
09.08.2006
“İyi futbolcular iyi teknik adam olamaz çünkü onlar futbolu küçümserler.”
Deplasmanda oynanan ilk karşılaşma için Zico’dan herkes gibi daha savunmaya yönelik bir kadro beklerken, sahaya çıkan on biri görünce gözlerimize inanamadık. Zira Anelka’nın da katılmasıyla Fenerbahçe bugüne kadar hiç olmadığı kadar ofansif bir takım haline gelmiş, hızlı Kiev oyuncularını durdurmak ya da durduramamak sadece Appiah ve Mehmet’e kalmıştı.
Maçın ilk saniyelerinde yenen gol bir tarafa, ilk otuz dakikada D.Kiev, maçı çok rahat 3-0’a taşıyabilecek pozisyonları buldu. Rakibe baskı yapamayan Fenerbahçe ortasahasını dikine kolaylıkla geçen Ukrayna ekibi her an kalemizde pozisyon yarattı, neredeyse kusursuz oynayan Rüştü’nün yetersiz kaldığı anlarda şans bizden yanaydı ve bu şekilde olası bir fark engellendi. Özellikle ilk yarıda, Ukraynalılar’ın aksine Fenerbahçeli futbolcular sanki ilk defa bir arada oynuyormuş gibi uyumsuz, maçtan önce bir maç daha yapmışlar gibi yorgun ve bitkin görünüyordu. Elbette bunun nedeni Tümer-Alex ikilisinin yürüyerek oynamasının yanında çok koşan ve hızlı kapanan D.Kiev ortasahası ve savunmasıydı.
Aslında sahaya Tümer, Alex, Anelka, Tuncay gibi dört hücumcu ya da başka değişle savunma yapmayan oyuncuyla başlayan Zico daha baştan rakiinin ekmeğine yağ sürmüş oldu. Çünkü dünyanın hiç bir takımı hele hele deplasmanda oynanan ilk karşılaşmada oyuna bu kadro ile başlamaz, eğer başlarsa ya bugünkü gibi farklı yenilir ya da şansı varsa az farklı yenilir. İşin düşündürücü yanı da onca ileriye dönük “yıldız”a karşın Fenerbahçe’nin golü bir duran toptan bulmasıydı.
İlk yarıyı neredeyse olağanüstü bir şekilde sadece bir gol yiyerek tamamlayan Fenerbahçe, ikinci yarının hemen başında Mehmet ile altın bir gol buldu. Bu dakikadan sonra biraz da yenen golün karamsarlığına kapılan D.Kievli oyuncular karşısında Fenerbahçe topa daha çok sahip oldu ve daha atak göründü. Ancak hala D.Kiev’in her atağı gol kokuyor ekran başından Zico’ya değişiklik yap, savunmaya dön diye bağırıyorduk ki Zirkovski’nin oyuna sonradan girip takımını canlandırmasından sonra bir köşe vuruşundan ikinci golü ağlarımızda gördük.
Yenen bı ikinci gol tam anlamıyla bir fiyaskoydu. Çünkü daha önce iki sefer aynı şekilde arka direğe ortalanan köşe vuruşlarından ilki doğrudan auta çıkmış, ikincisini Rüştü ayaklarıyla önlemişti. Belli ki Kievli futbolcular bu pozisyonlara çalışmış ve köşe vuruşlarını bu şekilde değerlendiriyorlardı. Ancak futboldan uzaktan yakından ilgisi olmayanların bile gördüğü bu durumu göremeyen Zico ya da uygulayamayan futbolcular nedeniyle ikinci golü yemekten kurtulamadık.
Sonuç olarak Zico’nun iyi niyetli “rakibe göre değişmeyen” hücumcu futbol anlayışı, en az Daum’un kapalı futbolu kadar eleştiriye açık. Ortada bu kadar gol atmaya neden olacak bir sebep yokken bu şekilde bir kadroyla maça başlamak çok büyük, bereberliği yakalamışken hala gol peşinde koşmak daha büyük bir hataydı. Artık, D.Kiev’in deplasmanda daha başarılı oynayan bir ekip olması nedeniyle, Fenerbahçe’nin yoluna UEFA Kupası’nda devam edeceğini gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Hatta bugünkü skordan sonra İstanbul’daki maçı da D.Kiev kazanacaktır. Hoş bu şekilde Şampiyonlar Ligi’ne katılmasındansa Fenerbahçe’nin UEFA’da oynaması daha hayırlı olacaktır.
Son söz ne hiç bir varlık gösteremeyen Tümer’e ne de sahada yürüyen Anelka’ya; son söz Alex De Sousa’ya... Küçük maçların büyük oyuncusu olmaktan bu sene de kurtulamayacak gibi görünüyor Alex. Karşısında biraz koşan bir adam olduğu zaman bırakın koşmayı o sihirli dediğimiz ayakları topa sahip olmakta dahi zorlanıyor. Bu şekilde değil Brezilya milli takımı Fenerbahçe’nin zor maçlarında bile yeri olmamalı bence Alex’in. Ancak Zico’dan sonra takımdaki konumu düşünülünce sahadan son çıkacak futbolcu yine kendisi. Bu nedenle, böyle devam ederse bu sorun başta Zico olmak üzere tüm Fenerbahçeliler’in başını çok ağrıtacak gibi.
Bugünkü karşılaşma sadece Fenerbahçe’nin ilk ciddi sınavında sınıfta kalıp yüzüncü yılda şampiyonlar ligi macerasının daha başlamadan bitmesine de neden olmakla kalmadı ileride Fenrbahçe’yi ne kadar büyük tehilelerin beklediğinin de bir gösterdesi oldu. Öte yandan “iyi futbolcudan iyi teknik adam olmaz” teorimiz de bir kez daha doğrulandı. “İyi futbolcular iyi teknik direktör olmaz çünkü onlar futbolu küçümserler.”
Gecenin sevindirici haberi Ali Sami Yen Stadı’ndan geldi. Her ne kadar adını daha önce duymasak da bundan önce iki tur geçerek Galatasaray’ın rakibi olan Çek takımını sarı kırmızılılar farklı mağlup ederek şampiyonlar ligine katılmayı büyük ölçüde garantiledik. Ne kadar kadro, teknik direktör ya da yönetim eleştirisi olursa olsun Galatasaray’ın Avrupa’da bir başka oynadığı su götürmez bir gerçek. Bu gecenin iki yıldızı Arda ve onu sahaya süren Geretz oldu. Sadece Arda değil, Ferhat, Aydın gibi nice genç futbolcuya sahip çıkıp onları en krıtik maçlarda oynatmaktan geri durmayan Geretz belki de önümüzdeki on yılın Galatasaray’ını hazırlıyor. Her ne kadar kadro yapısı ve sistemi itibariyle Şampiyonlar Ligi’nde zorlanacak olsa da, Galatasaray’ın rakip kim olursa olsun kişiliği ile oynayacağı kesin.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder