Perşembe, Nisan 12, 2007

1-0'ın Gücü

Dün akşam iki takımın da ligdeki vasat futbollarından kaynaklanan tedirginliklerinin aksine gayet güzel mücadeleli ve futbol dolu bir karşılaşma izledik. Genel olarak Fenerbahçe topa ve orta sahaya hâkim görünürken gol pozisyonu açısından başa baş geçen karşılaşmayı rakibine nazaran daha istekli olan Beşiktaş 1–0 da olsa kazanarak ikinci karşılaşma için avantaj yakalamış oldu.
Fenerbahçe ile başlarsak, Ziko’nun ilk on biri kimilerini çok şaşırtsa da, kupada bugüne kadar oynamış, hiç puan kaybetmemiş ve attığı yirmi gole karşılık sadece bir gol yemiş takımı İnönü’de de sahaya sürmesi benim için anlayışla karşılanacak hatta buraya kadar gelmiş futbolculara saygısından ötürü takdir edilecek bir davranıştı. Ancak uzun süre berabere giden karşılaşmada yapılacak bir Alex değişikliği Fenerbahçe açısından çok olumlu sonuçlar doğurabilecekken neredeyse başladığı on birle karşılaşmayı tamamlaması Ziko için yine büyük bir talihsizlik oldu. Zira Ziko, son haftaların en formda ismi olan Brezilyalıyı oyuna almakla hem zaten orta alan kontrolü Fenerbahçe’de olduğu için Alex’in gol pozisyonu hazırlama hatta gol pozisyonuna girme şansı yakalamasını sağlayacak hem de yorulmuş Tümer’in daha fazla yıpranmasını engellemiş olacaktı. Muhtemelen maçın başında Ziko’da bu şekilde düşünüyordu ancak sonraları 0-0’ı koruma düşüncesi daha ağır basmış olacak ki bu değişikliği yapmadı. Bunun dışında Fenerbahçe, güçlü orta sahası ile genelde güzel paslaştı ve ikili mücadelelerde diri göründü. Fenerbahçe’nin tek olumsuz yönü başlattıkları akınları rakip ceza alanına taşıyamamak oldu. Bunda da en büyük pay ilk maç ve maçın deplasmanda olması nedeniyle öncelikle gol yememe düşüncesinin ağır basmasıydı. Nitekim son dakikalara kadar sarı lacivertlilerin istediği gibi giden karşılaşma, maçın en başarılı isimlerinden Aurello’nun kaptırdığı bir top sonucu gelişen atak neticesinde Fenerbahçe için plan dışı bir sonuçla bitti. Kadıköy ekibinde gözler üzerinde olan Tümer çok gayretli olmasına karşın topları istediği gibi kullanamadı ve takıma fazla katkıda bulunamadı. Bunun dışında Deniz yine umursamazlığa yakın soğukkanlı futbolu, Serkan ve Ümit de vasatı aşamamaları ile dikkat çekti. Tuncay çalışkan ve istekli, Serdar formda, Lugano dikkatli, Aurello da golde kaptırdığı top dışında çok başarılıydı.
Beşiktaş’a gelince… Son haftaların flaş takımı yakaladığı motivasyon sayesinde artık maçlarda daha bilinçli ve soğukkanlı görünüyor. Bakıldığı zaman bundan çok değil 6-7 hafta önceki Beşiktaş ile bugünkü Beşiktaş arasında dağlar kadar fark var. Tüm bunlara ligde şampiyonluk mücadelesi verdiği Fenerbahçe’yi mağlup etme morali de eklenince siyah beyazlılar için işler gayet yolunda gidiyor. Bilinçli ya da değil ama Beşiktaş’ın son maçlardaki skorları göz önüme alındığı zaman, bu kadar az gol atıp bu kadar çok puan kazanan çok az takım vardır. Olumlu bir gözle bakıldığında bu bir sistem ve bunun mimarı da Tigana gibi görünüyor. Zira, İnönü’de dahi olsa çok kontrollü ve en az rakip kadar savunma düşüncesine sahip bir takıp ve maçın sanlarına doğru gelen golle alınan altın değerinde puanlar bu sistemin özeti. Olumsuz bir yaklaşım ise Beşiktaş’ın iyi futbol oynamadığını ve her maçtı bu şekilde götüremeyeceğini düşünebilir ama son maçlar bu iddiayı çok ama çok zayıflattı. Kanımca bu oyun anlayışının tek ve belki de en büyük sorunu ilk golün yenmesidir. Zira Beşiktaş son haftalarda aldığı üst üste galibiyetlerin hepsinde ilk golü atan taraf oldu. Eğer geriye düştükten sonra da Beşiktaş maç kazanabilirse tam anlamıyla taşlar yerine oturmuş olur. İnönü’de, Rize maçının kadrosuyla rakibi karşısına çıkan siyah beyazlılar, taraftarın da (son söz onlara gelecek) coşkusuyla bu sefer Rize maçındaki kadar hatalı ve isteksiz değil aksine dikkatli ve arzuluydular. Nobre ile iki, Delgado ile bir net pozisyon yakaladılar ve Bobo’nun golüyle de rakiplerini alt etmeyi başardılar. Richardinho sahada hiç görünmezken Delgado verdiği gol pası ile öne çıktı. Orta alanda Koray ve savunmada İbrahim iyi futbolları ile dikkat çekerken diğer futbolcular görevlerini yaptı.
Maçtan önce ve maç sırasında da devamlı dikkat çekmeye çalıştığım gibi Beşiktaş’ın en tehlikeli oyuncusu Bobo. İlk geldiğinde sıradan bir oyuncu gibi görünen ama haftalar ilerledikçe formunu katlayarak artıran Brezilyalı son haftalarda o denli başarılı oynuyor ki geçirdiği ciddi sakatlık bile performansından bir şey kaybetmesine neden olmamış. Sadece gol atmakla kalmayıp oynadığı sürece Beşiktaş’ın hemen hemen her atağının şekillenmesinde payı olan genç futbolcu, Allah korusun, sakatlık ya da başka bir talihsizlik olmadığı sürece, hem yaşının hem de futbolunun sayesinde sadece Beşiktaş’a büyük yarar sağlamakla kalmayıp, kuvvetle muhtemel büyük bir Avrupa takımına gidecek ya da en azından bu takımlar tarafından devamlı istenen bir oyuncu olacaktır. Şu an gerçekten Bobo Beşiktaş’ın en faydalı futbolcusu ve eğer rakipler Beşiktaş karşısında başarılı olmak istiyorlarsa Delgado ve Richardinho’dan ziyade birinci olarak Bobo’ya karşı önlem almalılar.
Son söz de Beşiktaş taraftarına. Maçtan önce gerek Tümer’e gerekse takım olarak Fenerbahçe’ye karşı nasıl bir tutum içinde olacakları merakla beklenen İnönü müdavimleri, tüm spor kamuoyu tarafından alkışlanacak, örnek gösterilecek ve gıpta edilecek bir şekilde, istenmeyen olaylardan uzak desteklediler takımlarını. Açık ve kapalıda yaşanan bu güzel olayların protokol tribününe de sirayet etmesi ve Fenerbahçe yönetiminin statta çok iyi ağırlanması ve aynı meslektaşlarına aynı şekilde karşılık vermesi de aslında yansıtıldığı kadar olumsuz olmayan futbolumuz için mükemmel bir gelişme oldu. Türk futbolu adına yaşanan bu güzel olayların sadece İnönü’de kalmayıp Şükrü Saraçoğlu, Ali Sami Yen, 19 Mayıs, Avni Aker, Kamil Ocak ve diğer tüm statlarda da devam etmesi sağduyulu herkesin dileğidir.
Sonuç olarak eğer ligde olsa Fenerbahçe için çok büyük kayıp olacak ancak en azından telafi şansı olduğu için sadece Beşiktaş’ın bir adım öne geçtiği karşılaşma, sürpriz kadroları, iyi futbolu ve örnek taraftar ve yönetim davranışlarıyla geride kaldı. Beşiktaş aldığı bu galibiyetle rakibine karşı avantaj yakaladı ve moralini yükseltti, Fenerbahçe ise umutlarını yitirmeden Kadıköy’e taşıdı ve belki de eksiklerini daha iyi görüp ikinci maçta daha hücuma dönük oynaması gerektiğini anladı. Önümüzdeki dört hafta içinde iki kere daha karşılaşacak iki takımdan sezon sonunda hangisinin sevinip hangisinin yıkılacağını ya da hangisinin hangi kupada güleceğini zaman gösterecek.

Hiç yorum yok: