Salı, Kasım 28, 2006

Yavaş Futbol


28.11.06


Fenerbahçe yavaş oynuyor. Ancak bu Ziko için asla bir sorun değil tam aksine takıma oturtmak istediği sistemin bir parçası. Çoğu futbol adamının görüşüne göre günümüzde bu şekilde oynayan takımların, özellikle büyük maçlarda galip gelmeleri çok zor ama son maçlarda Fenerbahçe'nin başarısı da ortada. Sonuçta kimin haklı olduğunu zaman gösterecek.
Trabzonspor maçında sahada Palermo maçının on biri vardı. Sadece cezalı Alex'in görevi Tümer yerine Daivid'e verilmişti ki geçen dakikalar bu tercihin yanlış olduğunu gösterdi. Zira Daivid, ne beklendiği gibi Kezman'a gol pozisyonu hazırlayabildi ne de orta sahada pas yapmakta başarılı oldu. Daivid'in Alex'e göre tek olumlu yanı savunmasına daha çok yardımcı olmasıydı. İlk yarıda Fenerbahçe Palermo maçının devamını oynarcasına topa daha çok sahip, zaman zaman etkili ataklarda başarılı ve derli toplu göründü. Sağda Mehmet ve solda Uğur artık Fenerbahçe'nin kanatlarının gerçek sahipleri olduklarını gösterdiler. Özellikle Uğur'daki ilerleme hemen hemen her maçta hissediliyor. Sol taraftan etkili akınlar başlatan Uğur'un duran topları nasıl etkili kullandığını da ikinci goldeki pası kanıtlar nitelikteydi. Maçın ikinci yarısına Trabzonspor beklenildiği gibi hırslı ve kaybedecek hiç bir şey olmadığından tüm gücüyle çıktı. Bu istek ikili mücadelelere de yansıyınca Fenerbahçe sahada ilk yarıdaki gibi kolay top çeviremez hale geldi ve yine bir yan topta Volkan'ın acemice hatası sonucu skora eşitlik geldi. Bu arada Volkan için bir parantez açmak gerekir; ben de dahil çoğu kimsenin artık Rüştü’nün sahalara dönmesinin zor olduğundan Fenerbahçe kalesinin uzun yıllar bekçisi olarak gördüğü Volkan, özellikle son maçlarda yaptığı bariz hatalarla dikkatleri üzerine çekti. Volkan’ın tek şansı bu maçları milli takım ve Fenerbahçe’nin kaybetmemeleri oldu. Ancak Volkan’ın bundan sonraki maçlarda çok daha dikkatli olup, tıpkı Rüştü gibi, eline geçen fırsatı çok iyi değerlendirmesi gerekir. Beraberlik golünden sonra iki takımın da gol atabileceği bir maç oynanmaya başlanmıştı ki bu dakikalarda Fenerbahçe geniş kadrosunun bir uzantısı olarak, oyuna sonradan giren Aurello'nun kafasıyla üç puana uzanıp perşembe günü için de moral tazelemiş oldu.
Trabzon cephesine bakarsak burada tam bir dram yaşanıyor. Ortaya konan kötü futbol, geçen beş maçta sadece bir puan alınmasının tesadüf olmadığını gösterdi. Lazaroni'ye rekor tazminat verilmesi ve ardından Ziya Doğan'ın getirilmesi'nin yanında alınan fiyasko yabancılar ile yönetim bu tablonun baş mimarı oldu. Trabzon'da sahada birbiriyle ilgisiz, fizik olarak güçsüz, teknik ve taktik olarak yetersiz bir takım, tribünde ise önce olumlu maçın sonlarında ise içlerindeki terörün hortladığı bir kalabalık vardı. Bu saatten sonra Trabzonspor için devre arasını iple çekmekten başka bir çare yok. İkinci yarıda alacağı üst üste galibiyetlerle toparlanacağına inandığım Trabzonspor kalan iki maçına bakıldığında ikinci yarıya şuan bulunduğu yerden daha aşağıda da girebilir.
Trabzonspor galibiyetinin Fenerbahçe açısından bir diğer önemi de hafta sonunda oynanacak derbiye dört puan farkla girme avantajı oldu. Zira Trabzon’da yaşanacak olası bir puan kaybı Galatasaray'ı Kadıköy'den lider çıkarabilecekken, bu galibiyetle, kazanmak için saldıracak Galatasaray karşısında Fenerbahçe alacağı bir puanla dahi dört puanlık farkı korumuş olacak. Ancak durum ne olursa olsun, Fenerbahçe'nin özellikle Kadıköy'de Galatasaray karşısında galibiyete daha yakın olduğunu kabul etmek gerekir.

Pazartesi, Kasım 27, 2006

Kolay Galibiyet (GS-SVS)




26.11.06






Galatasaray on dakikada Sivasspor’un işini bitirdi. Fnerbahçe ile berabere kalıp Trabzonspor ve Beşiktaş’ı yenmeyi başaran doğu ekibinin adeta 2-0 geride başladığı maçı çevirmesi hele hele Ali Sami Yen’de çok zor olduğundan Galatasaray haftayı üç puanla tamamlayarak, önümüzdeki haftadaki derbiyi beklemeye başladı.
Galatasaray’ın hafta içinde sergilediği futbol gerçekten çok kötüydü. Fransız rakibine farklı mağlup olarak Avrupa’ya havlu atan sarı kırmızılıların artık tüm gücüyle lige sarılacakları bir gerçek. Daha üç beş sene öncesine kadar Avrupa’yi titreten Cim Bom’un bu denli hızlı düşüşü kesinlikle yönetim zaafiyetinden ve futbolumuza kabus gibi çöken kısır çekişmelerden kaynaklanıyor.
Süper Lig’de Galatasaray için söylenecek fazla bir şey yok. Zira takımın ölüsü bie şampiyonluğa oynar ve bunun en güzel örneği de geçen sezondur. Bu sene başındaki kötü sonuçlar da yavaş yavaş yerini gollere ve güzel futbola bırakmaya başladı. Ancak Kayserispor, Sakaryaspor ve Sivasspor engellerini beklenendendaha kolay geçen Galatasaray, bu maçlarda skor avantajını erken bulmasaydı zorlanabilirdi ve ikinci yarı bu ekiplerle deplasmanda oynanacak olması Galatasaray için tehlike olarak göze çarpıyor. Onun dışında oturmuş sistemi ve kadrosuyla Galatasaray derbiler haricinde her maçın favorisi konumundadır.Derbi demişken Türk Futbolu’nun kuşkusuz en büyük derbisi Pazar günü Şükrü saraçoğlu Stadı’nda oynanacak. Galatasaray’ın Fenerbahçe’ye karşı şansının tutmadığı bir gerçek ancak bu tür maçlarda bir önceki maçın şimdikine hiç bir etkisi yoktur. Galatasaray için bakıldığında Kadıköy’e dört puan geride gitmek Eric Geretz’in hiç istemediği durumlardan biri. Zira bu durumda beraberlik dahi ev sahibi ekibe yaradığından daha çok golü düşünen tarafın Galatasaray olacağını tahmin ediyorum. Ancak ilk golü fenerbahçe’nin bulması durumunda işlerin iyice zorlaşacağından Galatasaray’ın da gol ararken savunmayı asla ikinci plana atmaması gerekir. Hakan2ın olmaması Galatasaray için bir eksiklik ancakGalatasaray’da sakatlığın en az sorun yarattığı mevki forvettir. Zira bu pozisyonda kim oynarsa oynasın başarılı oluyor. Galatasaray’ın bu maçı kazanması için bence önce gol yememeyi düşünmesi gerekir, çünkü ligdeki maçlara bakıldığında Galatasaray’ın gol atamadığı maç olmadığını görüyoruz. Sonuçta kim kazanırsa kazansın ya da maç berabere bitsin, izleyenler için güzel ve heyecanlı bir maç olmasıni dilerim. Umarım adına yakışan bir mücadele olur da futbolumuzun üzerindeki ölü toprağı biraz olsun dağılır.

Rahat Bir Nefes (BJK-BUR)


26.11.06

Beşiktaş haftayı galibiyetle kapatırken, yaklaşık bir aydır gol atamadığı İnönü’de rakibini üç golle uğurladı. İlk yarıyı yine geide kapatan siyah beyazlılar, ikinci yarının ilk dakikalarında bulduğu gollere üç puanı cebine koydu ve rahat bir nefes aldı.
Nobre’nin tek forvet, Richardinho ve Delgado’nun da bu oyuncunun arkasında oynadığı sistem Beşiktaş için en hayırlısı, nitekim bu şekilde Beşiktaş on beş dakikada iki gol buldu. Ancak Beşiktaş’ın sorunu bu futbolcuların formsuzluğu. Bunun Tigana’dan mı yoksa futbolculardan mı kaynaklandığı tartışılır ama ortada bir gerçek var ki Beşiktaş’ın hala tüm maçları üç ihtimalli.
Hafta içi çok kritik Brugge maçına çıkacak Beşiktaş’da sakat futbolcuların çokluğu Tigana’yı zor durumda bırakıyor. Bugün aldığı farklı galibiyetle İstanbul’a moralli gececek Belçika ekibini, İnönü’de Beşiktaş’ın mutlak suretle yenmesi gerekir. Ancak hemen kabul edelim ki Beşiktaş’ın bu seneki durumu bize bu maç için fazla umut vermiyor. Ayrıca İnönü’deki taraftar baskısı da son yıllarda takıma faydadan çok zarar vermeye başladı. Bu duruma kim nasıl çözüm bulur bilemiyorum ama gerek taraftaraların kendi içlerindeki tartışmalar, gerekse futbolcularla olan münakaşaları Beşiktaş için büyük tehlike. Umarım her şeye rağmen Beşiktaş çarşamba günü kazanır ve akabinde Almanya’dan alacağı bir puanla Avrupa macerasına devam eder.
Beşiktaş için bir diğer önemli gelişme de yönetimin Lucescu ile her konuda anlaştığı haberi. Bazı gazeteler bu haberi yalanladı ama eğer doğruysa devre arasında Tiga’nın yerine tekrar rumen teknik adam Beşiktaş’ın başına geçecek. Bu durumun tek bir açıklaması var; yazık! Hem Tigana’ya (ki artık teknik direktörlük yapmayacağı söyleniyor), hem ona verilecek milyonlarca dolarlık tazminata hem de onun isteğiyle alınan futbolcular ve onlara ödenen paralara yazık. Kaldı ki Lucescu’nun ikinci yarı gelip de sihirli değnekle mevcut futbolculara dokunup takımı şampiyon yapacağına asla inanmıyorum. Ha eğer bu sene önemli değil önümüzdeki seneler için Lucescu geliyor deniliyorsa, Tigana da aynı düşüncelerle getirilp kendisiyle 3-4 senelik anlaşma yapılmıştı. Bence Lucescu gelirse ikinci yarı Beşiktaş bir ivme kazanır ve galibiyetler alarak ilk yarıdan daha iyi bir performans çizer ancak ertesi sene yine bekleneni veremez. Beşiktaş yönetimi nasıl böyle işler yapıyor anlamak mümkün değil, nasıl bir hocanın sözleşmesine 5-6 milyon lira tazminat maddesi koyarsın ya da böyle bir hocayı nasıl gönderirsin? Eğer kendisine bu kadar inanıyorsan her koşulda Tigana’nın arkasında duracaksın ya da kimse ile böyle bir sözleşme yapmayacaksın. Aynı durum Galatasaray için de geçerli ama Allah’tan Galatasaray’ın fazla parası yok da kımıldayamıyor. Ülkemizde artık bu israfa bir son vermek gerekiyor. Eskiden Fenerbahçe değirmen gibi futbolcu ve teknik adam öğütürdü şimdi ise Fenerbahçe dışında herkes bu işi yapmaya başladı. Trabzonspor daha en son örnek, bir milyon lira vererek gönderilen Lazaroni’nin yerine gelen Ziya Doğan ligde on dördüncü sırada. Klişe bir söz ama gerçek; sezon ortasında teknik direktör değiştirip başarılı olmuş bir takım yok, Alex Fergusson ilk üç sezonunda şampiyon olamamıştı.

Cuma, Kasım 24, 2006

Fener'in Pembe Gecesi




Bu gece pembe formalı rakibine nazaran daha güçlü, daha organize ve kazanmayı daha çok isteyen Fenerbahçe üç puanı alarak zorlu maçlarından birini kayıpsız atlatmayı başardı. Başta Appiah, Deniz ve Lugano olmak üzere üzerlerine düşen görevlerini başarıyla yerine getiren sarı lacivertliler, Şükrü Saraçoğlu’nu tamamen dolduran taraftarlara müthiş bir gece yaşattı.
Klasik savunmanın önünde Mehmet’e sağda Uğur’a da solda görev veren Ziko, Tuncay-Tümer tercihini yine Tuncay’dan, Kezman-Daivid tercihini de Sırp futbolcudan yana kullanmıştı. Bu kadroda kendilerine büyük iş düşen Appiah ve Deniz’in üstün performansları gecenin Fenerbahçe adına parlak geçmesinin en önemiydi nedeniydi. Özellikle sene başından beri çok eleştirilen Appiah için bu maç tam anlamıyla bir dönüş maçı oldu, zira ilk golü atması bir tarafa, isabetli pasları ve rakibin hızlı çıkmaya çalıştığı pozisyonlardaki başarısı gerçekten görülmeye değerdi. Hücumda hareketli Kezman hem bulduğu pozisyonları değerlendirmeye çalıştı hem de çapraz koşularıyla Palermo savunmasını rahatsız edip onların ileri çıkmalarını engelledi. Maçta etkili görünmeyen ama on numara bir gol atan Tuncay ile sol kanadı çok etkili kullanan Uğur da Fenerbahçe’nin üç puanında etkili rol oynadılar.
Maça iyi başlayan ama bu arada rakibe de ciddi bir iki pozisyon veren –bunlardan birinde Lugano tam anlamıyla takımını bir gol yemekten kurtardı- Fenerbahçe, etkili atakları sonucu golü bulunca bir anda daha kontrollü oynamaya, bunun sonucunda da ilk yarının bir an önce bitmesini istercesine yavaşlamaya başladı. Bu dakikalarda rakibinin de çok ciddi bir baskı yaratmaması ikinci yarıya sarı lacivertlilerin önde çıkmasını sağladı. İkinci yarıda da aynı on birle sahada olan Ziko’nun öğrencileri, Appiah ile birlikte maçın adamı olan Lugano’nun golü ile rahatlayıp, Tuncay’ın füzesi ile işi gösteriye dönüştürdüler. Fenerbahçe adına net skorun yanında İtalyan ekibine verilmeyen gol şansları da çok olumluydu.
Her ne kadar Palermo’nun bu sene lige daha çok önem verdiğini ve kadrosunun eksik olduğunu bilsek de bu, çok eleştirilen Fenerbahçe’nin galibiyetine gölge düşürmez ve kötü oynadığı maçlardan sonra eleştirilen Ziko ve takımı, bu galibiyet için takdir edilmelidir. Ancak, doksan dakika süren bir temponun hala yakalanamamış olması ve maçta zaman zaman futbolcuların adeta dalmaları Ziko’nun Trabzonspor maçı öncesi düzeltmesi gereken bir durum.
Sonuçta Serie A ikincisi rakibini İstanbul’da dize getiren Fenerbahçe’de her şey yolunda görünse de bundan sonraki kritik maçlarda sarı lacivertlilerin daha dikkatli ve daha etkili olmaları gerekiyor. Çünkü durdukları dakikalarda üzerlerine gelen rakipler karşısında Fenerbahçe zorlanabilir. Özellikle savunmada Edu’nun performansı geldiğinden beri beni hiç tatmin etmiyor. Bu bölgede Can’ın da en az Edu kadar başarılı olacağını düşünüyorum. Diğer taraftan Trabzonspor ve Galatasaray maçları öncesi takıma büyük moral olan bu maç Avrupa’da bir türlü bekleneni veremeyen Türk takımları adına da bir uyanış oldu. Umarım takip eden maçlarda tüm takımlarımız bu şekilde başarılı olur.

Pazartesi, Kasım 20, 2006

Aynası İştir Kişinin Lafa Bakılmaz


20.11.2006

Merakla beklenen Fenerbahçe-Beşiktaş derbisinden ortaya koca bir hiç çıktı. Onca hazırlık, onca beklenti, onca gündem meşguliyeti tatsız tuzsuz bir mücadele, adeta bir kör dövüşü için yapılmış. Bu günkü maç 2–2 hatta 1–1 sona erseydi konuşmaya değer bir futbol olurdu ortada ancak 0–0 biten bu maçın ardından ne pozisyonları, ne sistemleri ne de futbolcuların formlarını konuşmak doğru olur. Bu maçın ardından konuşulması gereken en önemli konu futbolumuzun içine düştüğü duraklama dönemidir.
Bu hafta Turkcell Süper Lig’de oynanan dokuz maçtan üçü başladığı gibi golsüz sona erdi. Bu maçlardan biri de Fenerbahçe-Beşiktaş derbisiydi. Bir derbinin golsüz sona ermesi ya takımların çok şanssız olup girdikleri pozisyonları değerlendirememeleri ya da birbirlerini çok iyi kontrol edip rakiplerine gol fırsatı vermemeleriyle mümkün olur. Zira gerek motivasyonları, gerek maçların altı puanlık maç olması gerekse camialarının baskılarıyla takımlar derbi maçlarda canını dişine takıp rakibine üstünlük kurmaya çalışır ki bu da ortaya gol ya da goller çıkarır. Bizim derbiye bakarsak, Fenerbahçe rakibini beş yıldır Kadıköy’de yenememenin hırsına ve taraftar desteğine, Beşiktaş da Kadıköy morali ve içinde bulunduğu zor duruma karşın maçta gol atma başarısını gösteremiyorsa, durum düşünülenden de ciddi demektir.
Ortada konuşulacak bir futbol yok ve futbolumuz her gün geriye gidiyor diyerek işin içinden çıkmak da doğru olmaz. İçinde bulunulan durumdan şikâyet varsa mutlaka bunu değiştirmek için çaba sarf edebilir. Bunun içinse ilk adım teşhisi doğru koymaktır. Yirmi yıl önce Avrupa’da herhangi bir yere sahip olmayıp hem milli takım hem de kulüpler düzeyinde averaj takımlarına sahip olan futbolumuz son on yılda müthiş bir ivme yakalayıp tüm takımlar düzeyinde Dünya ve Avrupa tarafından kabul edildi. Ancak ne zaman bu büyük sahneden ziyade kendi iç çekişmelerimize önem verdik, işte o zaman futbolumuz duraklama hatta gerileme dönemine girdi. Derbi maçlarının abartılı önemi, etikten uzaklaşarak sırf rakiplerimizin rakipleri oldukları için diğer takımları desteklememiz, taraftarından başkanına kadar tüm camiaların ilk hedeflerinin Avrupa’dan ziyade birbirlerine karşı üstünlük kurma çabası olması ortaya bugünkü verimsiz tabloyu çıkardı. Ülkemizde futbol adına maalesef Avrupa kulvarı gibi önemli olanlara değil de kısır mücadelelerimiz gibi işimize gelenlere değer vermemiz son yıllarda bir arpa boyu kadar yol alamamamıza neden oldu. Birçok Fenerbahçeli için alınan 6-0’lık galibiyet UEFA Kupası’ndan daha önemliyken, Beşiktaş’ın Kadıköy’de Fenerbahçe’yi on kişiyle 4–3 yenmesi geride kalan başarısız üç seneyi unutturmaya yetti. Aynı şekilde Galatasaray’ın kıl payı şampiyonluğundan sonra, elendiği kasaba takımının adını hatırlayan dahi yok.
Daha geçen hafta Kulüpler Birliği’ndeki hararetli tartışma gelecek yerine, Fenerbahçe üzerine oldu. Bazı kulüpler tabiri caizse “Fenerbahçe bize yanlış yaptı, affetmeyiz” derken, bazıları “bu kadarı fazla” görüşünü savundu ve sonuçta ortaya yine kimseye faydası olmadığı gibi cepheleşmeler neticesinde futbolumuza zarar veren sonuçlar çıktı.
Sonuç olarak UEFA’nın FİFA’nın ve UFBK’nın tüm uğraşı futbolu daha çok kişiye sevdirmek ve alınan her kararın ve yapılan her değişikliğin ilk amacının futbolun meyvesi olan golü artırmakken, bizim futbol gerçeklerine karşı savaşımız neticesinde bu hafta Süper Lig’de sadece on dört gol atıldı. Kısır çekişmelerden bir an önce sıyrılıp futbol dünyasındaki yerimizin gereklerini yerine getirmezsek futbolumuz tüm güzelliğini kaybedecek ve insanların yoğun ilgi duyduğu bir olaydan ona karşı duyarsızlaştığı bir angarya haline gelecek. Böyle bir durumda ne Fenerbahçe 30.000 kombine satabilir, ne Beşiktaş taraftarı doksan dakika bağırır ne de yetmiş bin Galatasaraylı Olimpiyat Stadı’na gider.

Şans Geri Mi Döndü

19.11.2006
Geçen haftadaki Denizlispor-Fenerbahçe maçı gibi Antalyaspor-Galatasaray maçı da temposuz, pozisyonsuz ve sıkıcı geçti. Bu iki maçı birbirinden ayıran tek özellik Şenol’un, bir anlamda rakiplerinin yapamadığını yaparak, topu kendi ağlarına göndermesi ve sarı kırmızılıların fazla uğraşmadan üç puan almasını sağlaması oldu. Bu sonuç, Geretz ve takımının bugünkü derbiyi daha rahat izlemelerini sağlarken ortaya yanıtı merakla beklenen bir soru çıktı: geçen seneki şans geri mi döndü?
Maça hızlı başlayarak ciddi tehlikeler yaratan Antalyaspor karşısında Galatasaray bir türlü etkili ve baskılı bir oyun ortaya koyamadı. İki tarafın da birbirine bariz bir üstünlük sağlayamadığı maçta Şenol’un ters vuruşu galibi belirledi. Geçen haftanın sürpriz takımı Antalyaspor karşısında daha derli toplu bir orta saha bulunca gol pozisyonu üretmekte zorlanırken Galatasaray’ın da aynı durumda olmasının nedeni başta İliç’in tutukluğu ve İnamoto’nun da çok geride kalmasıydı. Sarı kırmızılılar yine Arda’nın sürüklediği pozisyonlarla rakip kalede gol ararken, en önemli fırsat Cihan’ın ileri çıktığı bir pozisyonda yakalandı.
Galatasaray’ın geçen seneden kadro ya da sistem olarak farklı olmadığını biliyoruz. Takımın bu seneki puan kayıplarının da forvet verimsizliği ve savunma hatalarıyla birlikte topun sevmemesinden kaynaklandığı bir gerçek. Ancak dünkü maçta gelen gol ve rakibin kaçırdığı pozisyonlar akıllara geçen sene takımın yanında olup birçok üç puan kazandıran şans faktörünün geri gelmiş olabileceğini getirdi. Sonuçta Galatasaray’ın ne kadar kötü ve zor durumda olursa olsun, büyük bir aksilik olmadıkça, her sene şampiyonluğu son haftaya kadar takip edeceğini unutmamak gerekir.

Perşembe, Kasım 16, 2006

Milliler Umut Verdi (Tür-İta)

16.11.2006
Dün gece iyi bir milli takım izledik. Volkan'ın hediye ettiği golü bir taraf koyarsak, ne kadar eksik olursa olsun bir dünya şampiyonu karşısında deplasmanda ortaya koyduğumuz kişilikli futbol ilerisi için hepimize umut verdi. İtalyan savunması karşısında zor pozisyon bulacağımızın farkındaydık ama onlara da neredeyse hiç gol pozisyonu vermememiz, maçın hazırlık maçı olmasından ziyade savunmadaki başarızın bir kanıtıydı.

Her şeydn önce şunu kabul etmek gerekir ki Mehmet Aurello milli takımımıza tam bir ilaç oldu. Önceden beri söylediğimiz savunmaya yönelik orta saha oyuncusu eksikliğimizi başarıyla gideren Aurello beraber oynadığı Emre ile müthiş bir uyum gösterdi ve İtalyan forvetlerini durdurmamızın birinci sebebi bu ikili oldu. Defansta, kendi takımında oynamadığı için milli takımdan da olan Can'ın yokluğunda görev alan Servet eskiye nazaran daha hatasız ve risksiz oynadı. Milli takımımızda zaten orta alanda hiç bir zaman problem olmamıştır ve uzun bir dönem de olmayacağa benziyor. Çünkü ülke olarak en çok, orta saha oyuncusu yetiştirmeye yatkınız. Türk Futbolu eğer bir gün dünya da bir marka olacaksa akla ilk önce orta saha oyuncularımız gelecektir. Fizik mücadeleden çok, teknik kapasitesi yüksek, ayağa oynayan ve göze hoş gelen bir futbol anlayışı bizim ülkemizin karakteristiği olabilir. Şu an bu mevkide oynayan Gökdeniz de, Tümer de, Arda da hatta Tuncay ve diğerleri de görrevlerini başarıyla yapıyor. Forvette ise zaman zaman alevlenen Hakan'ın Halil gibi çok iyi bir alternatifi var. Hafta sonunda oynadığı maçta yine kendisinden çok söz ettiren Halil'in uzun vadede, bir aksilik olmazsa, milli takıma çok faydalı olacağını düşünüyorum. Fayda demişken Arda'dan bahsetmeden geçmek olmaz. Arda Turan şu an hiç abartısız futbolumuzun C.Ronaldo adayı belki de daha iyisi. Ancak adayı kelimesine dikkat etmek gerekir, zira hem fizik olarak eksiklerini kapatması hem de kendini kanıtlaması için Arda'nın biraz daha yol katetmesi ve bu yolculuğunda kendisine çok dikkatli davranılması gerekiyor. Örneğin tüm yükünü taşıdığı kendi takımından ziyade dün oynadığı milli takım Arda'nın gelişimi için çok daha uygun bir ortamdır. Tecrübeli ve kendisi gibi iyi futbolcularla kendisini geliştirmesi gereken Arda'nın PSV maçındaki Alex gibi futbol gaddarlarıyla mücadele etmek zorunda bırakılmaması gerekir.

13. Haftada 13 Puan (GS-SAK)

16.11.2006
Galatasaray, Sakaryaspor’u farklı ve rahat geçerken sadece rakiplerinin puan kaybettiği haftada üç puan almadı, adeta özlenen ve beklenen bir futbol koydu ortaya. Zaten geçen senenin şampiyonu ve ligin en hazır kadrosunun ligdeki durumuna hiç bir Galatasaraylı anlam veremiyor, takımlarından her maçta pazar günkü formu bekliyordu. Ancak Galatasaray’ın geçen seneden kadro olarak olmasa da biraz hırs biraz da şans olarak eksik olduğu gerçeğini kabul edersek ortaya çıkan tablo az da olsa anlam kazanıyor.
Bu sene Galatasaray’ı bir Bodeslav maçında bir de Kayserispor maçında bu kadar etkili gördüm. Her ne kadar sarı kırmızılılar geride kalan maçlar arasından sadece üç maçta iyi oynasa da bu kapasitenin var olması camianın gelecek için en önemli moral kaynağıdır. Attığı goller kadar, üç büyüklere kök söktüren rakibi karşısında, pozisyon vermemesi Galatasaray için çok olumlu bir gelişme. Savunmanın önünde oynayan Ayhan ve İnamoto’nun (sonradan yerine Okan girdi) formları gün geçtikçe artıyor ve Sabri v Arda’nın taşıdığı toplarla rakip ceza alanı içinde buluşan hangi Galatasaraylı forvet olursa olsun gol atmakta zorlanmıyor. Yeri gelmişken formsuz Necati, inişli çıkışlı grafik çizen Hakan ve Ümit’in bulunduğu ortamda Hasan Kabze’nin ortaya çıkıp iki gol atması Galatasaray’ın forvetler açısından ne kadar güçlü olduğunu ortaya koydu. Böyle bir kadroya sahip Geretz’in dörtlü savunma ve iki savunmaya yönelik orta saha oyuncusu ile maçlara çıkması çok mantıklı, zira Galatasaray şu an ligimizde her maçta gol atan tek takım. Ancak gelin görün ki bu şekilde oynayan Galatasaray geçen sene altı yedi oyuncuyla oynayan galatasaray’dan daha çok pozisyon veripdaha fazla gol yiyor. Burada akla iki neden gelmeli; birincisi en iyi savunma hücumdur anlayışıyla topu rakip yarı sahada tutmaktan kaynaklanan savunma başarısı, diğeri de savunmanın kalabalık ancak etkisiz olmasından kaynaklanan başarısızlığı. Düşünüldüğünde ikinci teori daha mantıklı geliyor. Çünkü gerek lig maçlarında gerekse Avrupa maçlarında yenilen gollere baktığımızda bu gollerin az adamla yakalanmaktan ziyade bireysel hatalardan kaynaklandığını görüyoruz. Başta Tomas olmak üzere Song, Cihan, Ferhat hatta Mondragon dahi bazı gollerin yenmesinde birinci dereceden suçlu oldular. Bu futbolcuların hataları motive eksikliğinden ya da formsuzluktan hatta belki de savunmanın kalabalıklığından kaynaklanıyor olabilir ancak yapılması gereken bu akılcı sistemi değiştirmek yerine bu futbolcuların hatalarını en aza indirmeye çalışmaktır.
Haftasonu oynanacak Fenerbahçe-Beşiktaş derbisinden çıkacak özellikle Fenerbahçe’nin puan kaybı sonucu, bu haftaki galibiyetle lidere bir adım daha yaklaşan Galatasaray’ın en büyük beklentsi. Böyle bir sonuç ardından da alınacak Fenerbahçe galibiyeti, çok kötü gittiği sezonda Galatasaray’ın ilk yarıyı lider bitirmesini sağlayabilir ancak derbi maçının oynanacağı hafta Galatasaray’ı Antalya’da çok formda ve güzel futbol oynayan bir takımın beklediğini de göz ardı etmemek gerekir.

Pazartesi, Kasım 13, 2006

Düzgün Boyunlu Deve

Yazar: Barış Doğan 13.11.2006

Yazıma Beşiktaşlıların yüreğine su serpecek bir cümle ile başlamayı uygun gördüm. Beşiktaş önümüzdeki hafta oynanacak Fenerbahçe karşılaşmasında bu maçtan daha iyi bir performans ortaya koyacaktır. Şöyle ki; bir takım bir maçta ancak bu kadar kötü oynayabilir. Deveye sormuşlar “boynun neden eğri?” diye o da “nerem doğru ki” demiş. Cumartesi günü oynan maçı en güzel özetleyen cümle bu olsa gerek. Maçın trajikomik yanı ise Mehmet Yıldız’ın son dakikalarda kaçırdığı karşı karşıya bir pozisyonda Beşiktaş taraftarının pozisyonun golle sonuçlanmaması neticesinde üzülmesi idi. Taraftar demişken; gerçekten bir taraftar ancak bu kadar güzel durum tespiti yapar. Belirli konularda iyi irdelenmesi gereken bir taraftar topluluğuna sahip olan bir takımın bu hallerde olması taraftar açısından çok üzücü olmalı.

Gelelim maça,

Delgado’nun yokluğunda yine takım için sezon başından beri sorun olan çift forvet sistemiyle maça başlayan Tigana ideal santrafor olarak takımda yer bulan Nobre (sakatlığının da etkisi vardı) ve Gökhan Güleç’in yerine topu ayağında daha fazla tutabilen ve kaleye direkt gidebilen orta saha kökenli İbrahim Akın ile oyuna başlamıştı. İbrahim Akın haftalardır düzenli bir şekilde oynamamasına rağmen takımda gole en yakın hareketleri yapan isim olarak dikkat çekti.

Gole yakın hareketlerden anladığımız gol pozisyonu ise Beşiktaş’ın maç boyunca bir elin parmaklarının yarısı kadar pozisyonu olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunun en büyük nedeni ise orta sahada yer alan futbolcuların oyunu yönlendirmede ve forveti desteklemede yetersiz kalmalarıydı. Aynı üçlü defansif görevlerini de yapamayınca Sivasspor tarihi bir farkı kaçırdı.

Maçın en önemli rakamı ise Beşiktaş’ın maç boyunca yapmış olduğu 81 top kaybıydı. Topun oyunda ortalama 50-55 dakika kaldığını düşündüğümüzde bu rakamın önemi bir kat daha artıyor. Oyunculara tek tek baktığımızda ise vasata erişen futbolcunun olmadığı görüldü. Runje klasikleşen hatalarına bir yenisini daha eklemesine rağmen yaptığı bir iki kurtarış ne onu ne de takımını kurtarabildi. Takımı 3 blok olarak düşündüğümüzde yakalanan onca pozisyona rağmen takımın en iyi bölümünün defans dörtlüsü olduğunu düşünmekteyim. Fakat bunlar tamamen kötünün iyisi olarak nitelendirilebilecek performanslardı. İbrahim Üzülmez defansif görevini yerine getirme konusunda gayretli iken ofansif anlamda yıllardır süren kısır performanslarına bir yenisini daha ekledi. İbrahim Toraman ikinci yarıda Tigana tarafından sağ kanada alındıktan sonra daha fazla etkili oldu fakat oyunun kaderini değiştirmeye yetecek bir katkıda bulunamadı. Koray ilk yarı sağ kanatta ikinci yarı ise defansın göbeğinde etkisizdi. Gökhan Zan ise maçın kaderini ancak tek şekilde değiştirebilirdi. Tigana tarafından maçın son bölümünde forvet hattına alınsa ve maç boyunca hiçbir şey üretmeyen takım en azından uzun toplarla doldur boşalta dönüp şansını denese belki de bir iki karambol ile pozisyona girecekti.(Beşiktaş’ın Daum yönetiminde şampiyon olduğu sezon Alpay bu tür durumlarda maçın son dakikalarında hücuma çıkar ve pozisyon yaratmaya çalışırdı.) Ayrıca Sivasspor defansında Servet ve Hakkı’nın yer aldığını hatırlatmayı uygun görüyorum. Orta saha ise takımın en kötü hattıydı. Tigana’nın Serdar Kurtuluş inadını anlamak imkânsız. 19 yaşında bir oyuncuya bu kadar şans verilmesi için ya çok yetenekli olması gerekir ya da maç başına ortalama 40 km. koşması gerekir. Fakat bu özelliklerin hiçbiri genç Serdar’da bulunmamakla beraber defanstan çıkarken kaptırdığı iki topun Sivasspor için net pozisyonlara dönüşmesi ise genç oyuncunun şanssızlığı idi. Keleberson’un son haftalardaki en istekli oyununu oynamasına rağmen Tigana tarafından oyundan alınması ise Tigana’nın maçtaki sayısız taktik hatalarından biri idi. Ricardinho’nun ise sorumluluk almadan 2 metre yakınındaki futbolcu ile pas alışverişinde bulunması sezon başında en çok güvenilen isim olan bu futbolcu açısından devam eden hayal kırıklıklarının son halkası idi. Burak Yılmaz ise kafasındaki büyük Burak Yılmaz imajını silmeden bırakın direkt oynamayı yedek kulübesinde bile yer bulamaz. Her pozisyonda kendini yere atmaya devam ettiği bu maçta aldatmaya yönelik hareketlerine hakem Selçuk Dereli’den cevap almaması dürüst oyunu sevenler için sevindirici bir gelişmeydi. Forvet hattı için söylenecek fazla bir şey yok. Top gelmeyen oyuncuların bu şartlarda etkili olmaları tamamen tesadüflere bağlıydı ve o tesadüfler gerçekleşmeyince skor tabelası Beşiktaş adına değişmedi.

Maçta dikkat çeken diğer bir önemli nokta ise Beşiktaşlı oyuncuların en ufak bir omuz darbesinde yere düşmeleri ve ayakta kalmakta zorlanmalarıydı. Takımın iyi idman yapmadığını iddaa etmiyorum fakat oyuncular saha içinde biraz daha sağlam durmayı öğrenmeliler.

Tigana için ise ayrı bir paragraf açmayı uygun görüyorum. Tıkanan taktiğini haftalardır değiştirmeyen ve oyunu tiyatro seyreder gibi seyreden birine camianın daha fazla dayanması mümkün görünmemektedir. Oyuna tek müdahalesi ikinci yarının başında üç oyuncunun yerini değiştirmesi oldu. Gerçi bu taktiğin etkinliği de sadece 10 dakika sürdü. Yaptığı oyuncu değişiklikleri ise hatalıydı. Oyuna forvet oyuncusu alarak müdahale etti ama oyuna forvet oyuncusu alması için forvete top gelmesi lazım. Fakat azizim kalabalık olan Sivasspor ceza sahasına bir oyuncu daha göndererek durumu iyice içinden çıkılmaz hale getirdi.

Sivasspor için ise bu tür maçlarım klasik yorumu olan “akılcı oynadı” yorumunu yapamayacağım. Çünkü karşısındaki takım o kadar kötüydü ki onlar bile oyun içindeki şaşkınlıklarından dolayı yakalamış oldukları 7 net pozisyonunu gole çeviremediler.

Pazar, Kasım 12, 2006

Ekstra 1 Puan (DEN-FB)




Bugün sahada puan ya da puanları hak eden bir takım varsa o da Denizlispor’du. Gol pozisyonu açısından gayet kısır geçen maçta, bakıldığında Denizlispor biri direkten dönen olmak üzere iki gol pozisyonu yakalarken, Fenerbahçe’nin sadece yarım pozisyonu var. Bu nedenle, geçen sene şampiyonluğun bırakıldığı Denizli’den alınan bir puan Fenerbahçe açısından oynanan futbol düşünüldüğünde başarıdır.
Maça yine tek forvet ve yedek kulübesinde Kezman, Ümit, Mehmet Yozgatlı, Aurello ve Rüştü ile başlayan Ziko’nun bu kadrosu ilk planda saygı duyulabilecek bir kadro iken oyunun gidişatına göre yapılmayan ya da yanlış yapılan değişiklikler Fenerbahçe açısından maçın kaderini belirledi. Denizlispor, maçın başından sonuna kadar bir puan için sahadaydı. Savunmayı kapalı tutup orta alanda Yusuf ile atak olgunlaştıran Denizlispor gol atmaktan ziyade gol yemeden maçı tamamlama çabası içindeyken topla buluşan her Fenerbahçeliye de iki-üç futbolcuyla baskı yaparak rakibin olası gol pozisyonlarının başlamadan bitmesini sağlıyordu. Bu baskıya çanak tutan Fenerbahçe’nin yavaş oyun sistemi sonunda ilk yarı neredeyse hiç oynanmadan golsüz sona erdi.
Devre arasında Ziko’nun oyunu çevirmesi için ne yapacağı düşünüldüğünde akla hemen, fazla çıkmayan rakibe karşı, hücum hattını güçlendirmek geliyordu. Böyle bir ortamda Ziko ancak altmış beşinci dakikada Kezman’ı sahaya sürdü ama Deivid’in yerine! Diğer bir değişle Fenerbahçe’de değişen hiçbir şey olmadı. Bu değişiklikten sonra yapılan yine sadece aynı bölgenin oyuncularının kendi aralarında değiştirilmesi de oyunun kaderini değiştiremedi ve maç başladığı gibi sona erdi. Hal bu ki yapılması gereken Kezman’ı Daivid’in yanına ve Yozgatlı’yı da daha erken oyuna alarak durağan giden oyunu daha hareketlendirmek ve en azından gol pozisyonuna girmek olmalıydı. Zira Tuncay ve Tümer ile baskı altında oynayan Alex’in etkisiz kaldığı maçta oyunu hareketlendirmek ancak bu şekilde mümkün olurdu.
Geçen hafta canlı yayında izlediğim Ziko’nun sorulara verdiği yanıtlar gerçekten kafamda önemli soru işaretleri uyandırdı. Zira en temel konularda dahi Brezilyalı hoca beklenmedik yanıtlar verip izleyenleri şaşırtıyordu. Bunlardan en önemlileri; takımın hızlı oynadığında başarısız olacağı ve Appiah’ın geçen seneye oranla daha defansif oynamasıydı. Geldiği günden beri aşama kaydeden ve futbolun doğrularını zamanla gören Ziko’nun anlaşılan düzeltmesi gereken konuları var.
Bugün bakıldığında ilk yedi hafta sonunda Ziko’ya karşı düşünülenler ne kadar yanlışsa alınan üç-dört galibiyetten sonra oluşan olumlu fikirler de o kadar sağlıksız. Çünkü Fenerbahçe yeni kadrosuyla hala kendisini kanıtlamış bir takım değil. Her maçında baskılı oynayıp yense de yenilse de iyi mücadele ederek futbolun doğrularını yapan bir Fenerbahçe’nin oluşması için öncelikle Ziko’nun yukarıda sayılan eksikliklerini tamamlaması gerekir.
Haftaya bu senenin ilk derbi maçına çıkacak sarı lacivertlilerde alınacak galibiyet yine sorunların hasıraltı edilmesine yeterli olacaktır ancak puan kaybı olursa işler daha çok sarpa sarabilir. Ancak iki takımı kıyasladığımızda kendi sahasında oynayan Fenerbahçe’yi daha şanslı görüyorum. Ayrıca bu sene ligimizde kalite düşük olmasına karşın her takımın her maçta puan kaybedebileceği, heyecanlı maçlar oldu ve bundan sonra da böyle devam edeceğe benziyor. Bu nedenle geçen sene seksen bir puanla şampiyon olamayan takımlar bu sene yetmiş iki puanla bile bu işi başaracak gibi görünüyor.

Arkası Gelmez Dertlerimin (BJK-SVS)


Beşiktaş bizi yanıltmamaya devam ediyor. Mutlak kazanması gereken Beşiktaş, Balili biraz gününde olsaydı farklı yenik ayrılabilirdi bugün İnönü’den. Takımın çok gol pozisyonu vermesi Tigana’nın kapalı anlayıştan daha gole dönük oynamasının bir getirisi ama hala gol pozisyonu bulmakta zorlanmak olacak iş değil.
Beşiktaş’ın en büyük sorunu geldiğinden beri istikrarlı bir başarı yakalayamayan yönetimidir. Elde bu yetersiz kadro olduğu sürece Tigana değil kim gelirse gelsi başarılı olma olasılığı yok denecek kadar az. Her hafta sayılan problemlere en ufak bir müdahale görmek mümkün değil siyah beyazlılarda. Hal böyle olunca ortaya sıradan bir takım çıkıyor. Yıldırım Demirören’in bu sene yine Galatasaray’ı desteklememesinin tek yolu kendi düşüncelerinin değil de gerçeklerin gerektirdiği gibi hareket etmesidir.
Hafta sonu oynanacak derbi Beşiktaş’ta bir çok değişkeni belirleyecek gibi görünüyor. Olumlu bir sonuçla futbolcuların ve Tigana’nın kendilerine güveni geri gelecek, taraftarlar olumsuzlukları unutup onlara sahip çıkacakken, aksi bir sonuç tepeden tırnağa herkesi koltuğundan edebilir. Maçla ilgili olarak şunu söyleyebiliriz ki derbi maçlarda takımlar, durumları ne olursa olsun, gerçekten çok motive ve istekli oynarlar ve bu nedenle bu karşılaşmalardan her zaman her sonuç çıkabilir. Ancak futbolun doğrularını göz önün alırsak, Fenerbahçe’nin karşısına Sivasspor maçındaki gibi bir Beşiktaş çıkarsa, maçtan siyah beyazlılar için çok olumsuz bir netice çıkabilir.

Pazartesi, Kasım 06, 2006

Devre Arası (Rize-GS)


05.11.06
Hafta içindeki PSV yenilgisi belki Galatasaraylılar’ı pek şaşırtmadı ama bugünkü yenilgi tüm camia için büyük bir şok oldu. Kadrosu ve sistemi ne olursa olsun Türkiye’de, derbi maçları hariç, her maçın favorisi olan Galatasaray’ın bu hafta itibariyle liderin sekiz puan ardına düşmesi, Geretz’in koltuğunu sallamaktan öteye geçebilir.
İlk yarım saatte yediği iki golle yenik duruma düşen Galatasaray için maçın kalan dakikaları ilk etapta bir puanı kurtarma ve olursa galibiyet golüne ulaşma mücadelesine dönüştü. Ancak kendi sahasında oynayan Rizespor’un direnci, İkinci yarının tamamında topa hâkim olmasına karşın rakip kalede beklenen gol pozisyonlarını oluşturamayan Galatasaray ileri uç oyuncuları birleşince maç da ilk yarı skoru ile sona erdi.
Galatasaray’da futbolcu-Geretz-yönetim bağlantılarının kopuk olduğunu daha önce de söylemiştik. Geçen sene şampiyonluğu getiren birliktelikten bu sene eser yok. Forvetlerin sessizliği, yabancıların kötü performansı ve takımın tüm yükünün on dokuz yaşındaki bir futbolcuya kalmış olması Galatasaray’ın bu güne kadar sadece dört galibiyet almasının ana nedenleri. Hatta kendisinden önce Beşiktaş ve Trabzon ile oynayıp nispeten daha çok yıpranan takımlar karşısında bu şekilde çok başarısız bir grafik çizen sarı kırmızılıların düzelmesi için takıma mutlaka taze bir kan gerekiyor. Ancak devre arasına kadar bu kadro ile devam etmesi gereken sarı kırmızılıları devre arasında neler beklediğini zaman gösterecek.
Geretz geçen sene iyi bir kadro oturtmuş, kötü oynadığı maçlar da dahi maçı kazanan bir on bir oluşturmuştu. Bu kadroda özellikle forvet oyuncuları kim oynarsa oynasın boş geçmiyor hatta bazı üç puanlar son dakikalarda oyuna giren futbolcuların ayaklarından geliyordu. Bu sene ise Galatasaray’ın hücum hattı tamamen durmuş durumda. Başta Necati olmak üzere Hakan ve Ümit’te müthiş form düşüklüğü var. Bu noktada kendisine hiç forma şansı verilmeden, kendisinden maçı kurtarması beklenen Hasan Kabze’ye yapılan haksızlıktan başka bir şey değil. Forvet haricinde orta alanda İnamoto ve Ayhan’ın başarısızlıkları ve başta Tomas olmak üzere savunmanın çok pozisyon hatası yapması Galatasaray’ın en büyük sorunları. Bu sorunların kısa vadede kolay kolay çözülemeyecek olması da cabası. Diğer taraftan PSV maçından sonra da söylediğimiz gibi, tüm yükün Arda’nın üzerinde olması Galatasaray için bir başka olumsuz gelişme. Dikkat edilirse bu futbolcudaki form düşüklüğü artık her maçta göze çarpıyor. Her hafta 180 dakika oynamak ve bu dakikaların hepsinde ağır bir sorumluluk altına girmek bu futbolcu için çok büyük bir tehlikedir. Arda’nın Geretz tarafından biraz daha korumaya alınması gerekir.
Artık kalan altı haftada Galatasaray’ın maksimum puanla ilk yarıyı tamamlaması ve kendisini devre arasına atması gerekir. Bu dönemde yapılacak futbolcu, belki de teknik adam değişiklikleri Galatasaray’ın ikinci yarıda daha iddialı olmasını sağlayacaktır.

Sistem Değişti (ANT-BJK)

05.11.06
Tigana sistemini değiştirdi, hayırlı olsun. Bu şekilde gol atma problemini çözen kara kartal, Antalyaspor filelerine tam dört gol bıraktı! Ancak kapalı oynarken dahi rakiplerine bol bol gol pozisyonu veren Beşiktaş’ın bu sistemle nasıl savunma yapacağını Tigana’nın hiç düşünmediği bugün tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı. Her hafta söylediğim sıkıntıları tekrarlamaya gerek yok ancak Beşşiktaş’ın yediği üçüncü gol her şeyi anlatıyor.

Örnek Kaptan (FB-GAZ)


05.11.06
Fenerbahçe’de işler iyi gitmeye başladı. Geçen hafta alınan galibiyetten sonra bu haftaki üç puan işlerin biraz daha rayına oturmasını sağladı. Ziko’nun sistem değişikliği neticesinde oluşan yeni takım, girenin çıkanı aratmayacağı bir kadro olma yolunda ilerliyor. Bu üç puan ve rakiplerinin puan kaybetmesi, Fenerbahçe cephesini tümüyle sevince boğdu. Fenerbahçe Gaziantep spor’u farklı geçerken büyük ölçüde olumlu görünen tablo da bazı eksikliklerin olduğu da gözden kaçmıyor.
Fenerbahçe’nin şu andaki artıları: iyi mücadele etmesi, takım içindeki uyumun (teknik direktör-futbolcu uyumu da buna dâhil) pozitif olması, kadronun her geçen hafta biraz daha üzerine koyması ve tabi ki Ziko’nun gün geçtikçe takımın yapısına uygun sistemi daha iyi kavramasıdır. Dikkat edilirse Fenerbahçe, özellikle önde olduğu anlarda, hiç bir zaman mücadeleyi elden bırakmıyor. Orta alanda Alex ve önde Daivid de dâhil olmak üzere tüm futbolcular kendi alanlarında rakiplerini rahat bırakmamak için gayret sarf ediyorlar. Bu istek ve hırs da dakikalar ilerledikçe meyvesini veriyor ve takım gol yollarındaki usta silahları ile pozisyon yaratmakta zorlanmıyor. Savunmaya Önder’in monte edilmesi ve Edu-Lugano ikilisinin takıma ısınmasının Fenerbahçe’ye katkısı rakiplerin eskisi kadar kolay pozisyon bulamamasıdır. Ancak bugün oyuna sonradan giren Ümit öyle işler yaptı ki Fenerbahçeli taraftarlar, Uğur’un zorunlu değişikliğine neredeyse sevinecek duruma geldiler. Lafı geçmişken Ümit Özat, gerek futbolu gerekse futbol dışı yaşamıyla tam bir profesyonellik abidesidir. Sınırlı tekniğine karşın özveriyle çalışması kendisinin bugün Fenerbahçe’de, hem de kaptan olarak, başarıyla forma giymesini sağlamıştır. Çok yetenekli ancak bir o kadar profesyonellikten uzak futbolcular düşünüldüğünde Ümit Özat gibi istikrarlı futbolcuların önemi bir kez daha ortaya çıkıyor.
Fenerbahçe’nin olumlu bir diğer yönü, başta Daivid olmak üzere futbolcuların yavaş yavaş beklenen formlarını yakalamaları oldu. Geçen hafta V.Manisaspor’a attığı üç golden sonra bu hafta da fileleri havalandıran Brezilyalı, hem takıma hem de Türkiye’ye artık uyum sağladığının sinyallerini veriyor. Daivid ile birlikte Tuncay, Tümer, Önder, Appiah, Edu ve Lugano’nun da performansları sezon başı ile kıyaslandığında ortaya müthiş bir tablo çıkıyor. Bu tablonun ressamı Ziko ise başlı başına bir değişim örneği. Takımın yapısına uygun tek forvetli düzene geçildiğinden beri Ziko, oyuncularla iyi iletişimi ile birlikte başarılı bir performans çiziyor.
Alınan farklı yengiye karşın Fenerbahçe’nin eksiklikleri de gözden kaçmıyor. Bu eksikliklerin başında Appiah konusu var. Appiah geçen haftalara oranla formunu yukarıya taşıdı ve üzerindeki ölü toprağını attı ancak sorun Appiah’ın nasıl değil nerede oynadığı. Gaziantepspor maçı da bir kez daha gösterdi ki Appiah bu sene maça savunmaya dönük orta saha başlıyor ve neredeyse forvet arkası oynuyor. Appiah’ın ileri çıktığı dakikalarda Tuncay onun alanına geçiyor ve bu Ziko’nun bir yeniliği olarak göze çarpıyor ancak Tümer, Tuncay, Alex, Semih, Daivid, Kezman ve M.Yozgatlı’ya sahip Fenerbahçe’nin en son gereksinim duyduğu şey Ganalının bir forvet ya da forvet arkası gibi oynamasıdır. Bilakis Fenerbahçe’nin Appiah’dan beklediği, Deniz ya da Aurello’nun yanında sağlam bir şekilde durup rakip akınlarını başlamadan bitirmesidir. Her ne kadar Kadıköy’deki lig maçlarında bu taktik sürdürülebilir olsa da Avrupa ve deplasman maçlarında Ziko’nun bunu yapmaması gerekir.
Ziko’nun ikinci dikkat etmesi gereken konu da maç içindeki sistem değişikliğidir. Kayserispor maçında 2–0 öne geçtikten sonra hala maça başladığı sistemle gol arayan Fenerbahçe, kalesinde golü gördü ve Alex’in golüne kadar tedirginlik yaşadı. Gaziantepspor maçında da 2–1 öne geçtikten sonra bu skoru yoluna gitmeyip aynı hızla devam etmesi, golün Fenerbahçe kadar rakip takım tarafından bulunmasına da yol açabilirdi. Bu durumlarda hem oyunu soğutmak hem de savunmayı güçlendirmek için Aurello ya da benzeri bir futbolcunun oyuna alınması daha doğru olacaktır.
Sonuç olarak rakiplerinin tümünün puan kaybettiği haftada üç puanı alan sarı lacivertliler tam 13 puan birden kazandılar. Önümüzdeki haftalardaki kritik maç serileri göz önüne alındığında bu puan farkının önemi daha da güçleniyor. Ancak bu şekilde pozitif oynayan Fenerbahçe’nin rakiplerinden daha iddialı olduğunu kabul etmek gerekir.

Cuma, Kasım 03, 2006

Bal Yapmayan Arılar (DB-BJK)


02.10.2006
Her ne kadar Bükreş ekibi on üçte on üç yapmış olsa, sahasında hiç yenilmese ve çok formda da olsa altı üstü Dinamo Bükreş ile oynadı Beşiktaş. Maçı izleyen herkes, maçtan önce düşünülenin aksine Beşiktaş'ın maçı kazanamaması için hiç bir sebep olmadığına kanaat getirdi ancak gözden kaçan en önemli nokta Beşiktaş'ın futbol oynayamamasıydı.
Olumsuz sonuçlardan sonra çark eden Tigana bugün hem de deplasmanda oynamasına karşın, Delgado, Richardinho ve Bobo'yu beraber oynatırken, Serdar ve İbrahim kanatlardan hücuma destek vermekle görevlendirmişti. Uzun zamandr oynamayan (sakatlığı nedeniyle büyük olasılıkla bir müddet daha oynayamayacak) Kleberson savunmanın, klasik dörtlü de Runje'nin önünde yerini almıştı. Bu şekilde rakibine oranla daha çok topla oynayan ve tehlikeler yaratan Beşiktaş rakibine verdiği ilk pozisyonda golü yiyerek işleri tamamen zora soktu. Bu dakikadan sonra daha çok kapanan rakibi karşısındapozisyonlar ve bir de gol bulmasına karşın son dakikalarda yenilen penaltı golü yine sahadan puansız ayrılmamıza neden oldu.
Beşiktaş'ın ciddi problemleri var ve bu problemler sadece sistemle de sınırlı değil. Bugün kalabalık ortasaha ve hücuma dönük oyuncularla oynayan Tigana yine ortaya bir şey koyamadı. Çünkü Beşiktaş'ın kadrosu çok yetersiz. Kleberson, Richardinho, Delgado, Nobre isimlerini duyarak bu kadronun çok iyi bir kadro olduğunun söylemesi son derece yanlıştır. Zira bu oyuncuların hiç bir pozitif katkısı olmadığı gibi, olsa bile, diğer oyuncuların bireysel ve takım halinde yaptıkları hatalar nedeniyle bu katkılar sıfırlanıyor. Sakaryaspor maçından sonra söylediğim gibi, Tigana ve alınan genç futbolcular gelecek uğruna takımda tutulacak ve iki seneyi feda edip, iki sene sonra her kupada iddialı bir Beşiktaş oluşturulacaksa kimsenin sözü olmaz. Ancak bu oyuncular ve bu psikolojilye Beşiktaş'ın haftasonunda Antalya'yı bile yenmesi çok zor olur.
Ülke futbolu açısından baktığımızda yine bir maçtan puanasız ayrıldık. Rakip Rumen takımlar bir zamanlar bizim yaptığımız gibi çıkış içerisindeyken, takımlarımız en kolay maçları dahi kazanamaya devam ediyorlar. Bu durumun düzelmesi için kısır iç çekişmelerin bir tarafa bırakılarak, birbirimizi destekleyici bir tavırla işlerimizi yürütmeliyiz. Her kupada başarılı Türk takımları görmenin ilk koşulu budur.

Perşembe, Kasım 02, 2006

Çakallar ve Aslan (PSV-GS)

01.11.06
Aslında herkes çok ümitliydi Galatasaray’dan. Gerek son maçlardaki başarılı futbol gerekse Şampiyonlar Ligi’ndeki kötü gidişatı ortadan kaldırma hırsı hepimizi Galatasaray’ın Hollanda’dan en azından bir puanla döneceğine inandırmıştı. Ancak Tomas’ın kırmızı kartı bir tarafa Galatasaray sahada adeta bir siluet gibi top oynadı ve baskılı oynayan rakibine karşı tek bir gol pozisyonuna dahi giremedi. Bu sonuçtan sonra tek ümidimiz sarı kırmızılıların Bordo’yu yenerek yoluna UEFA kupasında devam etmesidir.
Maça tek forvet Ümit Karan ile başlayan ve bu futbolcuyu beslemesi için Hasan Şaş, Arda ve İliç’e görev veren Geretz yine iki savunmaya yönelik orta saha oyuncusuyla tedbirli bir anlayışla çıktı sahaya. Maçın otuzuncu dakikasına kadar kısır bir görüntüde geçen karşılaşmada Tomas, Psv’nin net gol pozisyonunu faulle kesince takımını on kişi bıraktı ve bu dakikadan sonra zaten hiç olmayan Galatasaray gol pozisyonları iyice imkansızlaştı. Çünkü en azından bir puan hesapları yapan Geretz oyun anlayışını değiştirmediği gibi takımın ileri çıkmasına izin vermedi. Galatasaray’ın bütün umutları on dokuz yaşındaki Arda’ya bağlanmıştı. Yeri gelmişken Arda’nın ne kadar yetenekli ve önemli bir futbolcu olduğuna kimsenin itirazı olamaz ancak koskoca Galatasaray’ın bütün yükü bu gencin omuzlarına biniyorsa bu işte bir terslik var demektir. Barselona’da Ronaldinho, İnter’de Figo, Real Madrid’de Becham ne ise Galatasaray’da da Arda’nın o olması bekleniyor. Ancak bu futbolcuların tecrübe ve yetenekleri göz önüne alındığında Arda’ya yapılan haksızlık tüm çıplaklığı ile gözler önüne çıkıyor. Arda Galatasaray’da kaliteli ve tecrübeli ağabeylerinin yanında kendini pişirmesi gereken ve bu şekilde önü çok açık olan bir futbolcu durumundayken, şu anda çakalların arasına atılmış bir aslan yavrusu misali çaresiz kalıyor. Bu nedenle Geretz’in onu daha fazla yıpratmamak için oyundan alması son derece doğru bir karardı.
Sonuçta her ne kadar rakibi çok formda da olsa Galatasaray’ın bu şekilde rakibine teslim olması, futbolumuzun kısır çekişmelerden dolayı ileriye dönük hiçbir gelişme kaydedememesinin bir kanıtıdır. Galatasaray’ın ise bireysel olarak Şampiyonlar Ligi’ndeki başarısızlığı her zaman söylediğimiz Ali Sami Yen’in hazırlanamaması ve kadro yetersizliği oldu. Bu şekilde UEFA’da da başarılı olmak zor ama en azından bu kupaya katılmak Galatasaray için başarı olacaktır.