Perşembe, Mayıs 08, 2008

Fernando Alonso Kayserispor'a


Dün akşam Bursa’da Fortis Türkiye Kupası’nın finali oynanırken, Ali Sami Yen’de ise ünlülerimiz ile Formula yıldızlarının maçı vardı. Bursa Atatürk Stadı’ndaki kupa finali Gençlerbirliği’ne bu kupayı 3. kez müzesine götürebilme ya da Kayserispor’a bu mutluluğu ilk kez yaşamayı vaat etmesinin yanı sıra önümüzdeki yıl UEFA Kupası’na doğrudan katılma hakkı gibi müthiş bir olanak sağlıyordu. İstanbul’daki dostluk maçında ise amaç –her ne kadar Tanju işi her zamanki gibi fazla ciddiye alsa da- öncelikle hayır kurumlarına katkıda bulunmak ve tabi ki eğlenmekti. Sonuçta bu maçların “ciddi”si uzatmalar da dâhil 0–0, “sulu”su ise 8–3 Formula yıldızlarının üstünlüğü ile sona erdi ve bizim kupa finalimizde başta Fernando Alonso olmak üzere Luizzi ya da Fisichella’nın performansına yaklaşan bir futbolcunun olmadığı akıllara gelmedi değil.
İşin şakası bir tarafa, finale gelme başarısına nail olmuş iki takımımızın ortaya koydukları performans beklentilerin çok ama çok altında kaldı. Elbette Mesut Bakkal’ın savunmaya dönük oyunu çerçevesinde Mehmet Topuz’u El Saka, Cangele’yi de Ali Turan ile etkisiz hale getirmesi ve golü diğer maçlarda olduğu gibi Kahe ve Isaac’in ani çıkışlarından beklemesi oyunun pozisyonsuz sürmesinde başrolü oynadı ama tek düzeliğin ana nedeni bu tip finallere alışık olmayan iki ekibin kontrollü futbolu bir an için bırakmak istememeleriydi. Bu şartlar altında maçın normal süresinin ve uzatmaların golsüz geçmesi bir tarafa bir o kadar süre daha olsa o süre zarfında da gol olacak gibi görünmedi.
Aslında bu sezon, Sivasspor’un büyüklere kafa tutan performansından sonra Fortis Türkiye Kupası’nın da Anadolu sınırlarında kalması futbolumuz için çok olumlu gelişmeler ve futbolumuz gelişecekse bu ancak bu şekilde olabilir ancak kendilerinden çok şey beklenen G.Birliği, Kayserispor, Ankaragücü, Bursaspor ve Gaziantepspor’un bu beklentileri karşılamak adına daha çok mücadele etmeleri gerekiyor.
Son söz olarak gerek kadro istikrarı gerekse bu sezonki performansı dikkate alındığında Kayserispor’un olası UEFA başarısının diğer finalist Gençlerbirliği’nden daha fazla olduğunu belirtmek gerekir.

Çılgın Periç


Dünkü karşılaşmanın tamamında ama özellikle penaltı atışları sırasında Gençlerbirliği’nin Sırp asıllı Şilili kalecisinin kimilerine göre sempatik kimilerine göre de itici hareketleri dikkatlerden kaçmadı. Penaltı atışlarından önce kale direklerine asılan, atışı kullanacak futbolcuyla hakemin yanına giden ya da rakibin çorapları ile uğraşan 29 yaşındaki kalecinin lakabının neden “çılgın” olduğu dün akşam daha net anlaşıldı. Futbol oyun kuralları ve centilmenlik sınırları dâhilinde yapılan tüm renkli hareketlerin bu görsel şöleni zenginleştirdiğini kabul etmek gerekir.

Pazartesi, Nisan 28, 2008

2+2=?


Bugünkü derbi mücadelesinde maçın vasat geçeceği ve maçta az gol pozisyonu olacağı az çok bekleniyordu ancak böylesine silik bir Fenerbahçe’yi eminim kimse tahmin edememişti. Maçın başladığı andan uzatmaların son saniyesine kadar bırakın şampiyonluğu adeta bir angarya maça çıkmışçasına isteksiz, yorgun ve motivasyonsuz görünen Fenerbahçeli futbolcular karşısında rakip meslektaşları galip gelmekte hiç zorlanmadı.
Galatasaray’ın golünde Volkan’ın birebir bireysel hatası olsa da bugünkü mağlubiyeti Volkan’ın hatasına bağlamak takımın Gökhan ve Kezman dışındaki tüm oyuncularının sahadaki yokluklarını göz ardı etmek anlamına gelir ki bu durum yapılabilecek en büyük yanlışlardan biridir. Zira maçın her anında psikolojik durum dışında bir zorluk yaşamayan sarı kırmızılılar öyle ya da böyle golü bulacağının sinyallerini maçın ilk dakikalarından itibaren vermeye başlamıştı.
Maçtan önce futbolun doğruları adına favorinin Fenerbahçe olduğunu söylemek hiç de yanlış değildi tıpkı bugünkü gibi sonuçların futbolun neden milyarlarca insan tarafından sevildiğinin nedenlerinden biri olduğunu söylemek gibi. Aldığı galibiyetle Galatasaray’ın yabancılarından faydalanamamasına, sezon içinde kadro istikrarını bir türlü yakalayamamasına, yönetimle ilgili problemleri olmasına hatta son haftalarda maçlara teknik direktörsüz çıkmasına karşın son iki haftaya rakibinin 3 puan önünde girmesi futbolda her zaman 2+2’nin 4 olmadığının çok açık bir kanıtıydı aslında.
Son iki haftasına girilen Turkcell Süper Lig’de Galatasaray’ın her türlü zorluğa karşın en yakın rakibinden 3 puan önde olması kesinlikle ayakta alkışlanacak bir başarı iken Fenerbahçe için itiraz edilmesi gereken nokta, bugün alınan Galatasaray mağlubiyeti değil İBB, Ç.Rizespor ya da Bursaspor gibi karşılaşmalarda yaşanan puan kayıpları olmalıdır. Zira Ali Sami Yen Stadı’nda Galatasaray’a karşı kaybetmek kadar doğal bir puan kaybı olamaz ama diğer maçlardaki sürpriz puan kayıpları Fenerbahçe’nin asla kabullenmemesi gereken neticelerdir.

Futbolun Şifresi

24 Mart günü Galatasaray-Denizlispor maçından sonra bu seneki şampiyonluk favorimin Galatasaray olduğunu söylemiş bunu da maçlarda son dakikada gelen galibiyet gollerinin 3 puandan çok daha önemli olduğu ile açıklamıştım. (http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=100028) Bu tarihten sonra Galatasaray’ın yine son dakikalarda attığı golle Gençlerbirliği’ni mağlup etmesine ve geçen hafta da Fenerbahçe’nin 90+5’te yediği golle Ankara’da çok önemli 2 puanı bırakmasına şahit olduk ki bu olaylar da bu teoriyi çok güçlendirdi.

İnce Hesaplar

Bugün Galatasaray aldığı galibiyetle şampiyonluk için müthiş bir avantaj yakaladı ve kalan 2 maçtan 4 puan çıkarması sarı kırmızılıların mutlu sona erişmesi için yeterli olacak ancak buradaki bir ince hesabı da dikkate almak gerekir. Zira ilk maçı 2-0 kazanan Fenerbahçe olası bir puan eşitliği durumunda ikili averajdaki üstünlüğü nedeniyle rakibinin önüne geçeceğinden çok zayıf bir olasılık olsa da bugün rakibini çok kötü bir gününde yakalayan Galatasaray’ın kendisini müthiş mutlu eden 1-0’lık galibiyeti sezon sonunda sarı kırmızılıların çok üzülmesine de neden olabilir.

Pazar, Mart 30, 2008

Tecilli Başarı


Son iki senede Fenerbahçe derbi maçlarında hiç yenilgi almadı hatta oynadığı yedi maçın altısını kazanıp sadece birinde berabere kalarak müthiş bir grafik çizdi. Bu başarı, sarı lacivertlilerin aynı başarıyı küçük maçlarda gösterememesi nedeniyle, bazılarını şaşırtsa da bunların üst üste alınmış galibiyetler olduğu düşünüldü ve Ziko bu başarılar için bolca takdir topladı ama bu galibiyetlerin nedeni pek de araştırılmadı. Ancak söz konusu başarı bugünkü İnönü galibiyeti ile tescillenince bunun artık bir tesadüf olmadığı su götürmez bir gerçek oldu.
Aslında Fenerbahçe’nin derbi başarıların nedeni çok açık öncelikle kadronun rakiplerine oranla bir basamak daha iyi olması ve kadro istikrarı nedeniyle oyuncuların yakaladığı uyum.
Bugün Fenerbahçe’nin oturmuş ve Daum’dan bu yana hemen hemen aynı sistemi oynamaya alışmış kadrosu hem teknik adam hem futbolcu hem de sistem olarak büyük değişiklikler gösteren rakip takımlara karşı her maçta üstün bir performans sergiliyor. Bu başarının diğer lig maçlarında yakalanamamasının nedeni ise tamamen sarı lacivertlilerin konsantre sorunlarından kaynaklanıyor. Deplasmanda kazanılan Sivasspor maçı, ilk yarıdaki Galatasaray galibiyeti ve en son bugünkü ligdeki belki de en zor deplasmanlardan olan İnönü’de kazanılan üç puan bunun en büyük kanıtları. Kısaca Fenerbahçe rakibi kadar konsantre olduğu maçları sisteminin oturmuşluğu ve oyuncularının becerisi sayesinde kazanmayı başarıyor.
Bugünkü maçta maçın başlamasından 11 dakika sonra golü bulan sarı lacivertliler Beşiktaş’ın beraberlik golünün sadece 6 dakika ardında da galibiyet golünü atarak maçın 73 dakikasını önde götürmeyi başardı. Bu istatistikler Fenerbahçe’nin ihtiyaç duyduğu anlarda normalden daha iyi bir performans gösterdiğinin açık bir kanıtı ve bunun İnönü gibi bir deplasmanda da yapılabilmesi sarı lacivertliler adına çok önemli bir artı.
Derbilerin artık uzmanı denilebilecek Ziko aslında maç içerisinde Uğur-Semih değişikliği ile maçı riske atsa da ilk golün sahibi Alex Semih’in müthiş pası ile golü atarak hem takımını hem de hocasını kurtarmış oldu. Zira önde götürdüğü maçta çift forvete dönme yersizliği ve sol kanadın boşalmasıyla oranın rakip tarafından çokça kullanılıp bir de o kanattan gol yenmesi Ziko adına çok olumsuz gelişmelerdi. Ancak Alex’in mükemmelliği yanı sıra Deivid’in yokluğunda forma giyen Kazım’ın müthiş performansı, Volkan ve Semih’ın başarılı oyunu ile Aurello, Lugano, Edu ile girdikten sonra Ali Bilgin’in vasatın üzerindeki performansları Fenerbahçe’nin galibiyeti için yeterli oldu.
Son iki haftayı puansız kapatan Beşiktaş’ta aslında Sağlam’ın rakibi için savunma anlamında özel bir önlem almayıp Delgado, Nobre, Tello ve Holosko ile öncelikle hücumu düşündüğünü, Cisse’nin savunmaya yardım etmemesi ve savunmanın da her maçta olduğu gibi bireysel hatalar yapması nedeniyle rakibin pozisyonlar bulduğunu gördük. Ayrıca mücadelesi ile ünlü siyah beyazlıların 2-1 geriye düştükten sonra üstelik kendi evinde rakibi üzerinde en ufak bir baskı kuramaması takım adına çok olumsuz bir gelişme oldu.
Neticede Fenerbahçe bugün İnönü’den üç puan alarak hem zorlu maçların takımı olduğunu kanıtladı hem de şampiyonluk yarışında rakibi ile arsındaki farkı açmış oldu. Dileğimiz bu başarının Chelsea önünde de sürdürülmesi.

Pazar, Mart 16, 2008

Şapakan Ne Çıkacak?


Sadece Fenerbahçe için değil futbolumuz için tarihi kura bugün çekiliyor ve Fenerbahçe’nin çeyrek finaldeki rakibi bugün belli oluyor. Her ne kadar sarı lacivertlilerin şu ana kadar yakaladıkları başarı tam anlamıyla bir gurur kaynağı olsa ve hatta başkan Yıldırım’ın açıklamalarına göre kulüp bu sene hedeflediği noktaya gelse de hazır böyle güzel bir hava ve bilinirlik yakalanmışken herkesin aklına neden daha ilerisi olmasın sorusu ister istemez geliyor.
Fenerbahçe’nin yarı final şansı elbette hem kendi performansına hem de rakibe bağlı. Ancak sarı lacivertlilerin son 2 yıldır Avrupa’da genel bir standartla ve kendine has futboluyla mücadele ettiğini göz önüne alırsak turu geçmek için asıl önemli olanın rakip olduğu ortaya çıkıyor. Fenerbahçe’nin savunma öncelikli ama gol atmaya da bir o kadar yatkın, orta saha ağırlıklı ve savunmaya dönük orta sahası etkili yapısı için en uygun rakipler hücum hattından ziyade savunmasında zaaflar olan takımlardır.
Bugün çekilecek kurada 7 olası rakip var ve bu rakipler gerek oyun anlayışları gerekse kadro yapıları düşünüldüğünde 3 gruba ayrılabilir.
İlk grup, bu gruptan herhangi bir takım çıktığı takdirde Fenerbahçe’nin işinin olanaksıza yakın zor olduğu ve Barcelona ile Arsenal’den oluşan grup. Bu iki takımın da zor gol yiyen (Barcelona sizi yanıltmasın grup maçlarında sadece 3 gol yediler), gol bulmakta da zorlanmayan ve neredeyse tamamı herkes tarafından bilinen yıldızlardan oluşan kadroları Fenerbahçe’nin elinden geleni ortaya koyan ve bırakın performanslarını sahaya yansıtmayı performanslarının üzerine çıkan oyuncularımızın elini kolunu bağlayabilir.
İkinci gruptaki takımlar karşısında Fenerbahçe’nin işi yine zor olacaktır ve bu takımların elenmesi için rakibin kötü gününde olması hepimizi çok sevindirir. Bu gruptaki iki İngiliz Manchester ve Chelsea ile eşleşecek olursak Manchester ile adadaki Chelsea ile ise Kadıköy’deki maçlar Fenerbahçe için zor geçecek ve yarı final şansımızı belirleyecektir. Bu iki takımın da kadroları elbette ligimize oranla çok üst düzey ve ilk 11 değil 18 kişilik kadrodaki tüm oyuncular büyük takımlarımız tarafından kapışılır ancak iki takımın da durdurulabildiği zaman -ki rakibi durdurmak Fenerbahçe’nin önemli özelliklerinden biri- etkisiz maçlar çıkardıklarına hem ŞL hem de ligde bu sene birçok maçta şahit olduk. Dolayısıyla bu takımlara karşı da şansımız az olmakla birlikte dikkatli ve bundan önceki maçlarda olduğu gibi soğukkanlı bir oyun bu şansımızı çok artırabilir.
Son gruptaki takımlar karşısında Fenerbahçe’nin şansı diğerlerinden çok daha fazla. Her şeyden önce genel istek olan Schalke’yi değerlendirmek lazım. Elbette gerek kadro gerekse performans açısından diğer takımların iştahını kabartan Alman ekibi Fenerbahçe için de güzel bir eşleşme olabilir ama Fenerbahçe gibi kendinden güçlü takımları yenen ekipler için oyunun yanı sıra motivasyonun da çok etkili olduğu düşüncesinden yola çıkarak bu eşleşmenin Fenerbahçeli futbolcuları yeteri kadar kamçılayamaması riski var. Başka bir deyişle Fenerbahçe kiminle eşleşirse eşleşsin rakip takım favori gösterilecek ama Schalke karşısında şansların eşit hatta sarı lacivertlilerin favori olması gibi bir durum ortaya çıkabilir ki bu Sevilla zaferinin şifresi olan motivasyonu ortadan kaldırabilir. Geriye kalan takımların Liverpool ve Roma olması kimseyi yanıltmasın tabi ki bu takımlar da her açıdan Fenerbahçe’den iyi takımlar ancak başta da belirttiğim gibi savunmalarında zaman zaman zorluklar yaşayan ve diğerlerine oranla daha çok gol yiyen bu takımlar Fenerbahçe’nin yapısı düşünüldüğünde uygun kuralar olabilir.
Sonuçta Fenerbahçe’nin yakaladığı başarılar ile gururlanmaya, futbolumuzu yeryüzündeki en büyük arenada tanıtmaya, kendimizi kabul ettirmeye devam etmek için sarı lacivertlilerin performansından ziyade rakibin kim olduğu ve nasıl oynayacağı önemli. Dileğimiz en hayırlı kura ile bu başarının daim olması.

Çarşamba, Mart 05, 2008

Kifayetsiz Kelimeler


Herkesin kullandığı klişe “tarih yazıldı” sözü o kadar iyi özetliyorki bugünkü durumu. Tam anlamıyla bir futbol cehennemi stadyum, karşıda son iki UEFA kupası şampiyonu olmasının yanı sıra Avrupa’nın belki de en etkili hücum hattına sahip takımı, ilk dakikalarda Selçuk ve Gökhan gibi iki kilit oyuncunun sarı kart görmesi ve maça 2-0 geride başlamışçasına yenen iki erken gol. Tüm bunlar alt alta koyulduğunda Fenerbahçemizin turu geçmesi başarının ötesinde bir zafer, bir fetih adeta bir diriliştir.
Maçtan önce herkesin kafasında bir “acaba” ya da “neden olmasın” düşüncesi dönüp dolaşırken büyük çoğunluk bu maçın bizim için yolun sonu olduğu fikrinde birleşiyordu. Devamlı Sevilla’nın etkili futbolundan bahsediliyor ama Fenerbahçe’nin Avrupa’da bambaşka bir takım olarak mücadele ettiği zaman zaman unutuluyordu. Rakibin etkili silahları Alves, Kanute, Navas ya da Capel’in müthiş performansı her açıdan analiz ediliyor ama Uğur, Gökhan, Deivid ya da Aurello nedense unutuluyordu. İşte bu gece sahadaki 11 futbolcu bugün hem kendilerinin hem Fenerbahçe’nin hem de Türk futbolunun gücünü en açık, en etkili ve en güçlü şekilde göstermeyi başardı ve kelimelerin tanımlamada yetersiz kaldığı bir başarı elde ettiler İspanya’da.
Bugünkü muhteşem zaferi Fenerbahçe’ye getiren en büyük etken rakibin yumuşak karnı olan duran top savunmalarını çok iyi değerlendirmek ve skor ne olursa olsu disiplini elden bırakmadan çok ve isabetli pasla yapmak oldu. Diğer taraftan maçın son anlara kadar 3-1 devam etmesi de Fenerbahçe’nin işini kolaylaştırdı zira ikinci yarının başında sarı lacivertliler bir gol bulsa Sevilla mutlaka çok adamla yüklenecek ve muhtemelen de tüm umutlarımızı solduracak golü bulacaktı. Ancak ikinci golümüz maçın son anlarında gelince bu skoru değiştirmek için çok da şansları olmadı ve bu dakikadan sonra paniğe kapılan Avrupa’nın yeni prensi değil tecrübeli ev sahibi takımdı.
Bu maçların en önemli özelliği tek maçlık performansların büyük önem taşımasından dolayı aralarında uzun vadede çok büyük fark olacak takımların birbirleriyle başabaş mücadele edebilmeleridir. Bugün Sevilla ve Fenerbahçe’yi herhangi bir lige koyslar muthemelen sezon sonunda Sevilla açık ara önde olur. Ancak bu maçlardaki başta Uğur olmak üzere Gökhan, Alex, Deivid ve Aurello’nun üstün performansları takımlarımıza tarih başarıları getirmiştir.
Neticede mütevazı kadrosuna karşın Fenerbahçe, Avrupa’nın son sekiz takımı arasına girerek hem kendisi hem de ülkemiz adına müthiş bir iş yapmış ve bundan sonra hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktır. Hafta sonu Manisaspor’un karşısınna bir “Avrupa çeyrek finalisti” çıkacak, Avrupa’da rakip kim olursa olsun Fenerbehçe için deplasmanda Sevilla’dan 2-0’dan çevrilen maç düşünülecektir ki Avrupa’da başarı için güzel oynamak kadar rakibin size saygı duymasını da sağlamak önemlidir.

Pazar, Mart 02, 2008

Motivasyon İşi

İnönü’nün müthiş atmosferi, Ertuğrul Sağlam’ın iki büyük rakibine oranla heyecanı, Beşiktaş’ın yükselen grafiği ve en önemlisi 137 haftalık liderlik hasreti Beşiktaş’ın bu maçtaki büyük motivasyon kaynaklarıydı ve nitekim siyah beyazlılar ezeli rakiplerini mağlup ederek ligin zirvesine yerleşmeyi başardı.
Ertuğrul Sağlam’ın görev başına geldiğinden beri belki de en önemli maçıydı bugünkü karşılaşma ve genç teknik adam, eksiklerine karşın sahadan galip ayrılmayı başardı ve hem takımının özgüvenini hem de kendine güvenini arttırdı. Galatasaray’ın son maçlarda icat ettiği şişirme toplar ev sahibini fazla zorlamasa da Rüştü’den Nobre’ye her futbolcunun gözünden okunan inanç bugün Beşiktaş’ı üç puana götüren temel etkendi. Savunmada Baki, ortada Tello ve ileride Holosko zaman zaman hata yapsa da takım olarak rakibini iyi analiz etmiş olan ve maçın öneminin bilincinde olan siyah beyazlılar girdikleri gol pozisyonları kadar rakiplerine gol şansı vermemeleriyle de dikkat çekti.
Hafta içinde kupa mücadelesinden moralli ama yorgun çıkan Galatasaray onbirini bugün de İnönü’de izledik. Bundan 3-4 hafta önce sarı kırmızılıların kadro zenginliğinden hatta iki kadro oluşturup iki takımın da başarılı olabileceğinden konuşurken, bugün Bay Arena’dan İnönü’ye Fenerbahçe’den, Kasımpaşa’ya kadar her maçta aynı futbolcuların oynaması Kalli’nin takımına ihanetinden başka değil. Kadıköy’de Fenerbahçe karşısında iyi mücadele eden 11 “yerli” futbolcu o zamanlar için bir gurur kaynağıyken şimdilerde herkesin kafasında bir soru işareti. Beşiktaş karşısına sadece bir yabancıyla çıkan ve sonrasında da Nonda ve Barusso ile bu sayıyı üçe çıkaran Feldkamp’a birilerinin bu yabancıların neden transfer edildiğini ve rakipler bir yabancı daha oynatabilmek için bin dereden su getirirken kendisinin böyle bir haktan neden faydalanmadığını sormak gerekir. Son haftalarda olaylı Fenerbahçe maçı haricinde büyük bir düşüş içinde olan sarı kırmızılıların sahip olduğu kadroyu, taşlarla fazla oynamadan, daha faydalı kullanması başta Kayserispor maçı olmak üzere bundan sonraki maçlarda çıkış yakalamak için çok ama çok önemli.
Bu hafta liderin değiştiği ve puan cetvelindeki duruma bakılırsa kalan sürede de her hafta değişmesi muhtemel olan ligde son haftalara nefes nefese girileceği kesin ve mutlu son bu sene belki de hiç olmadığı kadar zor olacak.

Yan Etkiler

Hafta içinde Fenerbahçe’nin sadece kupadan elenmediğini, maçın gerginliğinden ve cezalarından dolayı bu haftaki Ankaragücü maçının da tehlikeye girdiğini düşünmüştük. Nitekim Ankara’daki 90 dakika sonunda galibiyeti kaçıran takım şampiyonluğa oynayan değil ev sahibi sarı lacivertlilerdi.
Fenerbahçe, çeşitli nedenlerden dolayı birçok futbolcudan yoksun gittiği Ankara’da, zaten kendi sahasında iyi mücadele eden renktaşı karşısında çok etkisiz oldu ve burada puan kaybı bir ölçüye kadar kabul edilebilirdi ancak tek bir net gol pozisyonuna girilememesi noktasında özellikle Ziko’nun uzun uzun düşünmesi gerekir.
Fenerbahçe’de kafaların Salı günü oynanacak tarihi maçta olması elbette bir mazeret ve her ne kadar profesyonel futbolcuların her maçı kendi içinde düşünmesi gerekse de, salı günü oynanacak maçın belki de tarihin en önemli maçı olması bu mazereti kuvvetlendirse de en azından oynayan yedek ağırlıklı kadronun bu maçta görevlerini çok daha dikkatle yerine getirmesi gerekirdi.
Ziko’nun puan kayıplarından sonra eleştirilme noktası artık çok bariz: devamlı aynı sistemle oynamak. Bu durumun en kötü yanlarından biri rakip teknik direktörün yapacaklarınızı harfi harfine tahmin ediyor olması. Elbette müthiş formda ve istekli, Alex, Kezman, Deivid ve diğerleri olursa rakip nasıl oynayacağınızı bilse de size karşı koyamaz ancak bu futbolcuların vasatı aşamadığı maçlarda takım olarak Fenerbahçe’nin çok zorlandığına bu sezon ziyadesiyle şahit olduk.
Bu puan kaybı, net pozisyonların Ankaragücü tarafından yakalanması ve Fenerbahçe’nin en iyisinin kaleci Serdar olması dikkate alındığında bir ölçüde kabul edilebilir ama salı günü oynanacak maçta Fenerbahçe’nin tepeden tırnağa bambaşka bir görünüme ve morale sahip olması ve o maçın önemine paralel bir oyun sergilemesi ülkemiz için büyük önem taşıyor.

Perşembe, Şubat 28, 2008

Hırsızı Öldüren Polis

Heyecanlı bir derbi geride kalırken maalesef yine futbol dışı olaylar hafızalara kazındı. Ne tur atlayan Galatasaray ne de kaybeden Fenerbahçe geride kalan 90 dakikadan huzurlu ayrılabildi. Maçlardan sonra hakem üzerinden yorum yapmak dünyanın en kolay, en gereksiz ve yorum yapana en çok zarar veren işidir. Ne yazık ki ülkemizde bu “hakem edebiyatı” sıklıkla yapılıyor ve yine ne yazık ki böyle konuşulan maçların ekseriyeti ortadaki başarısızlığın hiç bir kötü niyeti olmayan hakeme yüklenmesinden başka bir şey olmuyor. Ancak bu genelin dışında bazı maçlar da var ki bu maçlarda hakem sanki “maçtan sonra sedece beni ve kararlarımı konuşun” dercesine bırakın FIFA oyun kurallarını ve sirkülerlerini iki takıma da “artık bu kadar olmaz” dedirtecek şekilde bir maç yönetebiliyor. Nitekim bugünkü karşılaşma bu ender görülen maçlardan biriydi ve karşılaşma sona erdikten sonra ne oyun, ne sistemler, ne goller ne de performanslar konuşabilindi ilk planda, çünkü ilk plan çoktan dolmuştu maçın hakemi ile.
Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir galibiyetin nasıl geldiği Galatasaray’ın başarısını asla gölgelemez. Zira kimse sarı kırmızılıların rakibi 11 kişiyken de onları yenemeyeceğini savunamaz ama maalesef bu maçın teknik ve taktiksel yorumlamasından önce Cüneyt Çakır’ın analiz edilmesi gerekir. Cüneyt Çakır’ın art niyetli olduğuna asla ihtimal vermem. Bu şu demek oluyor ki Fenerbahçeli futbolcuların yaptığı hareketleri sarı kırmızılılar yapmış olsa kararlar yine aynı olur bu sefer Galatasary maçı 8 kişi tamalamak durumunda olurdu ancak bu hakemin genel olarak düşüncelerisi ve kararları maalesef maçın önüne geçmiştir.
Bu maçı hiç izlemeyen birine maçta 11 sarı 4 de kırmızı kart çıktı deseniz muhtemelen size “maçta kan gövdeyi götürmüş olmalı” der. Ancak bakıldığı zaman Volkan’ın tekmesi ve Lugano ile Gökhan’ın faulleri dışında rakibe yönelik hiç bir hareket yok zira diğer bütün kartlar itirazdan ve diğer içinde rakibin olmadığı pozisyonlardan kaynaklanıyor. Teşbihde hata olmaz ama hakem bir yerde sahanın polisidir. Tıpkı sokaktaki polis gibi hakem de sahada eşitliği ve adaleti korumak için bulunur ve yine polislerin olduğu gibi gerektiği takdirde kullanması için oyun kuralları hakeme iki silah vermiştir: sarı ve kırmızı kartlar. Bu kartlar hakemin saha içindeki otoritesini korumaya ve gerekirse güçlendirmeye yönelik en büyük yardımcılarıdır. Ancak nasıl bir polis, hırsız bile olsa bir adamı kafasına göre öldüremezse hakem de oyunculara bu kartları istediği gibi rahat gösteremez. Onun içindir ki FIFA devamlı suretle hakemleri şu şekilde uyarmaktadır: “otoritenizin sarsılmasına asla izin vermeyin ama oyuncuları atmak değil sahada tutmak önemlidir.” Gerçekten de oyuncuların, yüzdeyüz haklı bile olsanız, oyundan atılmasının sahadaki oyunu nasıl çirkinleştirdiği ortadayken bu kartların neredeyse hiç birisinin ciddi faul sebebiyle olmamış olması maçın hakemi için çok büyük talihsizlik. Burada genç ama umut veren hakemimizin otoritesi ve kakarlarındaki cesaretle adından övgüyle söz ettirmek istemesini ama ne yazık ki bu işi eline yüzüne bulaştırmasını görüyoruz.
Sonuç olarak bugün kazanan Galatasaray oldu ve sarı kırmızılılar iki maç sonunda rakibine üstünlük sağlayarak yarı finale yükseldi. Galatasaray bu başarıyı rakibi 11 kişi oynasa da başarabilirdi belki ya da kendisi 9 kişi kalsa da; ama yukarıda bahsettiğim nedenlerden dolayı maalesef Hakan’ın golü ya da Gökhan’ın müthiş şutu ancak dördüncü, beşinci planda üzerinde düşünülecek konular olacak.
Hakem hakkında konuşulmasına prim veren bu tip yönetimlerin tekrar yaşanmaması, bugüne kadar olduğu gibi hakem kararlarının artık arkasına saklanılacak bir savunma mekanizmasi olmaktan çıkması ve hakemlerimizin suçluları öldürmek yerine onlara otoritelerini başka yollarla sağlayan polisler gibi davranması, temiz ve ilerlemiş futbolumuz için en büyük dileklerdir.
Son söz olarak sarı lacivertliler için bu talihsiz maçın sonrası da büyük önem taşıyor. Bugünden itibaren yapılan ve yapılmayan açıklamalar, kısacası Fenerbahçe yönetiminin olaya bakışı Fenerbahçe’nin bu zorlu haftalarını birebir etkileyecektir. Bu nedenle ligde ve özellikle Şampiyonlar Ligi’nde çok önemli maçları olan sarı lacivertlilerde taraftarından yöneticisine kadar herkesin yarından itibaren bu maçı her şeyiyle unutup sıradaki maçlara konsantre olması gerekir aksi takdirde geçmişe bakıldığında bu tip hakem hatalarının arkasına sığınanların –en son örnek Beşiktaş’tır- gerçeklik ekseninden ne derece uzaklaştıkları ve gerçeklik noktasına ne denli ağır darbelerle tekrar geldikleri ortadadır.

Perşembe, Şubat 21, 2008

Galibiyet Ötesi

Şükrü Saraçoğlu son maçlarda şampiyonları eli boş göndermesiylr meşhur oldu! Inter, PSV, CSKA’dan sonra yine bir Avrupa şampiyonu İstanbul’dan eli boş ayrıldı bu akşam. Sadece Fenerbahçe için değil Türk futbolu için tarihi olan bu gecede Fenerbahçe 2 gol yese de rakibini mağlup etmeyi başararak en azından galibiyetle gitme avantajını yakaladı İspanya’ya.
Sevilla’nın ne denli güçlü olduğu, gole ne kadar yakın olduğu bugün ayan beyan ortadaydı ama aynı zamanda kuralar çekildikten beri üzerinde durduğum aynı oranda savunma zaafları da gözden kaçmadı. Rakibin ne kadar hareketli olduğunu Roberto Carlos, Uğur, Selçuk, Wederson, Kezman hatta Alex’in gördüğü sarı kartlar söze hiç gerek bırakmadan açıklıyor. Maç öncesi bu süratli ve birbirlerine uyumları üst seviyede oyunculardan oluşan kadronun yapabilecekleri enine boyuna tartışıldı ama nedense Uğur’un, Gökhan’ın, Wederson’un yapabilecekleri üzerinde durulmadı hiç ama ne garip ki maç öncesinde de belirttiğim gibi bu rehavetten uzak durum Fenerbahçe için en büyük avantajdı.
Semih’in golünün değeri muhtemelen rövaşta çok daha iyi anlaşılacak. Zira bugün buradan
2-2’lik skorla ayrılmak hemen hemen Sevilla’ya turistik gezi yapmakla aynı anlama gelecekti. Ancak alınan galibiyet hem futbolcuların öz güvenine müthişbir katkı yapacak hem de beraberlik tur için yeterli olduğundan Ziko’ya hamle şansı verecektir.
Bugün maçtan sonra bazı yorumcular hala Fenerbahçe’nin aksayan bazı yönlerini konuşuyorsa bu Fenerbahçe’nin nereden nereye geldiğinin en güzel kanıtıdır. Her dakika değil her saniye gol kokan bir takımı mağlup etmeyi başaran sarı lacivertlilerin neden daha farklı kazanamadığı mütalaa ediliyorsa buna ancak sevinmek gerekir.
Sonuçta Sevilla’nın durdurulması zor ama durdurulduğunda etkisini nispeten kaybeden, Fenerbahçe’nin de öncelikle durdurma işini iyi yapan ve yine gole yatkın bir takım olmasından dolayı temsilcimizi başından beri bu eşleşmede daha şanslı görüyorum. Umarım her şey düşündüğümüz gibi gider ve tarih yazılmaya ve okunmaya devam eder.

Çarşamba, Şubat 20, 2008

Sözün Bittiği Yer

Hemen hemen her Avrupa maçından önce kullandığımız bir ifade var: “tarihi bir karşılaşma”... İşte gerekli gereksiz kullanılan bu söz bugün tam anlamıyla yerini buluyor ve açıkçası Fenerbahçe-Sevilla maçını anlatmak için bire bir.
Aslında Avrupa karnesi hiç de iyi olmayan ama son yıllarda elde ettiği sonuçlarla kendine bu kulvarda bir yer edinmeye çalışan Fenerbahçe’nin özellikle bu seneki devler ligi performansı sadece Türk takımları değil tüm üst düzey takımlar tarafından da yakalanması zor bir başarıydı. İkinci tur kuraları çekilirken geçmişi itibariyle, diğer 15 takıma oranla daha mütevazı olan temsilcimiz, İspanyol Sevilla ile eşleşince yorumlar, analizler, istatistikler birbirini kovaladı ve sonunda zaman ve mekân bu iki takımı karşı karşıya getirecek, bizim için tarihi, Sevilla için sadece önemli tarihte, kesişme noktasına ulaştı.
Kuralar çekildiğinde Sevilla’nın ne denli zorlu bir ekip olduğu herkes tarafından açıklandı, hatta taraflı tarafsız bazı kişiler tarafından Fenerbahçe’ye şans dahi tanınmadı. Elbette rakibin özellikle kanatlardaki ve genel anlamda hücum hattındaki etkili silahları herkesi bu şekilde bir düşünceye sevk edebilir ancak iki takım tüm yönleriyle teraziye konulduğunda ortaya hiç de düşünüldüğü gibi bir tablo çıkmamaktadır.
Açıkçası Fenerbahçe’nin Sevilla karşısında en az rakibi kadar şansı olduğunu düşünüyorum, hatta bir adım daha ileri gidersek genel kanının aksine Sevilla’nın olası 8 takım içinde yapı itibariyle Fenerbahçe’ye en uygun ekip olduğu kanısındayım. Bu düşüncemin temel nedeni Fenerbahçe’nin sahada çağdaş futbolda öne çıkan savunma önceliği ile mücadele etmesidir. Bu açıdan rakip Sevilla’nın bol hücumlu sistemi ne kadar tehlikeli silahlara sahip olursa olsun eski yöntem bir anlayış ve her zaman zorlanmaya meyilli. Sarı lacivertlilerin bu seneki Avrupa maçları göz önüne alındığında bu maçlarda yakalanan başarının temelinde öncelikle rakibi durdurmak daha sonra yakalanan pozisyonları değerlendirmek yattığı hemen fark edilecektir. Sevilla’nın savunmasının –evet hücuma çok iyi destek veriyorlar ama- sadece savunma anlamında ortalama bir Avrupa takımı savunmasından daha zayıf olduğunu söylersek yanlış olmaz. Dolayısıyla Fenerbahçe diğer maçlarda olduğu gibi (deplasmandaki İnter maçı hariç) bugün de oyna hükmedebilir, rakibinin hızını kesebilir ve savunma arkasına atılan toplara imkan vermezse büyük bir başarıya imza atacaktır.
Sevilla’nın formda iki forvetinin yanı sıra sağ ve sol kanat oyuncularının kaleye paralel kestiği toplar rakipler için çok tehlikeli oluyor. Burada da en güvenilir nokta hiç şüphesin bize göre sol rakibe göre sağ kanatta oynayan, bu işlerin piri Roberto Carlos. Sağ tarafta ise Gökhan aşağı yukarı yaşıtı olan Navas ile kıran kırana bir mücadeleye girecek ve gerekli motivasyonla rakibinden aşağı kalacağını tahmin etmiyorum.
Sonuç olarak bu eşleşme nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın Fenerbahçe’nin büyük bir mesafe kat ettiği aşikar ve inanıyorum ki olduğundan fazla gösterilen İspanyol rakibi karşısında sarı lacivertliler üstün bir oyun sergileyecek ve rakibini elemeyi başaracak. Unutmadan, oluşturulan objektif görünümlü olumsuz hava belki de en büyük avantajımızdır.

Salı, Şubat 12, 2008

Rico Paşa Terlemesin

Devre arasında gönderilen Burak ve İbrahim Akın yeni takımlarında gollerine devam ededursun, takıma yeni katılan Holosko ve Schildenfeld de geride kalan dört haftada siyah beyazlıların tatsız tuzsuz oyununu lezzetlendirmeye yetmedi.
Mutlaka Kayseri ligdeki her takım için çok zor bir deplasman ve sarı kırmızılılar bu sene o stada mağlup olmadıkları gibi Fenerbahçe ve Trabzonspor’u yenip Galatasaray ile berabere kaldılar ancak geride kalan 21 haftanın hiçbirinde bu kadar etkisiz bir rakiple karşı karşıya gelmedi Kayserispor. Maçı başından sonuna kadar izleme fırsatı bulan herkes Beşiktaş’ın bırakın net olmasını en ufak bir pozisyon kırıntısına dahi ulaşamadığı konusunda hem fikir olacaklardır. Bu durumdaki en büyük etken Holosko ya da Nobre’nin etkisizliği değil, çok koşan ve baskı yapan meslektaşları karşısında yürüyerek oynadıkları için çok etkisiz kalan ve ileriyi besleyemeyen Richardinho ve Delgado’nun başarısızlığıdır. Bu ikiyle zor maçlarda ortadan kaybolan Tello da eklenince Beşiktaş’ın duran toplar dışın pozisyon bulma şansı otomatikman ortadan kalkmış oldu.
Diğer taraftan gol atamamanın yanında Beşiktaş’ın yediği golleri de unutmamak gerekir. Ertuğrul Sağlam yıllarca rakip Kayseri’de uyguladığı ve başarılı olduğu dörtlü savunma modelini Beşiktaş’ta aynı başarıyla gerçekleştirememesinin nedeni Kayserisporlu oyuncuların bireysel olarak rakiplerinden daha iyi olmaları değil orta sahada oynayan başta Saidou olmak üzere Aydın ve Koray’ın savunmalarına yardımcı olmalarıdır.
Eldeki olanaklar dahilinde günümüz futbolunun tüm gereklerini yerine getirmeye çalışan ve bunda da başarılı olan Tolunay Kafkas, dörtlü savunması bir savunmaya dönük orta saha oyuncusu, koşan orta sahası ve bitirici uç elemanlarıyla ligimize renk vermeye devam ediyor. Sarı kırmızılılar bundan sonraki maçlarda dış saha performanslarını birazcık geliştirebilse kendilerine ilk üçte yer bulmaları içten bile değil.
Sonuçta zor maçlardan hoşlanmayan Beşiktaş hocasının eski takımı Kayserispor’a da yenilerek üzerindeki tüm takımlara karşı kaybetmiş oldu. Ancak bu yenilgiden ziyade oynanan daha doğrusu oynanamayan futbol siyah beyazlıları üzdü. Önümüzdeki hafta İnönü’de Ankaraspor’u ağırlayacak Beşiktaş’ın bu maçta da puan kaybı yaşaması durumunda halihazırda gergin olan ortam muhtemelen bu durumu kaldıramayacaktır.

Pazartesi, Şubat 04, 2008

Onur Mücadelesi


Geçtiğimiz Pazartesi günü Türkiye Kupası’nda kuralar çekildikten sonra sürpriz bir eşleşme oldu ezeli rakiplerin karşı karşıya gelmesi. Kuradan bugüne geçen kısa sürede kimsenin doğru dürüst “derbi” havasına girdiğini söyleyemeyiz ama David Beckham’ın İngiltere-Arjantin maçları için söylediği gibi Fenerbahçe ile Galatasaray gazozuna maç yapsa kıran kırana geçer. Nitekim bugün de medyası, ortamı, yazarı çizeriyle yarım yamalak bir atmosfer oluşsa da sahada varını yoğunu ortaya koyan 27 futbolcu ve iki teknik adam vardı.
Hafta içinde Fenerbahçe’nin mutlak favori gösterilmesi ve bu tahminlerin bahis oyunlarına dahi sirayet edip artık rakamlarla ifade edilmesi elbette sarı kırmızılılara yapılan büyük haksızlıktı. Bırakın Galatasaray’ın ligde rakibinin önünde olmasını bu takımlardan biri ikinci kümede bile olsa maçlarının adının derbi olduğunu unutan çoğu kimse Fenerbahçe’nin galibiyetinden o denli emindi ki maçın sonucundan çok skor tahminleri yapılıyordu.
Galatasaray’ın tüm Fenerbahçe maçlarında ama özellikle Kadıköy’de rakibinin karşısına sağlam kafayla çıkamadığı ve bunun sonucu olarak da performansını sahaya yansıtamadığı bir gerçek. Ancak bu iki takım arasındaki her maçın bundan öncekilerden bağımsız olduğunu unutan ve istatistiklere bakarak yorum yapılanlar yine istatistiklerin söylediği Galatasaray’ın kupa maçlarındaki üstünlüğünde hiç bahsetmiyordu nedense. Dolayısıyla hafta içinde yaşanan gelişmeler sarı kırmızlıların yaş ortalaması 22 olan genç oyuncularının rakiplerine oranla müthiş hırslanmasını ve maçı adeta onur mücadelesine dönüştürmesini sağladı ve bu 11 yerli adam sonuçta Kadıköy’de Fenerbahçe’yi yine mağlup edemeseler de tüm eksiklerine karşın en azından iki ayaklı mücadele için avantajı ele geçirmeyi başardılar.
Maçla ilgili en ilginç nokta maçın başında Kalli bu skora dünden razı olacakken, maçın sonunda Ziko’nun skordan memnun kaldığıdır. Tecrübeli Alman hoca Kadıköy’de öncelikle yenilmemenin hesaplarını yapmış ve tur biletini ikinci maç sonunda almayı planlamış, Ziko’nun ise bu maçla ilgili tek düşüncesi galip gelip deplasmana avantajlı gitmek olmuştu. Ancak maçın gidişatı konuk takımı öne çıkarınca roller değişti ve beraberlik Kalli’den çok Ziko’yu memnun etti.
Sonuçta önemli bir maç daha geride kaldı. Fenerbahçe tutuk geçirdiği maçı en azından gol yemeden tamamlayarak umutlarını ikinci maça taşırken Galatasaray rakibini yine mağlup edemese de avantajlı bir sonuç, daha da önemlisi haysiyetini çıkardı Saraçoğlu’ndan ve taralı tarafsız herkese bu maçların ciddiyetini göstermiş oldu.
İkinci maça gelince… Elbette bu sonuçtan sonra avantaj Galatasaray’da gibi görünüyor ancak ikinci maçta rakibi karşısına bilenerek çıkan taraf bu sefer Fenerbahçe olacak ve sarı lacivertlilerin derbi karnesi de kendilerine iyi bir referans oluşturacaktır. Bu nedenle bundan sonrası için şansların eşit olduğunu bilmek ve turu geçen tarafın o 90 dakika kadar o güne varıncaya dek yaşanan gelişmeler sonucu ortaya çıkacağını kabul etmek gerekir.

Pazartesi, Ocak 28, 2008

Koltuğun Yeni İsmi Cimbom

Daha birkaç gün önce yine aynı sahada tanınmayacak kadr kötü oynayan ve G.Oftaşspor’a farklı mağlup olan Galatasaray bu akşam 19 Mayıs Stadı’nda başarılı maçlar çıkaran Ankaragücü’nü farklı mağlup ederek haftalar sonra tekrar liderlik koltuğuna oturmayı başardı.
Neredeyse, oynayan oyuncular kadar iddialı bir takım daha çıkarabilecek kadar çok futbolcudan yoksun bir şekilde başkete giden sarı kırmızılılar bu oyuncuların yokluğunu Ankara’da hissetmedi.
Bugünkü galibiyet her ne kadar skor olarak kusursuz görünse de sahadaki futbolun bu denli umut vadedeci olmadığını söylemek gerekir. Sarı kırmızılılar tam dört gol bulmasına karşın bulunan bu gollerin organize ataklar yerine rakip savunma hatalarından kaynaklanması bu gollerin bundan sonraki maçlarda da tekrarlanıp tekrarlanamayacağı konusunda taraftarları endişeye sevk ediyor. İlk yarının son bölümünde üst üste gelen goller maçı Galatasaray’a çevirdi ama maçı asıl çeviren bu gollerdeki defans hataları oldu.
Sonuçta Galatasaray zorlu deplasmanda yerli futbolcularıyla farklı kazandı ama oynanan oyunun ilerisi için skorla aynı oranda umut verdiğini söylemek zor.

Kanarya’nın Doğu Seferi

Geçen hafta Gaziantep’ten 3 puanla dönen sarı lacivertliler bu hafta da lig liderine konuk olduğu maçta farklı galip gelerek zor maçların takımı olduğunu bir kez daha kanıtlamış oldu.
Maçtan önce her ne kadar Fenerbahçe’ye saygı duyulsa da Sivasspor’un lig lideri oluşu, iyi maçlar çıkarması ve en önemlisi bu sene sahasında puan kaybetmemiş olması nedeniyle tüm Sivaslılar’da büyük bir özgüven oluşmuş, taraflı tarafsız herkes tarafından kendilerine en az Fenerbahçe kadar şans tanınması ev sahibinin neredeyse konuk takımı küçemsemeye konumuna getirmişti. Sadece 4 Eylül Stadı’na değil tüm şehre sirayet etmiş festival havası tüm Sivas’ın adeta şampiyonluk maçı gibi gördükleri maça ne denli önem verdiklerini gösteriyordu.
Fenerbahçe cephesinde ise rakibe saygı doruklarda, başta Alex olmak üzere tüm futbolcuların maça verdikleri önem yüzlerinden okunur durumdaydı.Bu düşüncenin doğruluğu atılan her golden sonra Fenerbahçe cephesinde yaşanan sevinç görüntülerinden de açık şekilde belli oluyordu.
Aslında iki takım karşılaştırıldığında Fenerbahçe’nin deplasmanda, eksi sekiz derecede Sivasspor’u 4-1 yenecek kadar (Sivasspor bu sene evindeki 10 maçta toplam 4 gol yememişti) rakibinden üstün olduğunu söylemek zor ama bugün maçın kaderini takımların somut durumu değil motivasyonları tayin etti. Eğer bu maça Sivasspor lig lideri değilde orta sıralardaki bir takım, Fenerbahçe’de lider olarak çıksaydı sonuç çok daha farklı olabilirdi. Sivasspor ve diğer Anadolu takımlarının elde ettiği başarıların devamı için ilk yarıdaki tevazunun devam etmesi birinci koşuldur.

Nobre’nin Dönüşü

Tigana ve Sağlam arasındaki fark son haftalarda artık iyice ortaya çıkıyor. Tigana’nın takımı “el freni” çekik vaziyette oynatmasına karşı Ertuğrul sağlam Beşiktaş’ı daha çok ileriye dönük futbolcuyla oynatıyor, ki doğrusu da budur, ve özellikle İnönü’deki maçlarda siyah beyazlılar rakiplerini bir bir mağlup etmeyi başarıyor.
Sistem değişikliğinin en büyük göstergelerinden biri Beşiktaş’ın maçlarının gidişatından belli oluyor. Geçen sene Beşiktaş maçlarını genellikle tek farklı ve özellikle 1-0 kazanır ve ilk golü yediği maçları genellikle kaybeder ya da en iyi olasılıkla beraberlikle tamamlarken bu sene özellikle son haftalarda neredeyse tüm maçlara 1-0 yenik başlamasına karşın bu maçlardan galip ayrılmayı başarıyor.
Ertuğrul Hoca’nın Holosko’yu bu denli isterken takıma katkısını mutlaka hesap etmişti ve onu Nobre ve Bobo ile birlikte oynatarak bu futbolcunun düşünülenin aksine forvet olarak değilde iki forvetin arkasında oynayacak oyuncu olduğunu gösterdi. Ancak bu durumun suskun golcü Nobre’yi şaha kaldırması gerçekleştirilen operasyonun hesapta olmayan yan bir getirisi oldu. Fenerbahçe’deyken tam bir gol makinesi iken Beşiktaş’ta attığı gol sayısı geçen sene bir elin parmaklarını geçmeyen Brezilya asıllı oyuncu Holosko’nun takıma katkısıyla doğru yerlerde topla buluşmaya başladı ve bundan sonra da muhtemelen siyahi oyuncu Beşiktaş’ın en golcü oyuncusu olacaktır.
Önümüzdeki hafta oynanacak Kayserispor maçı Beşiktaş için büyük önem taşıyor. Zor görünmesine karşın siyah beyazlılar bu maçtan da 3 puan çıkarabilirse son yılların en çekişmeli sezonunun şampiyonluk potasında yer almakla kalmaz bu uğurda büyük bir avantaj sağlamış olur.

Pazartesi, Ocak 14, 2008

Filip Holosko Hakkında Her Şey

Beşiktaş yönetimi devre arasında 3 iyi oyuncu alacağını açıkladığında bu işin hiç de düşünüldüğü kadar kolay olmadığı açıktı. Şu ana kadar sadece V.Manisaspor’un starı Holosko, siyah beyaz renklere bağlandı ve kalan sürede bunun dışında hatırı sayılır bir ya da iki oyuncunun alınması çok zor görünüyor. Sezon başından beri Slovak golcünün Beşiktaş’a transfer edilmesi teknik direktör Sağlam için adeta bir ukde halini almıştı ve genç teknik adam geçtiğimiz günlerde bu emeline ulaşmış oldu; ne pahasına olursa olsun!
Filip Holosko 24 yaşında, genç bir yetenek. Gol yollarındaki etkisi nedeniyle Ertuğrul Sağlam’ın takımı adına yaptığı teşhisin doğruluğunu ispat edecek gibi görünüyor. Ancak Beşiktaş bu futbolcuyu öyle bir bedelle transfer etti ki, alınan futbolcunun maliyeti kesinlikle kendisinin önüne geçti. Bu transfer için karşı tarafa ödenecek 5 milyon Avro’nun bugünkü karşılığı tam 8,5 milyon Lira. Bu nakdin yanında Tigana’nın kendisi için geleceğin yıldızı dediği ve ileride 10 milyon Dolarlara transfer olacağına inandığı milli futbolcu Burak Yılmaz ve Rıza Çalımbay döneminde büyük umutlarla transfer edilen yine milli futbolcu Koray Avcı’nın da bu transfere karşılık V.Manisaspor’a verilmesi her sağduyulu futbolseverin kafasında aynı soruyu canlandırdı: “Holosko tüm bunlara değer mi?” Holosko, makul bir rakama transfer edilmiş olsa kimsenin buna itirazı olmaz herkes genç futbolcunun takıma katkısını konuşurdu ancak bedel o kadar yüksek olunca ister istemez kafalar, eskilerin tabi ile: Beşiktaş’ın aldığı abdestin ürküttüğü kurbağaya değip değmeyeceğini düşünüyor.
Beşiktaş yönetiminin ekonomik düşüncesini anlamak aslında bayağı güç. Yıldırım Demirören’in takımın başına geçtiği 2004 senesinden beri takıma gelenler ve takımdan ayrılanlarla ilgili bir maliyet çalışması yapılsa herhalde ortaya çıkan tablo birçok CEO’nun aklını başından almaya yetecek kadar bozuk olurdu. İşte bu dönemde yapılan işler ve maliyetlerinden birkaç örnek: Fernando Higuain, 1,65 milyon$ bonservisle transfer edildi, yıllık 1 milyon$ alıyor. Rüştü, yıllık 1,5 milyon$ alıyor. Burak Yılmaz, 1.75 milyon Lira bonservisle alındı, Holosko transferi için V.Manisaspor’a verildi. Mert Nobre, 3milyon€ bonservis ödendi, yıllık 1,1 milyon$ alıyor. Tigana’ya iki yılda toplam 4,1 milyon€ ödendi. Ailton, 3milyon€’ya transfer edildi, şu anda Hamburg’da kiralık. Juan Fran, 3,5 milyon€ bonservisle alındı, şuanda Ajax’ta kiralık. Del Bosque, 2 yılda 4 milyon€ anlaşıldı, son sene ücreti ödenmediği için mahkemelik olundu ve Beşiktaş’ın tazminat ödeyeceği tahmin ediliyor. Kısacası geçen yaklaşık 3,5 yıllık süre zarfında Beşiktaş yönetimi, kendi içinde değişen 32 üye haricinde, tam 42 transfer yaptı ve 4 teknik direktör ile çalıştı. Tüm bu işler için kulübün kasasından, Del Bosque tazminatı hariç, 42 milyon€ çıktı.
Elbette kulüpler ticarethane değil. Bir başka değişle futbolcu alıp satarak kulüplerin para kazanmaları beklenmiyor. Ancak kulüplerden beklenen futbolcu alıp satarak kadrolarını güçlendirmesi ve en nihayetinde sportif başarılar elde etmesi. Beşiktaş’ın son 4 senesinde müzesine kazandırdığı kupalar yeterli olsaydı bugün bu rakamların hiçbiri konuşulmazdı ancak bakıldığında son 3,5 yılda Beşiktaş’ın elinde sadece 2 Türkiye Kupası var ve en önemlisi hala oturmuş bir kadro mevcut değil.
Tüm bu düşünceler, Beşiktaş’ın transfer politikasında parayı düşünmediği fikrini uyandırıyor. Parası önemli olmayınca da Holosko Beşiktaş için faydalı bir transfer olarak göze çarpıyor. Ancak Holosko konusunda iyi belirlenmesi gereken bir konu var ki o da bu futbolcunun tam bir forvet olmayıp daha çok forvet arkasında görev yaptığı. 2002–2005 yılları arasında oynadığı S.Liberec takımında 54 maçta 17 gol atan Holosko, 2005–2007 yılları arasında V.Manisaspor’da da buna benzer bir performans çizerek 55 maçta 16 kez fileleri havalandırdı. Bu yüzde, Beşiktaş’ta muhtemelen biraz daha yukarılara çıkacak ve Slovak futbolcu, bir sakatlık durumu olmazsa, sezon sonuna kadar oynayacağı yaklaşık 22–23 maçta ortalama 8–9 gol atacaktır. Ancak Holosko’nun en önemli özelliği rakip savunmayı yoracak ve onların dengesini bozacak, bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi. Bu koşular sayesinde orta alandan gelen Tello ya da Delgado gibi isimlerin performansı da artacak ve bu suretle genç isim takıma dolaylı bir katkıda da bulunacaktır.
Sonuç olarak Holosko, bedeli düşünülmediğinde iyi bir transfer olmakla beraber, kendisi için verilen rakam Chelsea’nin Belleti ve Pizarro’yu ya da Villareal’in Diego Lopez’i transfer ederken ödediği rakamlardan fazla olunca, bu futbolcunun bu paraya değmeyeceği açıkça görülüyor. Sezon ortasında olunması ve sürenin kısıtlı olması nedeniyle bu transferi bu şekilde sonuçlandırmak durumunda olduğunu hisseden siyah beyazlı yönetim bu hamle ile belki de son kozlarını oynadı. Bu yatırımların verimli olması bir yerde yönetimin de bundan sonraki kaderini belirleyecek: ya işler yoluna girecek ya da büsbütün yoldan çıkacak.

Cumartesi, Ocak 05, 2008

Derbi Canavarı


Artur Ziko yönetiminde Fenerbahçe tam bir "derbi canavarı" oldu. Brezilyalı teknik direktör görev başına geldiğinden beri ligde derbi maç kaybetmeyen Fenerbahçe, bu sezonun ilk yarısında da büyük maçlarda üçte üç yapmayı başararak bu başarısını sürdürdü. En son dün akşam alınan galibiyet bu başarının kesinlikle bir tesadüf değil kadroya uygun oyun sisteminin ve en önemlisi Ziko’nun takımı müthiş motivesinin bir göstergesi oldu. Aslında takımın bu başarısının ardında futbolculuğunda büyük bir yıldız olan Brezilyalı çalıştırıcının yine aralarında hatırı sayılır futbolcular olan Fenerbahçeli oyuncuları bu maçlardan önce, onların dilinden en iyi anlayan kişi ve onların duygularını hisseden biri olarak çok başarılı bir şekilde motive etmesi yatmakta, bu duygularla sarı lacivertiler diğer maçlardan ziyade bu maçlarda üstün performans göstermekteler. Diğer taraftan derbi maçların teknik ve taktikten ziyade motivasyon işi olması düşüncesi de bu teoriyi destekler nitelikte.
Bugün maça iki takım adına da yapılan savunma hataları damgasını vurdu. Ancak burada İstanbul ekibinin bir ölçüde kabul edilebilir bir mazereti bulunurken Ersun Yanal’ın ekibi için bu hatalar ikinci yarıda düzeltilmesi gereken öncelikli sorunlar olarak göze çarpıyor. Geçen hafta Ankara’da kart sınırında bulunan Edu ve Lugano’nun her ikisinin de oynatılmasının hatalı olduğu ya da başka bir bakış açısıyla Yasin ve Önder’in bu denli hatalı oynayacak kadar soğuk bırakılması genel anlamda Ziko’nun hatasıdır. Ancak Fenerbahçe, savunmadaki uyumlu ikilisinin dönmesiyle bu hatalardan arınabilecekken Trabzonspor’da Ersun Yanal’ın etkili hücum oyuncularını yine iyi bir savunma hattı ile tamamlayamıyor olması Trabzonspor’un ligin ilk yarısını liderden tam 25 puan geride tamamlamasında büyük pay sahibi.
Fenerbahçe için savunma hataları dışında fazla söylenecek bir şey yok. Alex hem bireysel katkısı hem de arkadaşlarına pozisyon hazırlaması ile üzerine düşen görevi fazlasıyla yaparken bu sene başında transfer edilen(!) Deivid bazen pozisyonlara mal olsa da şut çekme ısrarını sürdürüp semeresini almaya, savunmanın önünde oynayan Aurello da istikrarını sürdürmeye devam ediyor. Ancak son dönemde sarı lacivertlilerin en formda ve parlak oyuncusu kesinlikle Semih Şentürk. Kezman’ın sakatlığından sonra üzerine düşeni fazlasıyla yapan tecrübeli futbolcu, bu sıfatı çoktan hak ederek eline geçirdiği fırsatı da mükemmel kullanıyor.
Trabzonspor ise elindeki kadroyu inkâr etmeyi dün gece de sürdürdü. Ligimizin en iyi sağ kanat oyuncularından Yattara, yine çok başarılı Gökdeniz ve Umut ile istikrarsız olsa da oyuna he an katkı sağlayabilen Ceyhun ile çok etkili bir hücum hattına sahip olan bordo mavililer Hüseyin, Çağdaş, Erdinç gibi isimlerle aslında orta alanda ve savunmada da o kadar kötü isimlere sahip değiller. Ancak gerek teknik direktör değişikliği nedeniyle ortaya çıkan uyum sorunu gerekse takım içindeki moralsizlik, bordo mavililerin dün akşam da rakibi karşısında etkisiz olmalarına neden oldu. Bu nedenle Ersun Yanal ve takımı için asıl lig ikinci yarı ile başlayacak ve kanımca bordo mavililer ligin ikinci yarısında, ilk yarısından çok daha başarılı olacaklar.