdi.
Maçın genelinde daha çok pozisyona giren ve topla daha çok oynayan Sivasspor’un atakları çoğunlukla neredeyse orta sahada kurulan Beşiktaş savunmasının ofsayt taktiğine kurban gitti. Savunmada da bir o kadar dikkatli olan daha doğrusu rakip tarafından fazlaca zorlanmayan kırmızı beyazlılar uzatma dakikalarındaki bir anlık gafletlerinin sonucu sahadan puansız ayrılırken rakiplerin hem ciddi bir şekilde şampiyonluk iddiası kazandırdılar hem de onların şampiyonlar ligi biletini neredeyse kesinleştirdiler.
Sonuçta bu sene Fenerbahçe’den yana olduğunu düşündüğüm şans faktörü son maçlar dikkate alındığında çoğunlukla Beşiktaş’a dönmüş durumda. Bu akşam oynanacak Denizlispor maçında sarı lacivertlilerin herhangi bir puan kaybı Beşiktaş taraftarlarının tozlu bayraklarını çıkartmalarına yeterli olacakken Fenerbahçe galip gelse dahi özellikle şansı yaver giden Beşiktaş’ın önümüzdeki maçlar da düşünüldüğünde en az rakibi kadar şansı olduğunu söyleyebilirim. Düşünsenize uzatma dakikalarında gelen golle Beşiktaş galip geliyor ve golü atan da haftalardır kadro dışı olması nedeniyle oynamayan İbrahim Akın.

Cuma, Nisan 27, 2007

Futbolun Özü

Fenerbahçe dün maçın doksan dakikasında rakibini mağlup etmeyi başarsa da karşılaşmanın tamamında makûs talihini yenemedi. Özellikle ikinci yarıda tamamen tek kale oynayan ve değil ilk maçtaki 1-0’dan 3-0’dan bile turu getirecek pozisyonlar yakalayan Fenerbahçe’de Kezman, Alex hatta Edu’nun dâhil olduğu gol kaçırma yarışı finale çıkan takımın adını Beşiktaş olarak belirledi.
Her ne kadar bu tip maçlarda taktik ve teknik ikinci planda kalsa da maçın gelişmesi kısaca şu şekildeydi. İlk yarıda oyun beklendiği gibi daha çok Beşiktaş yarı sahasında geçti ama iki taraf da birbirlerine bariz bir üstünlük kuramadılar. Ziko’nun Gaziantepspor maçındaki, ki muhtemelen sezon bu kurguyla tamamlanacaktır, Tümerli, Tuncaylı, Alexli ve Kezmanlı sistemine karşılık Tigana’nın öncelikle gol yememeyi planlayan oyun anlayışı ilk yarı boyunca başarısız göründüler zira ne Beşiktaş savunma yaparken rakibinin pozisyon bulmasını engelleyebildi ne de Fenerbahçe çok net pozisyonlar buldu. Ancak devre arasını iyi kullanan takım sarı lacivertliler oldu ikinci yarının başlamasından maçın normal süresinin sonuna kadar rakiplerine en ufak bir gol pozisyonu dahi vermezken dört net gol pozisyonuna girip bunlardan sadece birinde topu filelerle buluşturabildiler. Bu son vuruş eksikliğinde başrol büyük umutlarla alınan ve sezon boyunca kendisinden beklenenin ancak onda birini ortaya koyan Matea Kezman’a ait oldu.
Bu maçın diğer bir yorumu da biraz daha bilimsel ve somut ifadelerden uzak, tamamen futbol denen takıntının alışılmışın dışında bir bakış açısıyla yapılabilir. Yıllardır özellikle Kadıköy’de Beşiktaş’ın rakibine karşı üstünlük kurması ve bu maçlar içinde son dakika golleri, kalecisiz galibiyetler gibi sahalarda ender görülen hadiselerin yaşanması siyah beyazlıların sarı lacivertlilere ters gelmesi ya da onlar karşısında daha şanslı olduklarının kanıtıdır. Konuyla ilgisi yok ama örnek olması açısından Fenerbahçe’nin de Galatasaray’a karşı üstünlüğü bu şekildedir. Dünkü maçta da galibiyet için elinden geleni yapan, sahayı rakibine adeta değil tam anlamıyla dar eden, mutlak pozisyonları fazlasıyla yakalayan Fenerbahçe yıllardır olduğu gibi dün de rakibi karşısında başarıya ulaşamadı ve uzun yıllardır hasret kaldığı Türkiye Kupası’na en az bir sene daha uzak kalmış oldu.
Son sözü bu sefer daha önce hiç konuşmadığım bir konu maçın hakemi daha doğrusu hakemlik camiası için söyleyeceğim. Kaybedilen bir maçtan sonra üzgün tarafların hakemi suçlaması maalesef ülkemizde kronik bir sorun. Ancak maçlara çıkan hakemlerin de hiçbir zaman maçın önüne geçecek bir başka değişle yenilenin hakemi yenilgiye sebep göstermesini sağlayacak tavır, tutum ve davranışlar içine girmemesi gerekir. Bir buçuk sene gibi az bir süre de olsa Ankara’da birçok maçta düdük çalmış biri olarak şunu söyleyebilirim ki hakemlik düşünüldüğü kadar zor bir iş değil. Elbette saliseler içinde karar veriyorsunuz ve kararlarınız kimse tarafından beğenilmiyor ama her şey sizin önünüzde ve kimse sizden daha önce görülmemiş pozisyonlarda yorum yapıp karar vermenizi beklemiyor. Futbolun topu topu on yedi değişik kuralı var ve yapılan hakem eleştirileri en fazla altı yedi kural içindir. Böyle bir durumda fiziksel olarak yeterli ve sağlıklı düşünebilen her hakem maç içinde kendini hissettirmeden maçları yönetip işini başarıyla yapabilir. İşte burada işin püf noktası ortaya çıkıyor: “sağlıklı düşünebilen”. Ne yazık ki hakemlerimiz sağlıklı düşünemiyor. Maçtan önce yapılan açıklamamalar, maçtan sonraki hakarete varan eleştiriler, kaybeden zehir zemberek konuşurken kazananın adeta bıyık altından gülmesi ve benzeri olaylar hakemlerin maçta maçtan ziyade maçın sonunu ve ertesi günkü gazete manşetlerini düşünmesine neden oluyor ve böyle bir ortamda hakemin sağlıklı düşünmesi imkânsız hale geliyor hatta bazıları daha da ileri gidip işi kişiselleştiriyor. Bunun önlenmesinin tek yolu yanlış kararlar veren hakemin ya tüm takımlar tarafından eleştirilmesi ya da kimse tarafından eleştirilmeyip, değerlendirmenin MHK tarafından objektif olarak yapılmasıdır. Ancak ülkemizde kimse MHK’ ye güvenmediği ve yerli yersiz ve haklı haksız kendisi işleri çözmeye kalkıştığı ve komplo teorilerinin bini bir para olduğu için hakemlerin de objektif değerlendirilmesi söz konusu olmuyor. Mesela dün Selçuk Dereli’nin (aynı zamanda TFFHGD Başkanı) maçı kötü yönettiğini herhalde herkes düşünüyordur (aksini düşünen varsa zaten hiç konuşmaya gerek yok). Bu durumda sadece Fenerbahçeliler değil Beşiktaşlılar da bunu açıklasalar ortada birbirini suçlamaya neden olacak hiçbir şey kalmaz. Çünkü hakem hatası tek tek maçlarda bir takımın lehine diğerinin aleyhine olsa da genel anlamda futbolun sorunudur ve aşılması ancak tüm tarafların sadece işine geldikleri zaman değil her bariz durumda iş birliği ile ortadan kaldırılabilir. Aksi takdirde hakemliği bırakmalardan, seviyesiz tartışmalardan ve asılsız iddialardan kendimizi asla kurtaramayız ve futbolun özünü asla yakalayamayız.

Pazar, Nisan 22, 2007

Son Samuray Murat Şahin

Şampiyonluğa oynayan takımlar için iyi oynanan maçlardan ziyade kötü oynananlardan üç puan çıkarmak önemliyse eğer, bu işi bu seneki Beşiktaş’tan daha fazla yapan bir takım olmamıştır muhtemelen. Dün yine rakibi karşısında mahkûm oynayan, ona çok pozisyon veren, kendisi nispeten az pozisyon bulan ama her şeye karşın karşılaşmadan üç puan çıkaran bir Beşiktaş vardı sahada.
Hafta içi Runje’nin cezalı duruma düşmesi ile kalede yaşanan problem Murat’ın sakatlığına karşın kendi isteği ile oynaması sonucu çözülmekle kalmadı, Murat’ın performansı belki Runje’den bile iyiydi. Tek bacağında yırtık olmasına karşın yaptığı mükemmel kurtarışlar, takımının bir anlamda şampiyonluk yarışından kopmasını engelledi.
Maçla ilgili söylenebilecek fazla bir şey yok, zira Antalyaspor en az Beşiktaş kadar galibiyete inançlı ve istekliyken şansın yanlarında olduğu siyah beyazlılar bu haftayı da kayıpsız atlatıp rakiplerinin puan kaybetmesini beklemeye devam ettiler. Ancak geçen haftalarda da söylediğim gibi Beşiktaş düzene girdiği son 6-7 maçtır hiç geriye düşmedi. Tigana'nın bu kapalı sistemi skor dezavantajı söz konusu olduğunda maçın devamını nasıl getireceği konusunda bolca soru işareti barındırıyor. Bu nedenle ilk gol Beşiktaş için çok ama çok önemli bir nokta.
Önümüzdeki hafta Beşiktaş’ın Sivasspor deplasmanı şampiyonluk sorusuna büyük ölçüde yanıt olabilir. Çünkü Beşiktaş’ın kalan maçları arasında en zor olanlardan biri olarak görünen bu deplasmandan üç puan çıkarması, Fenerbahçe ile şansları eşitlemek hatta avantajlı duruma geçmek anlamına gelecekken, uğranılan bir puan kaybı ve aynı günün akşamında Fenerbahçe’nin galibiyeti ibreyi büyük oranda sarı lacivertlilere çevirecektir.

Cumartesi, Nisan 21, 2007

Kanatlı Kanarya

Dün akşam sahada kazanmak için oynayan ve işin ciddiyetini kavramış bir Fenerbahçe izledi futbolseverler. Ziko'nun yerinde Tuncay ve Tümer hamlelerine Kezman'ın diriliği ve arzusu, Serdar'ın güzel kurtarışları ve savunmanın dikkati eklenince ortaya net bir skor ama her şeyden önemlisi bir ay içinde oynanacak birbirinden kritik maçlar için sarı lacivertliler adına kendine güven çıktı.
Geçen haftaki V.Manisaspor maçından sonra Fenerbahçe’nin sisteminin artık tüm takımlar tarafından çözüldüğünü çünkü ortada Alex’e yakın gölgeleme, ileride yalnız kalan Kezman üzerine kapalı bir savunma ve soldan sürpriz bindirmeler yapan Tuncay’a da önlem alındığı takdirde sarı lacivertlilerin elinin kolunun bağlandığını söylemiştim. Bu anlayış sonucu Erdoğan Arıca da dün öncelikle savunma yapan ve bu bağlamda bir puan için mücadele eden, Alex’e bire bir adam gölgelemesi uygulayan ve bulduğu toplarla kontra ataklar arayan bir takım sürmüştü sahaya. Ancak Ziko’nun Tuncay ve Tümer ikilisine kanatlarda görev vermesi ve Alex’e yakın oynayan Özgür’ün erken kart görmesi bir anda Arıca’nın hesaplarını bozdu. Zira hem soldan hem de sağdan etkili akınlar yapan Fenerbahçe, Kezman’ın da mücadeleci olmasıyla birlikte rakip savunmayı çok az maçta yaptığı kadar yıprattı. Bunun sonucunda önce Kezman’ın düşürülmesiyle kazanılan ve 9 Nisan 2006’dan beri ilk olmasıyla dikkat çeken penaltı ile ikinci yarıda da Tuncay’ın süper vuruşu sonucu gelen gollerle İstanbul ekibi sahadan net bir sonuçla ayrıldı önündeki birbirinden zorlu maçlar için moral depoladı.
Fenerbahçe’nin bugün eleştirilmesi gereken tek yönü son yarım saatte kalesinde verdiği ancak gerek Serdar’ın iyi yer tutması gerekse Antep forvetlerinin beceriksizliği ile golle sonuçlanmayan gol pozisyonlarıdır. Hâlbuki skor avantajı yakalanmışken, daha kontrollü bir oyunla, topa sahip olarak rakibe bu tür değil doğru dürüst hiç pozisyon verilmemesi gerekirdi. Ancak artık sonlarına yaklaştığımız ligde stresin de özellikle maç sanlarına doğru üst seviyeye çıktığını kabul etmek gerekir. Zaten bundan sonra iyi oynamanın yanında, stres ve baskıdan uzak durmayı başaran takım mutlu sona ulaşacaktır.

Pazar, Nisan 15, 2007

Bu Lig Bitmez


Türkiye birinci ligini yaşım itibariyle sadece 10–12 senedir takip ediyorum ama sanmıyorum ki bu senekine benzer bir lig tarih boyunca yaşanmış olsun. Ligimizin her açıdan enteresanlığını şu kısa bilgiler ortaya koyacaktır; geçen sene bu hafta liderin ve lig ikincisinin altmış sekiz puanı varken lider takım bu sene sadece elli altı puan toplayabilmiş ve buna karşın en yakın rakibinden dört puan önde bulunuyor, bugün Fenerbahçe’nin karşılaştığı ve kümede kalma mücadelesi veren V.Manisaspor ilk yarıdaki maçtan önce ligde lider konumundaydı ve son olarak ligden düşmesi artık neredeyse kesinleşen Sakaryaspor topladığı puanların yarısını dört büyük takımdan almış. Bugün Fenerbahçeliler puan farkını artıramamanın üzüntüsü içindeyken bu sonuca bir yandan sevinen Beşiktaş ve Galatasaraylılar diğer taraftan da kaybettikleri puanlara bir kat daha üzüldüler. Zira Geçen hafta Galatasaray dün de Beşiktaş kazanmış olsa liderle aradaki puan farkı hiç beklenmedik derecede azalmış olacaktı. Şampiyonluk mücadelesi veren takımların bu kadar etkisiz, ligden düşmemek için uğraşanların da bu kadar çok puan aldığı bir kümenin hem altta hem de üstte nasıl sonuçlanacağını inanın çok ama çok merak ediyorum.
Bugüne kadar alınan onca sürpriz sonucu bir tarafa bırakın, dün Beşiktaş’ın puan kaybetmesinden sonra bugün kırk bin taraftarının önünde V.Manisaspor’u bırakın yenmeyi rakibi karşısında zar zor buldukları dışında pozisyon dahi bulamayan bir Fenerbahçe’yi herhalde kimse öngörmemiştir.
Bugün V.Manisaspor karşısına istekli ama bir o kadar da güçsüz çıkan Fenerbahçe, tamamen kapalı bir savunma anlayışına sahip olan ve maç boyunca bunu hatasız bir şekilde sahaya yansıtan rakibi karşısında bir puana razı olmaktan ileri gidemedi. Zaten Fenerbahçe’nin özellikle tek hücum oyuncusu ile oynadığı zaman hep söylenen sorunu kapalı savunmalar karşısındaki etkisizliğidir. Rakip sahalarda rakibin biraz daha önde kurabildiği savunma Kadıköy’de iç içe girmiş bir hal alıyor ki bu anlayışta Alex ve Tuncay’a da önlem alındığı zaman Fenerbahçe’nin eli kolu bağlanmış oluyor. Bu noktada hemen belirteyim Kadıköy’de oynanacak kupa rövanş maçında Beşiktaş normalde de oynadığı gibi sıkı bir savunma yaparsa ilk yarım saatte gol yemediği takdirde muhtemelen Kadıköy’den mutlu ayrılan taraf olacaktır.
Sonuçta futbolcuların istekli ama güçsüz oluşları, Giray Bulak’ın kapalı savunma anlayışı ve Ziko’nun tek forvet ısrarı sonucu sarı lacivertliler çok avantajlı bir durum geçme şanslarını iyi kullanamadılar ve ilk iki takımın da aynı şekilde puan kaybetmesi sonucu hafta ikisi için de başladığı gibi bitti. Bu sonuçlardan sonra Galatasaray’ın dahi potaya girmesiyle ligin ise nasıl sonuçlanacağını şimdiden kimse kestiremez.

Üç Perdelik Maç

Dün akşam Beşiktaş son derece kritik ama gelişmesi itibariyle bir o kadar da kolay kazanabileceği maçı berabere tamamlayarak şampiyonluk ve hatta ikincilik yolunda önemli bir yara aldı. Hafta içi kazanılan Fenerbahçe galibiyeti ile morallerin üst seviyeye çıkması, Tigana’nın sisteminde çok önemli olan ilk golün bulunması ve rakibin daha ilk yarıda bir kişi eksilmesi Beşiktaş için maçı rahatın da rahatı bir hale sokmuştu ki, Fransız teknik adam 1-0’a güvenmenin cezasını çok ağır bir şekilde gördü.
Dünkü maçı kısaca üç bölüm halinde görürsek aslında üzerinde fazla konuşulacak bir konu kalmıyor. Birincisi Beşiktaş’ın golüne kadar geçen süre, ikincisi Beşiktaş’ın önde olduğu dakikalar ve son beş dakika. İlk zaman diliminde zaten hiçbir maça Beşiktaş’ın rakip üzerinde olağanüstü bir baskı kurup başlamadığı düşünülürse, çoğunlukla beklendiği gibi oyunun yavaşlatıldığını ama dakikalar geçtikçe siyah beyaz gol pozisyonlarının geldiğini gördük. Golden sonra ise Tigana’nın, takımın kanat savunmacılarının ileri çıkmasını yasaklayacak kadar kapalı oynattığı takımı bu duruma karşın üç gol pozisyonu buldu ve son beş dakikada da normal bir şekilde atak oynayan siyah beyazlılar en az önde oynadıkları kırk üç dakikadaki kadar net gol pozisyonları yakaladılar.
Tigana’nın sezonun bitmesine dokuz hafta kala takıma monte ettiği ve alınan sonuçlar itibariyle başarılı diye değerlendirebileceğimiz sisteminin henüz kendini kanıtlamadığını Fenerbahçe maçından sonra söylemiştim. Zira genellikle bir farkla kazanan siyah beyazlılar henüz hiç geriye düşüp maç çevirmemişlerdi. Bu sistemin beklenen sorunlarından biri de dün gerçekleşti ve tek farklı önde olmanın her an için tehlike olduğu bu nedenle, tedbiri de elden bırakmadan, farkın mümkün olduğunca açılması gerektiği bir kez daha tüm açıklığıyla ortaya çıkmış oldu. Çünkü bir maçta gol atılma süresi üç-beş saniyeye kadar düşebiliyor. Gerek penaltı olma olasılığı, gerek alakasız bir yerden şut gelip çatala takılması gerekse dünkü maçta olduğu gibi birilerinin ayağına çarpıp gol olması gibi onlarca olasılık varken ve bir kişi eksik oynayan zayıf bir rakip karşısında farkı artırma şansına sahipken, tek farka güvenmek yine dünkü maçta olduğu gibi beklenmedik sonuçlara sahne olabiliyor. Büyük takımlar kendi sahalarında öne geçtiklerinde bir şekilde bunu muhafaza edebiliyorlar. Buna Fenerbahçe-Sakaryaspor, Beşiktaş-Ç.Rizespor ya da Beşiktaş-K.Erciyesspor maçlarını örnek verebiliriz. Ancak deplasmana gidildiğinde bu iş bu kadar kolay olmuyor ve tıpkı Sivasspor-Fenerbahçe, Denizlispor-Galatasaray maçlarında ya da dünkü üzerinde konuştuğumuz maçta olduğu gibi rakip takım geriye düşmesine karşın maçı bırakmayıp beraberliği yakalayabiliyor.
Beşiktaş’ın dün en büyük şanssızlığı da golün maçın son anlarında gelmesi oldu. Zira geriye düştükten sonra kalan beş dakikada üç net pozisyon yakalayan siyah beyazlılar eğer maçın bitmesine on ya da on beş dakika kala beraberlik golünü yeselerdi büyük olasılıkla maçı çevireceklerdi.
Son olarak topladığı on yedi puanın neredeyse yarısını büyük takımlardan alan Sakaryaspor’un en büyük probleminin maçlara yoğunlaşma olduğunu söyleyebiliriz. Tıpkı Fenerbahçe’yi mağlup ettikleri maçta olduğu gibi dün de sahanın iki yıldızı olan Cangele ve Martinez bu başarılarını kendi rakipleriyle oynadıkları maçlarda göstermiş olsalar bugün Sakaryaspor’un yeri mutlaka burası olmazdı.

Perşembe, Nisan 12, 2007

1-0'ın Gücü

Dün akşam iki takımın da ligdeki vasat futbollarından kaynaklanan tedirginliklerinin aksine gayet güzel mücadeleli ve futbol dolu bir karşılaşma izledik. Genel olarak Fenerbahçe topa ve orta sahaya hâkim görünürken gol pozisyonu açısından başa baş geçen karşılaşmayı rakibine nazaran daha istekli olan Beşiktaş 1–0 da olsa kazanarak ikinci karşılaşma için avantaj yakalamış oldu.
Fenerbahçe ile başlarsak, Ziko’nun ilk on biri kimilerini çok şaşırtsa da, kupada bugüne kadar oynamış, hiç puan kaybetmemiş ve attığı yirmi gole karşılık sadece bir gol yemiş takımı İnönü’de de sahaya sürmesi benim için anlayışla karşılanacak hatta buraya kadar gelmiş futbolculara saygısından ötürü takdir edilecek bir davranıştı. Ancak uzun süre berabere giden karşılaşmada yapılacak bir Alex değişikliği Fenerbahçe açısından çok olumlu sonuçlar doğurabilecekken neredeyse başladığı on birle karşılaşmayı tamamlaması Ziko için yine büyük bir talihsizlik oldu. Zira Ziko, son haftaların en formda ismi olan Brezilyalıyı oyuna almakla hem zaten orta alan kontrolü Fenerbahçe’de olduğu için Alex’in gol pozisyonu hazırlama hatta gol pozisyonuna girme şansı yakalamasını sağlayacak hem de yorulmuş Tümer’in daha fazla yıpranmasını engellemiş olacaktı. Muhtemelen maçın başında Ziko’da bu şekilde düşünüyordu ancak sonraları 0-0’ı koruma düşüncesi daha ağır basmış olacak ki bu değişikliği yapmadı. Bunun dışında Fenerbahçe, güçlü orta sahası ile genelde güzel paslaştı ve ikili mücadelelerde diri göründü. Fenerbahçe’nin tek olumsuz yönü başlattıkları akınları rakip ceza alanına taşıyamamak oldu. Bunda da en büyük pay ilk maç ve maçın deplasmanda olması nedeniyle öncelikle gol yememe düşüncesinin ağır basmasıydı. Nitekim son dakikalara kadar sarı lacivertlilerin istediği gibi giden karşılaşma, maçın en başarılı isimlerinden Aurello’nun kaptırdığı bir top sonucu gelişen atak neticesinde Fenerbahçe için plan dışı bir sonuçla bitti. Kadıköy ekibinde gözler üzerinde olan Tümer çok gayretli olmasına karşın topları istediği gibi kullanamadı ve takıma fazla katkıda bulunamadı. Bunun dışında Deniz yine umursamazlığa yakın soğukkanlı futbolu, Serkan ve Ümit de vasatı aşamamaları ile dikkat çekti. Tuncay çalışkan ve istekli, Serdar formda, Lugano dikkatli, Aurello da golde kaptırdığı top dışında çok başarılıydı.
Beşiktaş’a gelince… Son haftaların flaş takımı yakaladığı motivasyon sayesinde artık maçlarda daha bilinçli ve soğukkanlı görünüyor. Bakıldığı zaman bundan çok değil 6-7 hafta önceki Beşiktaş ile bugünkü Beşiktaş arasında dağlar kadar fark var. Tüm bunlara ligde şampiyonluk mücadelesi verdiği Fenerbahçe’yi mağlup etme morali de eklenince siyah beyazlılar için işler gayet yolunda gidiyor. Bilinçli ya da değil ama Beşiktaş’ın son maçlardaki skorları göz önüme alındığı zaman, bu kadar az gol atıp bu kadar çok puan kazanan çok az takım vardır. Olumlu bir gözle bakıldığında bu bir sistem ve bunun mimarı da Tigana gibi görünüyor. Zira, İnönü’de dahi olsa çok kontrollü ve en az rakip kadar savunma düşüncesine sahip bir takıp ve maçın sanlarına doğru gelen golle alınan altın değerinde puanlar bu sistemin özeti. Olumsuz bir yaklaşım ise Beşiktaş’ın iyi futbol oynamadığını ve her maçtı bu şekilde götüremeyeceğini düşünebilir ama son maçlar bu iddiayı çok ama çok zayıflattı. Kanımca bu oyun anlayışının tek ve belki de en büyük sorunu ilk golün yenmesidir. Zira Beşiktaş son haftalarda aldığı üst üste galibiyetlerin hepsinde ilk golü atan taraf oldu. Eğer geriye düştükten sonra da Beşiktaş maç kazanabilirse tam anlamıyla taşlar yerine oturmuş olur. İnönü’de, Rize maçının kadrosuyla rakibi karşısına çıkan siyah beyazlılar, taraftarın da (son söz onlara gelecek) coşkusuyla bu sefer Rize maçındaki kadar hatalı ve isteksiz değil aksine dikkatli ve arzuluydular. Nobre ile iki, Delgado ile bir net pozisyon yakaladılar ve Bobo’nun golüyle de rakiplerini alt etmeyi başardılar. Richardinho sahada hiç görünmezken Delgado verdiği gol pası ile öne çıktı. Orta alanda Koray ve savunmada İbrahim iyi futbolları ile dikkat çekerken diğer futbolcular görevlerini yaptı.
Maçtan önce ve maç sırasında da devamlı dikkat çekmeye çalıştığım gibi Beşiktaş’ın en tehlikeli oyuncusu Bobo. İlk geldiğinde sıradan bir oyuncu gibi görünen ama haftalar ilerledikçe formunu katlayarak artıran Brezilyalı son haftalarda o denli başarılı oynuyor ki geçirdiği ciddi sakatlık bile performansından bir şey kaybetmesine neden olmamış. Sadece gol atmakla kalmayıp oynadığı sürece Beşiktaş’ın hemen hemen her atağının şekillenmesinde payı olan genç futbolcu, Allah korusun, sakatlık ya da başka bir talihsizlik olmadığı sürece, hem yaşının hem de futbolunun sayesinde sadece Beşiktaş’a büyük yarar sağlamakla kalmayıp, kuvvetle muhtemel büyük bir Avrupa takımına gidecek ya da en azından bu takımlar tarafından devamlı istenen bir oyuncu olacaktır. Şu an gerçekten Bobo Beşiktaş’ın en faydalı futbolcusu ve eğer rakipler Beşiktaş karşısında başarılı olmak istiyorlarsa Delgado ve Richardinho’dan ziyade birinci olarak Bobo’ya karşı önlem almalılar.
Son söz de Beşiktaş taraftarına. Maçtan önce gerek Tümer’e gerekse takım olarak Fenerbahçe’ye karşı nasıl bir tutum içinde olacakları merakla beklenen İnönü müdavimleri, tüm spor kamuoyu tarafından alkışlanacak, örnek gösterilecek ve gıpta edilecek bir şekilde, istenmeyen olaylardan uzak desteklediler takımlarını. Açık ve kapalıda yaşanan bu güzel olayların protokol tribününe de sirayet etmesi ve Fenerbahçe yönetiminin statta çok iyi ağırlanması ve aynı meslektaşlarına aynı şekilde karşılık vermesi de aslında yansıtıldığı kadar olumsuz olmayan futbolumuz için mükemmel bir gelişme oldu. Türk futbolu adına yaşanan bu güzel olayların sadece İnönü’de kalmayıp Şükrü Saraçoğlu, Ali Sami Yen, 19 Mayıs, Avni Aker, Kamil Ocak ve diğer tüm statlarda da devam etmesi sağduyulu herkesin dileğidir.
Sonuç olarak eğer ligde olsa Fenerbahçe için çok büyük kayıp olacak ancak en azından telafi şansı olduğu için sadece Beşiktaş’ın bir adım öne geçtiği karşılaşma, sürpriz kadroları, iyi futbolu ve örnek taraftar ve yönetim davranışlarıyla geride kaldı. Beşiktaş aldığı bu galibiyetle rakibine karşı avantaj yakaladı ve moralini yükseltti, Fenerbahçe ise umutlarını yitirmeden Kadıköy’e taşıdı ve belki de eksiklerini daha iyi görüp ikinci maçta daha hücuma dönük oynaması gerektiğini anladı. Önümüzdeki dört hafta içinde iki kere daha karşılaşacak iki takımdan sezon sonunda hangisinin sevinip hangisinin yıkılacağını ya da hangisinin hangi kupada güleceğini zaman gösterecek.

Pazar, Nisan 08, 2007

Sonuç Müspet Oyun Menfi

Çok değil bundan on hafta kadar öncesinde Beşiktaş'ta kimse gidişattan memnun değil, siyah beyazlılar; taraftarın yönetimi istifaya çağırdığı, teknik direktörün gönderilmek istenip ancak yüksek tazminat nedeniyle gönderilemediği, bunu yerine olanın tercumana olduğu ve sahadaki futbolcuların darmadağın oynadığı bir vaziyetteydi. O günlerde kimsenin aklının ucundan beri geçmeyen gel gelelim V.Manisaspor maçından sonra sessiz bir şekilde ama haftalar ilerledikçe tonu daha yüksek olarak dile getirilen şampiyonluk düşüncesine Beşiktaş, en son şampiyon olduğu 2005 yılından beri hiç bu kadar yaklaşmamıştı. Bu hafta iki rakibinin de puan kaybederek birinin yarış dışı kalması ve diğeriyle olan puan farkının da dörde inmesi kara kartallarda yüzleri güldürmekle kalmadı takımın ciddi ciddi şampiyonluk havasına girmesini sağladı.
Dün akşam Beşiktaş yine futbol olarak taraftarlarını tatmin etmese de Konya ve Trabzonspor maçlarından sonra üstüste beşinci galibiyetini alarak kendisine inanmayanları (ben de bunlardan biriydim) yanıltarak son haftalara iddialı girmeyi başardı. Özellikle fikstür avantajı olduğuna inanılan, ki ben buna katılmıyorum, siyah beyazlılar, şampiyon olur ya da olmaz, sezon sonuna kadar bu mücadeleyi sürdürecektir.
Beşiktaş'ta geçmişe nazaran skora yansıyan başarıların en büyük kaynağı sezon başından bu yana çok hatalı oynayan Baki, Runye gibi oyuncuların maçın adamı olacak kadar iyi oynamaları oldu. Zira diğer futbolcular açısından Beşiktaş'ın mücadele açısından hiç eksiği yoktu hatta fazlası vardı rakiplerine göre. Son haftalarda yabancılar da dahil olmak üzere bu oyuncuların da iyi futbollarıyla ortaya çıkması Beşiktaş için çok olumlu oldu. Diğer taraftan Bobo'nun takıma beklenenden çok daha önce dahil olması ve kalan haftalarda görev yapacak olması Beşiktaş için çok büyük bir gelişme. Burada devamlı övgüyle bahsedilen sağlık ekibini tebrik etmek gerekir zira Beşiktaş'ta bu sene çok sayıda sakat futbolcu vardı ve bunlar gerekli ve başarılı tedaviler sonucu beklenenden bile erken sürelerde takımlarındaki yerlerini almayı başardılar.
Artık puan farkıyla geriden takip etmenin getirdiği "olursa olur olmazsa sorun olmaz çünkü zaten altı puan gerideyiz" düşüncesinin rahatlığını bir tarafa bırakıp rakip kadar iddialı duruma geçerek üzerinde ciddi bir baskı hissedecek olan Beşiktaş'ın bu haftadan sonra işinin hiç de kolay olmayacağını söylemek gerekir. Hafta içi Fenerbahçe ile hafta sonu da artık ligden düşmesi neredeyse kesinleşen Sakaryaspor ile karşılaşacak siyah beyazlıların bu ekiplerin karşısına dünkü gibi bir oyunla çıkmaması gerektiğini sanırım söylemeye gerek yok. Ancak her ne kadar maç İnönü'de olsa ve moralli görünen takım Beşiktaş olsa da hafta içi oynanacak maçta ekstra durumlar olmazsa ben misafir takımı şanslı görüyorum.


Bakış Açısı


Fenerbahçe neredeyse önde başladığı maçtan aldığı bir puana sevinir vaziyette döndü Kayseri’den. Her ne kadar hafta içinin yorgunluğu ve Kayserispor’un başarılı oyunu olsa da özellikle ikinci yarı oyuna yeterince asılamayan futbolcuların bence bahanesi olmaz.
Takımda sadece Alex ve Tuncay’ın girdikten sonra Deivid ve Tümer’in gayretli olması ligin son haftalarına girilirken çok düşündürücü. Özellikle büyük umutlarla alınan Kezman’ın Bursaspor maçı dışında hala güçsüz görünmesi ki sezon sonuna kadar böyle gideceğe benziyor ve Edu Lugano ikilisinin pozisyonlardaki hataları şampiyonluk mücadelesi veren bir takım için hiç de iç açıcı şeyler değil.
Çok eleştirilen Ziko bu maçta son dakikalarda da olsa iki forveti bir arada oynatarak kendini aşmış ve neticesinde takımına 1 puan kazandırmış oldu.
Aslında ilkyarının son dakikasında yenen golden önce Fenerbahçe gayet iyi top yapıyor, bu iyi paslaşmalar neticesinde rakibe pozisyon şansı vrmiyor ve kontraataklarla da tehlikeli olabileceğinin sinyallerini veriyordu. Ancak büyük bir bireysel hatadan sonra yenen gol hem rakibe moral kazandırdı hem de deplasmanda oynayan fenerbahçenin işini çok yokuşa sürdü.
Fenerbahçe için bu maçta şampiyonluk için en olumlu gelişme futbolda çok etkisi olduğuna inandığım şans faktörünün sarı lacivertlilere biraz göz kırpmasıydı. Nitekim 89. dakikada Mehmet Polat’ın topunun direkten dönmesi ve uzatmalarda Deivid’in takımına puan getiren golü Fenerbahçe için çok olumlu oldu. Bu beraberlikle en azından moralleri yıkılmayan sarı lacivertliler hafta içi oynanacak Beşiktaş derbisine de daha hırslı çıkacaklardır. Hafta sonu V. Manisaspor ile karşılaşacak olan Fenerbahçe’nin bu maçının beklenenden çok daha zor geçeceğini düşünürken hafta içi kupa mücadelesinde galibiyete yakın tarafın Anadolu ekibi olduğuna inanıyorum.

Şampiyonluğun Dayanılmaz Hafifliği


Galatasaray’ın bugün bu durumda olmasının en büyük nedeni geçen sene kazanılan şampiyonluktur. Daha doğrusu geçen seneki şampiyonluğun sadece iyi futbolla değil, başta rakibinin çok sürpriz puan kayıpları olmak üzere futbolda çok önemli olduğuna inandığım “topun sevmesi” ile geldiğinin görülmemesi sarı kırmızılılar için başarısız bir sezona neden oldu. “Şampiyonluğun yanıltıcılığı” ile sezona başlayan Galatasaray 27. haftaya kadar ite-kaka getirdiği zirve mücadelesini, Erciyesspor’a boyun eğerek bu sene için tamamlamış oldu.
Geçen sene Galatasaray’ın şampiyonluğundan sonra da yazdığım gibi, hayal gücümüzü biraz çalıştırıp, son maçta gülen tarafın Fenerbahçe olduğunu düşünseydik, Galatasaray açısından tablo hiç de iç açıcı olmayacaktı. Zira şampiyonluğun kaçmasıyla ortaya çıkan başarısızlığın nedenleri araştırılacak, belki Gerets, belki Özhan Canaydın, belki Hasan Şaş, Hakan Şükür ve diğerleri belki de hepsi birden takımdan ayrılacak ve yeni kişilerle (yönetici- futbolcu) ortaya bambaşka bir Galatasaray çıkacaktı. Bu düşünce futbolda zaman zaman kullanılan “se-sa” dilek şart kipi cümlelerine benzetilebilir. Ancak bu cümlelerin kim tarafından kurulduğu çok büyük önem taşır. Kanımca mağdur olan bir takım hiçbir zaman “o top gol olsa” ya da “hakem hak ettiğimiz o penaltıyı verse” gibi cümleler kurmamalıdır zira bu düşünceler başarısızlığın üzerini örtmekten ve kötü durumları yansıtmaktan başka bir şey değildir. Diğer taraftan dilek şart cümleleri kazanan takım için gerçeği yakalama açısından çok önemlidir. Mesela üç puan kazanılan anacak hiç de iyi oynanamayan bir maçtan sonra, yöneticilerin ve teknik adamların “o golü yeseydik” ya da “atamasaydık” gibi gerekçi yaklaşımları onların bu kötü futboldan nasıl çıkacakları konusunda kendilerine yardımcı olacaktır. Hele hele kıl farkıyla kazanılan bir şampiyonluktan sonra bu tür geleceğe ilişkin düşüncelere sahip olmamak takımlar için gayet kötü sonuçlar doğurabilir. Bu durumu Galatasaray’a bağlayıp konuyu özetlersek eğer geçen sene Galatasaray bir yanda şampiyonluğu kutlarken diğer tarafta bu şampiyonluğun pekâlâ Fenerbahçe’ye de gidebileceğini düşünme büyüklüğünü gösterseydi bugün sarı kırmızılıların yeri ve durumu bu olur muydu? Nitekim maalesef ülkemizde düşünce bazında yaşanılan eksiklik futbola bile sirayet ederek olayları olduğu gibi değil istediğimiz gibi görmemize neden oluyor. Bu eksikliğin bu sezondan itibaren sadece Galatasaray değil tüm takımlarımız tarafından aşılmasını dilerim.

Pazar, Nisan 01, 2007

Necati'nin Dönüşü


Oynanmamış sayabileceğimiz birilk yarıdan sonra iki takımın da adeta futbol oynamayı anımsadığı maçta gülen taraf sarı kırmızılılar oldu. Olası bir puan kaybıyala şampiyonluk mücadelesinin tamamen dışında kalacak olan Galatasaray aldığı üç puanla hem aylardır süren deplasman sorununu aştı hem de yarışta kendisinin de olduğu gösterdi.

Gerets'in önemli bir özelliği maç içinde gerekli müdahaleleri cesurca yapmasıdır. Kötü giden ilk yarıdan sonra oyuna aldığı Hasan ve Necati ile sahada çok forvetli ama aynı oranda da riskli bir kadroile yer alan Belçikalı teknik adam, bu risk sonucu golü kalesinde görse de kalan süreler onun yaptığı değişikliklerin meyvelerini toplamasına yetti. Sadece berabere giderken değil öne geçtikten sonra da Mehmet Güven'in oyuna alınması Gerts'in maça dakika dakika müdahalesini gösterdi.

Hakan Şükür yaşının da getirmiş oldığu fiziksel yetersizlik nedeniyle ki bu hafta içi oynanan milli maçtan kaynaklanıyor, oynadığı sürece etkisiz göründü. Ümit Karan'da zaman zaman kendini göstermeye çalışsa da alışık olduğumuz formundan çok uzaktı. Ancak Hasan ve özellikle Necati eski formlarını yakalamış göründükleri ikinci yarıda maça damgalarını vurarak takımlarını çok zor anlardan kurtardılar. Bu futbolcuların yanında İnamoto ve Ayhan'ın da etkili oyunlarını tebrik etmek gerekir.

Fenerbahçe'nin galip geldiği bu haftada alınan üç puna Galatasaray için yarıştan kopmama anlamına geldiği gibi, yarın Beşiktaş'ın alacağı sonuca göre başka anlamlar da kazanabilir. Önümüzdeki hafta oynanacak K.Erciyesspor maçı Galatasaray için rakiplerine nazaran daha dişe göre bir maç gibi görünse de kupadaki mücadele hiç bir zaman unutulmamalıdır.

Oyun İçinde Oyun Yok




Lige verilen aralar bu sene Fenerbahçe için hep olumsuz etki yaptı. İyi bir çıkış yakalanan ilk yarının ardından devre arası tatili ve yine alınan iki galibiyetten sonraki milli maç arası dönüşlerde sarı lacivertlilerin kaldıkları yeden devam edememelerine neden oldu. Bugün de bir haftalık aradan sonra Fenerbahçe beklediğim gibi oyuna tutuk ve etkisiz başladı ve üstüne üstlük yediği golle de yenik duruma düştü. Ancak bu andan sonra biraz toparlanınca, maçların en bereketli dakikaları olduğuna inandığım, 41-45. dakikalar arasında gelen ilk ve maçın sonlarına doğru gelen ikinci golle Fenerbahçe haftayı kayıpsız atlatmayı başardı.


Appiah'ın yokluğuna Deniz'in kötü performansı eklenince ilk yarım saat ortasaha ve dolayısıyla topun üstünlüğü fizik olarak daha güçlü görünen Ankaraspor'a geçti. Sol kanatta Ümit ve Tuncay bir şeyler yapmaya çalışırken sağda Serkan ve Mehmet beklenenden çok uzaktılar. Kezman'ın yine bütün rakip savunma ile tek başına mücadele etmesi beklenirken Alex'in de kendisine fazla destek vermemesi Fenerbahçe'nin ilk yarıyı kötü bir şekilde tamamlamasına yol açacaktı ki ilk yarı Alex'in güzel golü ile tamamlanınca buu durum hem sarı lacivertlilerin moralini artırdı hem de rakibin oyununu bozdu.


İkinci yarıda ileriye dönük oyuncuları sahaya süren Ziko bunun mevvesini yetmiş ikinci dakikasında aldı almasına ama uzatmalarla beraber kalan yirmi dakikada, tıpkı AZ maçında olduğu gibi takımını geri çekmeyerek ateşle oynadı. Zira bu dakikadan sonra canla başla üzerine geleceği kesin olan Ankaraspor karşısında, top rakipteyken oyunda olmayan Tümer, Alex, Kezman, Deivid ve hatta Tuncay gibi beş futbolcu ile sahada bulunması Ziko'nun anlaşılamaz bir hatasıydı. Bu dakikalarda Fenerbahçe'nin bulacağı bir gol maçı koparacaktı ama 2-1 önde olan takımın gol atmaktan önce gol yememek için mücadele etmesi ve en az riskle sahada bulunması gerekir.


Son dokuz haftaya girerken Fenerbahçe'nin haftayı kayıpsız atlatması kendileri açısından çok önemliydi. Haftaya Kayserispor önünde zorlu bir deplasmana çıkacak sarı lacivertlilerin burada daha dikkatli ve konsantre olup özellikle Bursapor maçındaki disiplin ve sakinlikle oynaması gerekir. Zira buradan alınacak üç puan gerek haftayı üç puanla kapatmak gerekse rakiplerin motivasyonunu kırmak için gayet önemli görünüyor.