Pazartesi, Kasım 20, 2006

Aynası İştir Kişinin Lafa Bakılmaz


20.11.2006

Merakla beklenen Fenerbahçe-Beşiktaş derbisinden ortaya koca bir hiç çıktı. Onca hazırlık, onca beklenti, onca gündem meşguliyeti tatsız tuzsuz bir mücadele, adeta bir kör dövüşü için yapılmış. Bu günkü maç 2–2 hatta 1–1 sona erseydi konuşmaya değer bir futbol olurdu ortada ancak 0–0 biten bu maçın ardından ne pozisyonları, ne sistemleri ne de futbolcuların formlarını konuşmak doğru olur. Bu maçın ardından konuşulması gereken en önemli konu futbolumuzun içine düştüğü duraklama dönemidir.
Bu hafta Turkcell Süper Lig’de oynanan dokuz maçtan üçü başladığı gibi golsüz sona erdi. Bu maçlardan biri de Fenerbahçe-Beşiktaş derbisiydi. Bir derbinin golsüz sona ermesi ya takımların çok şanssız olup girdikleri pozisyonları değerlendirememeleri ya da birbirlerini çok iyi kontrol edip rakiplerine gol fırsatı vermemeleriyle mümkün olur. Zira gerek motivasyonları, gerek maçların altı puanlık maç olması gerekse camialarının baskılarıyla takımlar derbi maçlarda canını dişine takıp rakibine üstünlük kurmaya çalışır ki bu da ortaya gol ya da goller çıkarır. Bizim derbiye bakarsak, Fenerbahçe rakibini beş yıldır Kadıköy’de yenememenin hırsına ve taraftar desteğine, Beşiktaş da Kadıköy morali ve içinde bulunduğu zor duruma karşın maçta gol atma başarısını gösteremiyorsa, durum düşünülenden de ciddi demektir.
Ortada konuşulacak bir futbol yok ve futbolumuz her gün geriye gidiyor diyerek işin içinden çıkmak da doğru olmaz. İçinde bulunulan durumdan şikâyet varsa mutlaka bunu değiştirmek için çaba sarf edebilir. Bunun içinse ilk adım teşhisi doğru koymaktır. Yirmi yıl önce Avrupa’da herhangi bir yere sahip olmayıp hem milli takım hem de kulüpler düzeyinde averaj takımlarına sahip olan futbolumuz son on yılda müthiş bir ivme yakalayıp tüm takımlar düzeyinde Dünya ve Avrupa tarafından kabul edildi. Ancak ne zaman bu büyük sahneden ziyade kendi iç çekişmelerimize önem verdik, işte o zaman futbolumuz duraklama hatta gerileme dönemine girdi. Derbi maçlarının abartılı önemi, etikten uzaklaşarak sırf rakiplerimizin rakipleri oldukları için diğer takımları desteklememiz, taraftarından başkanına kadar tüm camiaların ilk hedeflerinin Avrupa’dan ziyade birbirlerine karşı üstünlük kurma çabası olması ortaya bugünkü verimsiz tabloyu çıkardı. Ülkemizde futbol adına maalesef Avrupa kulvarı gibi önemli olanlara değil de kısır mücadelelerimiz gibi işimize gelenlere değer vermemiz son yıllarda bir arpa boyu kadar yol alamamamıza neden oldu. Birçok Fenerbahçeli için alınan 6-0’lık galibiyet UEFA Kupası’ndan daha önemliyken, Beşiktaş’ın Kadıköy’de Fenerbahçe’yi on kişiyle 4–3 yenmesi geride kalan başarısız üç seneyi unutturmaya yetti. Aynı şekilde Galatasaray’ın kıl payı şampiyonluğundan sonra, elendiği kasaba takımının adını hatırlayan dahi yok.
Daha geçen hafta Kulüpler Birliği’ndeki hararetli tartışma gelecek yerine, Fenerbahçe üzerine oldu. Bazı kulüpler tabiri caizse “Fenerbahçe bize yanlış yaptı, affetmeyiz” derken, bazıları “bu kadarı fazla” görüşünü savundu ve sonuçta ortaya yine kimseye faydası olmadığı gibi cepheleşmeler neticesinde futbolumuza zarar veren sonuçlar çıktı.
Sonuç olarak UEFA’nın FİFA’nın ve UFBK’nın tüm uğraşı futbolu daha çok kişiye sevdirmek ve alınan her kararın ve yapılan her değişikliğin ilk amacının futbolun meyvesi olan golü artırmakken, bizim futbol gerçeklerine karşı savaşımız neticesinde bu hafta Süper Lig’de sadece on dört gol atıldı. Kısır çekişmelerden bir an önce sıyrılıp futbol dünyasındaki yerimizin gereklerini yerine getirmezsek futbolumuz tüm güzelliğini kaybedecek ve insanların yoğun ilgi duyduğu bir olaydan ona karşı duyarsızlaştığı bir angarya haline gelecek. Böyle bir durumda ne Fenerbahçe 30.000 kombine satabilir, ne Beşiktaş taraftarı doksan dakika bağırır ne de yetmiş bin Galatasaraylı Olimpiyat Stadı’na gider.

Hiç yorum yok: