Cuma, Nisan 27, 2007

Futbolun Özü

Fenerbahçe dün maçın doksan dakikasında rakibini mağlup etmeyi başarsa da karşılaşmanın tamamında makûs talihini yenemedi. Özellikle ikinci yarıda tamamen tek kale oynayan ve değil ilk maçtaki 1-0’dan 3-0’dan bile turu getirecek pozisyonlar yakalayan Fenerbahçe’de Kezman, Alex hatta Edu’nun dâhil olduğu gol kaçırma yarışı finale çıkan takımın adını Beşiktaş olarak belirledi.
Her ne kadar bu tip maçlarda taktik ve teknik ikinci planda kalsa da maçın gelişmesi kısaca şu şekildeydi. İlk yarıda oyun beklendiği gibi daha çok Beşiktaş yarı sahasında geçti ama iki taraf da birbirlerine bariz bir üstünlük kuramadılar. Ziko’nun Gaziantepspor maçındaki, ki muhtemelen sezon bu kurguyla tamamlanacaktır, Tümerli, Tuncaylı, Alexli ve Kezmanlı sistemine karşılık Tigana’nın öncelikle gol yememeyi planlayan oyun anlayışı ilk yarı boyunca başarısız göründüler zira ne Beşiktaş savunma yaparken rakibinin pozisyon bulmasını engelleyebildi ne de Fenerbahçe çok net pozisyonlar buldu. Ancak devre arasını iyi kullanan takım sarı lacivertliler oldu ikinci yarının başlamasından maçın normal süresinin sonuna kadar rakiplerine en ufak bir gol pozisyonu dahi vermezken dört net gol pozisyonuna girip bunlardan sadece birinde topu filelerle buluşturabildiler. Bu son vuruş eksikliğinde başrol büyük umutlarla alınan ve sezon boyunca kendisinden beklenenin ancak onda birini ortaya koyan Matea Kezman’a ait oldu.
Bu maçın diğer bir yorumu da biraz daha bilimsel ve somut ifadelerden uzak, tamamen futbol denen takıntının alışılmışın dışında bir bakış açısıyla yapılabilir. Yıllardır özellikle Kadıköy’de Beşiktaş’ın rakibine karşı üstünlük kurması ve bu maçlar içinde son dakika golleri, kalecisiz galibiyetler gibi sahalarda ender görülen hadiselerin yaşanması siyah beyazlıların sarı lacivertlilere ters gelmesi ya da onlar karşısında daha şanslı olduklarının kanıtıdır. Konuyla ilgisi yok ama örnek olması açısından Fenerbahçe’nin de Galatasaray’a karşı üstünlüğü bu şekildedir. Dünkü maçta da galibiyet için elinden geleni yapan, sahayı rakibine adeta değil tam anlamıyla dar eden, mutlak pozisyonları fazlasıyla yakalayan Fenerbahçe yıllardır olduğu gibi dün de rakibi karşısında başarıya ulaşamadı ve uzun yıllardır hasret kaldığı Türkiye Kupası’na en az bir sene daha uzak kalmış oldu.
Son sözü bu sefer daha önce hiç konuşmadığım bir konu maçın hakemi daha doğrusu hakemlik camiası için söyleyeceğim. Kaybedilen bir maçtan sonra üzgün tarafların hakemi suçlaması maalesef ülkemizde kronik bir sorun. Ancak maçlara çıkan hakemlerin de hiçbir zaman maçın önüne geçecek bir başka değişle yenilenin hakemi yenilgiye sebep göstermesini sağlayacak tavır, tutum ve davranışlar içine girmemesi gerekir. Bir buçuk sene gibi az bir süre de olsa Ankara’da birçok maçta düdük çalmış biri olarak şunu söyleyebilirim ki hakemlik düşünüldüğü kadar zor bir iş değil. Elbette saliseler içinde karar veriyorsunuz ve kararlarınız kimse tarafından beğenilmiyor ama her şey sizin önünüzde ve kimse sizden daha önce görülmemiş pozisyonlarda yorum yapıp karar vermenizi beklemiyor. Futbolun topu topu on yedi değişik kuralı var ve yapılan hakem eleştirileri en fazla altı yedi kural içindir. Böyle bir durumda fiziksel olarak yeterli ve sağlıklı düşünebilen her hakem maç içinde kendini hissettirmeden maçları yönetip işini başarıyla yapabilir. İşte burada işin püf noktası ortaya çıkıyor: “sağlıklı düşünebilen”. Ne yazık ki hakemlerimiz sağlıklı düşünemiyor. Maçtan önce yapılan açıklamamalar, maçtan sonraki hakarete varan eleştiriler, kaybeden zehir zemberek konuşurken kazananın adeta bıyık altından gülmesi ve benzeri olaylar hakemlerin maçta maçtan ziyade maçın sonunu ve ertesi günkü gazete manşetlerini düşünmesine neden oluyor ve böyle bir ortamda hakemin sağlıklı düşünmesi imkânsız hale geliyor hatta bazıları daha da ileri gidip işi kişiselleştiriyor. Bunun önlenmesinin tek yolu yanlış kararlar veren hakemin ya tüm takımlar tarafından eleştirilmesi ya da kimse tarafından eleştirilmeyip, değerlendirmenin MHK tarafından objektif olarak yapılmasıdır. Ancak ülkemizde kimse MHK’ ye güvenmediği ve yerli yersiz ve haklı haksız kendisi işleri çözmeye kalkıştığı ve komplo teorilerinin bini bir para olduğu için hakemlerin de objektif değerlendirilmesi söz konusu olmuyor. Mesela dün Selçuk Dereli’nin (aynı zamanda TFFHGD Başkanı) maçı kötü yönettiğini herhalde herkes düşünüyordur (aksini düşünen varsa zaten hiç konuşmaya gerek yok). Bu durumda sadece Fenerbahçeliler değil Beşiktaşlılar da bunu açıklasalar ortada birbirini suçlamaya neden olacak hiçbir şey kalmaz. Çünkü hakem hatası tek tek maçlarda bir takımın lehine diğerinin aleyhine olsa da genel anlamda futbolun sorunudur ve aşılması ancak tüm tarafların sadece işine geldikleri zaman değil her bariz durumda iş birliği ile ortadan kaldırılabilir. Aksi takdirde hakemliği bırakmalardan, seviyesiz tartışmalardan ve asılsız iddialardan kendimizi asla kurtaramayız ve futbolun özünü asla yakalayamayız.

Hiç yorum yok: