Futbol bazıları için, içinde bin bir eleman, varyasyon ve heyecan bulunduran çok bilinmeyenli bir denklem bazıları için de çok basit ve sığ bir oyun. Dünyada bazı ligler ve bu liglerin takımları futbol denilen bu endüstrinin, eğlencenin, hobinin, yarışmanın, ya da adına ne derseniz deyin bu sporun en ince güzelliklerine ulaşıp; taraftarı, futbolcusu, yönetimi ve medyasıyla bu oyunun tam anlamıyla tadını çıkarırken, bazı ülkeler de, adeta kendilerine çizilmiş çerçeveler içerisinde, diğerlerinden gördüklerini, tecrübe ettiklerini kısaca edindiklerini uygulamaya çalışıyor. Futbolun güzelliklerinden uzak, gerçek “futbol ülkelerinin” ancak kırıntılarıyla doymaya çalışan ve anlık duygularla hareket eden bu takımların içinde bulunduğu “ülke futbolları”nın dünya futboluna katkıları devede kulak misali. Maalesef ülkemizdeki futbol da profesyonelliktense amatörlüğe, hoşgörüdense tahammülsüzlüğe, kutlamaktansa eleştirmeye; kısaca gerçek futbol ülkelerindense ülke futbollarına yakın bir durumda. Büyükler, ortalar ve küçükler diye ayrılan ve neredeyse Hindistan’daki kast sistemi misali aralarında geçiş olmayan bu gruplaşmadan her sene, Şampiyonlar Ligi’nde doğru dürüst başarılı olamayan bir şampiyon ve ikinci, Galatasaray’ın UEFA kupasını alması dışında yine elle tutulur bir sükse yapamayan UEFA kupası takımları çıkarken, alt sıralardan da diğerlerinden ufak farklarla ayrılan üç takım küme düşüyor. Hakemlerin, sezonun ilk düdüğünden sonuncusuna kadar acımasızca eleştirilmeleri, birbirlerine en ufak saygısı olmayan kulüp yöneticileri ve tabi onların açıklamalarından etkilenen futbolcular, birbirlerini düşman gibi gören taraftarlar ve olan bitenden sanki memnun gibi davranan medya, aslında ligimizin altına dinamit koyan ve onun bu seviyede kalmasını sağlayan zararlılar. Tüm bunlar nedeniyle biz basit futbolu yaşıyor, izliyor, oynuyor ya da konuşuyoruz. Maçlarımızın bize hep aynı tadı vermesine karşın, geçmişi çok çabuk unuttuğumuz için, onlardan zevk aldığımızı düşünüyoruz. Sezon boyunca alınan, bir elin parmaklarını geçmeyen beklenmedik sonuçları “sürpriz” diye adlandırılıyor ancak bunlar üst üste gelirse onları da normal karşılamaya başlıyoruz. İddiası olmayan takımları, yenilince maç sattı, kazanınca da teşvik aldı diye suçluyor, bu suretle emeğe en büyük haksızlığı yapıyoruz. Sezon boyu başarısız olan takım bir derbi kazandığında onu yere göğe sığdıramıyor, genelde başarılı olmuş futbolcularımızı tek bir yenilgi için yuhalamakta tereddüt dahi etmiyoruz. Kaybedilen maçlardan sonra en büyük sorumlu hakem, kazanınca takdiri hak eden futbolcular oluyor. Statlarımız karnaval yerinden çok savaş alanlarını andırıyor. Kendi takımımız başarılı olamadığında karşı tarafı da üzmek için elimizden geleni yapıyoruz. Rakibimizin pire hatalarını deve yaparken asla özeleştiri yapmıyoruz, çünkü biz her zaman haklıyız. Takımımız iyiyken maçlara gidiyoruz, kötüyken futbol oyununun tamamından soğuyoruz.
Kısaca her işimizin olduğu gibi futbolumuz da tepeden inme, düşüncesiz ve yüzeysel. İşin trajik tarafı bu kısır döngünün bırakın düzelmeyi günden güne bu olumsuzluklarla beslenerek büyümesi. Bir yer düşünün ki emniyet müdürü çıkıp “bitsin artık bu lig” diyor. Çünkü insanları bir araya getiren, onları eğlendiren, spora teşvik eden futbol, artık insanların güvenliğini tehdit ediyor. Sezon boyunca onlarca maç seyircisiz, bir o kadarı da tarafsız sahada oynanıyor. Kulüplere milyonlarca lira ceza veriliyor ve tüm bu cezalar hiç ama hiç yadırganmıyor. Sokakta takımının galibiyetini kutlayan insanlar dayak yiyor, deplasmana giden taraftarlar hırpalanıyor, takımının formasını giyen taraftarlar dövülüyor.
Böyle bir yapıya sahip ülke futbolumuzda hafta sonunda, rakiplerinden haftalar önce kopmuş iki büyük takım maçlarını kazanarak son sözün son hafta söyleneceğini gösterdiler. Fenerbahçe Kadıköy’de K.Erciyesspor’u yenerken, aynı dakikalarda boğazın hemen karşı tarafında Galatasaray Beşiktaş’ı mağlup etti. Önümüzdeki hafta Fenerbahçeliler tüm varlıklarıyla Denizli’de olurken Galatasaraylıların gözü Ali Sami Yen’de kulakları Denizli’de olacak; sonuçta bu testilerden biri kırılacak diğeri mutlu sona ulaşacak. Ya Fenerbahçeliler avuçlarındaki şampiyonluğun son anda gitmesiyle tam anlamıyla yıkılacak, ya da Galatasaraylılar için Nietzsche’nin o meşhur sözü gerçek olacak “umut en büyük kötülüktür çünkü ızdırabı uzatır.”
Önümüzdeki sezonlarda bir Anadolu takımının da şampiyonluk mücadelesini izlemek, kazanan takımı tebrik etme asaletini göstermek, yaptıklarımızı bize yapılıyormuşçasına değerlendirmek, futbolun bir spor dalı olduğunu unutmamak ve gerçek anlamda bir futbol ülkesi olarak kabul edilmek dileğiyle.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder