01.05.2006
Futbol maçları bazan çok ilginç olaylara sahne oluyor. Dünkü karşılaşmayı izlerken sanki bundan 10 yıl öncesine gittik ve aynı maçı tekrar yaşadık. Zira 1996 yılının yine bir bahar akşamında, bu kez oynadığı Trabzonspor ile şampiyonluk mücadelesi veren Fenerbahçe, 1-0 yenik duruma düşmüş, Trabzonspor’un etkili ataklarına Rüştü çok başarılı müdahalelerle izin vermemiş ve devamında Fenerbahçe Oğuz ve Aykut’un ayağından 2 gol bularak İstanbul’a sadece 3 puanla değil aynı zamanda 13. şampiyonlukla dönmüştü. Dünkü karşılaşmada yine öne geçen Trabzonspor, yine 90’dan top çıkaran Rüştü ve yine rakibinden fazla gol atarak kazanan Fenerbahçe vardı. Bu galibiyetten sonra yine şampiyonluk gelir mi onu kalan 2 hafta gösterecek ancak Fenerbahçe’nin kalan haftalardaki en zor maçını kayıpsız atlattığını ve Galatasaray’ın haftaya Beşiktaş’la oynayacağını da göz önüne alırsak rakibine oranla daha avantajlı olduğunu kabul etmek gerekir.
Maça her iki taraf da kontrolü başladı. Fenerbahçe Luciano ve Nobre’nin yokluğunda, 4-4-1-1 şeklindeki oyun düzenini bozmadan Önder ve Anelka ile başlarken, Halilhodziç, doğru bir kakarla, Fenerbahçe’ye karşı açık onanamayacağının bilincinde olarak sahaya Yattara’sız, öncelikle savunmayı ve ani ataklarla golü düşünen, 4-5-1 şeklinde bir kadroyla çıktı. Fenerbahçe’nin topa daha çok sahip olduğu ancak ataklarının katı Trabzonspor savunması arasında kaybolup gittiği, adeta pozisyonsuz geçen bir yarım saatten sonra Trabzonspor golü, yine pozisyon olmadan, Symkovyak’ın kafasıyla geldi ve beraberlikle bile çok büyük avantaj kaybedecek olan Fenerbahçe’nin işi bu dakikadan sonra çok zorlaştı. Çünkü Trabzonspor başarılı bir savunma yapıyor, Fenerbahçe tek forvetle oynuyor ve sezon başından beri görülen en büyük eksikliği olan kapalı savunmaları açmakta zorlanıyordu. İkinci yarıya takımlar ilk yarıdaki on birleri ile çıkarken 54. dakika maçın hiç şüphesiz kader anı oldu. Aynı pozisyonun içinde net tam 5 gol pozisyonu bulan Trabzonspor, direkleri, savunmayı ve Rüştü’yü geçemeyip devamında Tuncay’ın çok zor bir pozisyonda topu ağlara yollaması 3 puanın Fenerbahçe’ye bir anlamda göz kırpması oluyordu. Zaten skor avantajını yakalamış, savunması hata yapmamış, bu anlamda morali iyi olan Trabzonspor karşınında, pozisyon bulmakta zorlanan Fenerbahçe’nin golü ya çok zor bir pozisyonla bulacağı ya da çok zor bir gol atacağı gün gibi ortadaydı. Böyle bir ortamda Fenerbahçe’nin gol kaçırma lüksü ortadan kalkmış, en ufak bir pozisyon kırıntısını bile tehlikeye çevirme mecburiyetleri doğmuştu. Golden önce değişikliği işaret edilen Semih golden sonra oyuna dahil oldu ve bu değişiklikle Daum, 4-3-1-2 düzenine geçerek oyunu biraz daha riske edip galibiyet için geklei hamleyi yapmış oldu. Tuncay’ın golünden on dakika sonra, oyuna sonradan dahil olan Semih, takımının ikinci, bundan on dört dakika sonra da üçüncü golünü atarak oyunun gidişini bir anda değiştirdi. Elbette burada Trabzonspor’un 2-1’den sonra, Yattara’yı alarak açık futbola dönmesi ve bu anlamda savunmayı ikinci plana atmasının da büyük rolü var ancak Trabzonspor’un en büyük şansızlığı, o dakikaya kadar çok başarılı oynayan, Stephanov’un sakatlanarak oyundan çıkmasıydı. İki farklı üstünlükten sonra Fenerbahçe için oyunun rahat geçeceğini düşünenler son on dakikayı, ligimizin en iyi forvetlerinden biri olan Fatih’in, Kadıköy’deki golünün kopyası olan golünden sonra, yine nefeslerini tuatarak izlemek zorunda kaldılar. Kalan dakikalar, bazı tehlikeli sayılabilecek pozisyonlara sahne olsa da, gol getirmeyince kazanan sarı lacivertliler İstanbul’a başları dik ve sevinçli geldiler.
Dünkü maçın tartışmasız kahramanı Semih Şentürk’tü. Sezon boyunca toplam 354 dakika forma giyen bu genç futbolcu, attığı 9 golün yanı sıra 4 de gol pası vererek çok başarılı bir istatistik yakaldı. Bir dönem Fenerbahçe’de oynayan Rebrov gibi, oyuna sonradan giren ancak devamlı oynuyormuşcasına istekli ve motive, böylece takımına çok büyük katkı sağlayan Semih’in dün doğum günü olması, kendi adına ayrıca mutluluk verici bir olay. Semih bir taraftan topla buluşma noktalarında şanslı bir futbolcuyken, attığı goller dikkatle izlendiğinde kendisinin topu tutma ve topa vurma yönlerinden de çok başarılı, kısaca futbolu bilen bir futbolcu olduğu kolayca anlaşılıyor. Fenerbahçe’de, yaklaşık iki sezondur başarıyla oynayan Nobre ve ismi marka olmuş Anelka’nın arkasında kaldığı için forma şansı bulamayan Semih’in, bu şansı bulduğunda neler yapabildiğini oynadığı her maçta gördük ve bu şekilde devam ederse hem Fenerbahçe’de hem de milli takımlarda görmeye devam edeceğiz.
Sonuç olarak 2005-2006 sezonu, kümede kalma uğraşlarının yanında, şampiyonluk mücadelesi ile de geçmiş, belki de gelecek çoğu sezondan çok daha çekişmeli ve heyecanlı bir şekilde geçiyor. Ancak son iki haftaya aynı puanla giren Fenerbahçe ve Galatasaray bence dünya kupası finaline kalmış iki takım gibi takdiri çoktan hak ediyorlar. Bir tarafta maddi-manevi tüm olanaklarını seferber eden Fenerbahçe, diğer tarafta ise tüm maddi olanaksızlıklara karşın sahada onur mücadelesi veren Galatasaray’ın bu uğraşları onların neden büyük takım olduklarının bir göstergesi sanki. Ne yazık ya da ne güzel ki, futbolun doğası gereği, sadece biri kupayı kzanacak ama bu saatten sonra kaybeden için yazık oldu demektense iki takımı da kutlamak yapılacak en doğru iş olacaktır.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder