Pazar, Nisan 15, 2007

Üç Perdelik Maç

Dün akşam Beşiktaş son derece kritik ama gelişmesi itibariyle bir o kadar da kolay kazanabileceği maçı berabere tamamlayarak şampiyonluk ve hatta ikincilik yolunda önemli bir yara aldı. Hafta içi kazanılan Fenerbahçe galibiyeti ile morallerin üst seviyeye çıkması, Tigana’nın sisteminde çok önemli olan ilk golün bulunması ve rakibin daha ilk yarıda bir kişi eksilmesi Beşiktaş için maçı rahatın da rahatı bir hale sokmuştu ki, Fransız teknik adam 1-0’a güvenmenin cezasını çok ağır bir şekilde gördü.
Dünkü maçı kısaca üç bölüm halinde görürsek aslında üzerinde fazla konuşulacak bir konu kalmıyor. Birincisi Beşiktaş’ın golüne kadar geçen süre, ikincisi Beşiktaş’ın önde olduğu dakikalar ve son beş dakika. İlk zaman diliminde zaten hiçbir maça Beşiktaş’ın rakip üzerinde olağanüstü bir baskı kurup başlamadığı düşünülürse, çoğunlukla beklendiği gibi oyunun yavaşlatıldığını ama dakikalar geçtikçe siyah beyaz gol pozisyonlarının geldiğini gördük. Golden sonra ise Tigana’nın, takımın kanat savunmacılarının ileri çıkmasını yasaklayacak kadar kapalı oynattığı takımı bu duruma karşın üç gol pozisyonu buldu ve son beş dakikada da normal bir şekilde atak oynayan siyah beyazlılar en az önde oynadıkları kırk üç dakikadaki kadar net gol pozisyonları yakaladılar.
Tigana’nın sezonun bitmesine dokuz hafta kala takıma monte ettiği ve alınan sonuçlar itibariyle başarılı diye değerlendirebileceğimiz sisteminin henüz kendini kanıtlamadığını Fenerbahçe maçından sonra söylemiştim. Zira genellikle bir farkla kazanan siyah beyazlılar henüz hiç geriye düşüp maç çevirmemişlerdi. Bu sistemin beklenen sorunlarından biri de dün gerçekleşti ve tek farklı önde olmanın her an için tehlike olduğu bu nedenle, tedbiri de elden bırakmadan, farkın mümkün olduğunca açılması gerektiği bir kez daha tüm açıklığıyla ortaya çıkmış oldu. Çünkü bir maçta gol atılma süresi üç-beş saniyeye kadar düşebiliyor. Gerek penaltı olma olasılığı, gerek alakasız bir yerden şut gelip çatala takılması gerekse dünkü maçta olduğu gibi birilerinin ayağına çarpıp gol olması gibi onlarca olasılık varken ve bir kişi eksik oynayan zayıf bir rakip karşısında farkı artırma şansına sahipken, tek farka güvenmek yine dünkü maçta olduğu gibi beklenmedik sonuçlara sahne olabiliyor. Büyük takımlar kendi sahalarında öne geçtiklerinde bir şekilde bunu muhafaza edebiliyorlar. Buna Fenerbahçe-Sakaryaspor, Beşiktaş-Ç.Rizespor ya da Beşiktaş-K.Erciyesspor maçlarını örnek verebiliriz. Ancak deplasmana gidildiğinde bu iş bu kadar kolay olmuyor ve tıpkı Sivasspor-Fenerbahçe, Denizlispor-Galatasaray maçlarında ya da dünkü üzerinde konuştuğumuz maçta olduğu gibi rakip takım geriye düşmesine karşın maçı bırakmayıp beraberliği yakalayabiliyor.
Beşiktaş’ın dün en büyük şanssızlığı da golün maçın son anlarında gelmesi oldu. Zira geriye düştükten sonra kalan beş dakikada üç net pozisyon yakalayan siyah beyazlılar eğer maçın bitmesine on ya da on beş dakika kala beraberlik golünü yeselerdi büyük olasılıkla maçı çevireceklerdi.
Son olarak topladığı on yedi puanın neredeyse yarısını büyük takımlardan alan Sakaryaspor’un en büyük probleminin maçlara yoğunlaşma olduğunu söyleyebiliriz. Tıpkı Fenerbahçe’yi mağlup ettikleri maçta olduğu gibi dün de sahanın iki yıldızı olan Cangele ve Martinez bu başarılarını kendi rakipleriyle oynadıkları maçlarda göstermiş olsalar bugün Sakaryaspor’un yeri mutlaka burası olmazdı.

Hiç yorum yok: