Perşembe, Ekim 05, 2006

Büyük Resim

20.05.2006
Çok çekişmeli ve nefes nefese geçen sezonun ardından yine çok sıcak gelişmeler yaşanıyor. Ülke futbolumuzun normal bir özelliği olarak sezonu “başarısız” kapatan Fenerbahçe, bu sıcak gelişmelerin tam merkezinde. Christoph Daum’un belirsiz durumu, Nobre’nin Beşiktaş’a gitmesi, Luciano’ya teklif götürülmemesi ve en son Aziz Yıldırım’ın istifası futbol kamuoyunda tam anlamıyla şok etkisi yarattı. Diğer takımlarda sadece, rutin, futbolcu alma çabaları sürerken Fenerbahçe’de bu olayların yaşanması futbolumuzun maalesef ne kadar basit, skor odaklı ve sığ olduğunun kanıtından başka bir şey değil; acaba Appiah’ın maçın son anlarındaki vuruşu gol olsaydı ne olurdu?
Sonunda Yıldırım istifa etti. Kimine göre efsane, kimine göre Türk Futbolu için zararlı, kimine göre de Fenerbahçe’ye düşman kazandırmaktan başka bir iş yapmayan başkan, bugün görevinden ayrıldığını açıkladı. Kısaca bir hafızamızı yoklarsak: 15 Şubat 1998’deki kongrede Fenerbahçeliler’in, Ali Şen’in devamı niteliğindeki başkan adayı Vefa Küçük’ü ısrarla istedikleri seçimleri, o ana kadar pek adı sanı duyulmamış 47 yaşında genç bir iş adamı, hem de sadece bir oy farkla kazandığında kimse bu kişinin Fenerbahçe’de sekiz yıl görev yapacağını ve bu kadar iz bırakacağını tahmin edememişti. Göreve gelir gelmez sportif başarıdan ziyade kurumsal alt yapıya ve tesisleşmeye önem veren Yıldırım, bir taraftan temeli Ali Şen zamanında atılan Samandıra Tesislerini tamamladı diğer taraftan da inşası bu sene sona eren Şükrü Saraçoğlu Stadı’nı Türkiye’nin her bakımdan en iyi, Avrupa’nın da sayılı stadlarından biri haline getirdi. İlk senelerde gerek Türkiye’de gerekse Avrupa’da sportif anlamda başarı yakalayamayan Yıldırım, ilk şampiyonluğunu 2000–2001 sezonunda Mustafa Denizli ile yaşadı. Bu seneden sonra, aslında ilk geldiğinde taraflı tarafsız çoğu kişi tarafından centilmen ve saygın kabul edilen Yıldırım, gerek yönetimdeki sert tutumu gerekse diğer takımlar hakkındaki sözleri nedeniyle çok eleştiri aldı ve tepki topladı. Eleştirilerin nedeni Yıldırım’a göre Fenerbahçe’nin başarılı olması ve diğer takımları her alanda geride bırakmasıyken tepki koyanlar bunun nedeninin Fenerbahçe yönetiminin diğer takımları hor görmesi ve istedikleri her şeyi yapabilecek gibi bir hava içinde olmaları olduğunu söylüyordu. En son geçen sene Kulüpler Birliği’nden Fenerbahçe’nin ayrılma kararı, Yıldırım’a ve dolayısıyla Fenerbahçe’ye karşı olanların teorisinin en büyük desteği oldu. Sekiz yıllık başkanlığında kulübün bütçesini yaklaşık sekiz kat artıran, Revivo, Ortega, Hoijdonk, Appiah, Alex ve Anelka gibi büyük yıldızları Türkiye’ye getiren, maddi-manevi fedakârlığı sayesinde taraftarın sevgilisi olan Aziz Yıldırım 2001 yılında yine istifa etmiş ancak camianın yoğun ısrarı nedeniyle görevine geri dönmüştü. Ancak bu sene, çok ilginç bir şekilde kaçırılan şampiyonluktan sonra, kulübe maddi ve kurumsal anlamda çok şeyler kazandıran Aziz Yıldırım, başkanlık görevinden kesin olarak ayrıldığını açıkladı. Yönetimi büyük olasılıkla Nihat Özdemir devralacak ve görünen o ki yeni listede Nihat Özdemir ve Murat Özaydınlı olmazken eski yöneticilerden Abdullah Kiğılı tekrar yönetime girecek.
Sonuç olarak artıları ve eksileri, günahları ve sevaplarıyla, unutulmayacak başkan görevinden ayrıldı. Bunun Fenerbahçe’ye verdiği zarar bir belirsizlik ortamı olurken, bu istifa, Yıldırım nedeniyle Fenerbahçe’ye karşı cephe alanların bu düşüncelerinden vazgeçmelerini sağlayacağı için de olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Eğer hala Aziz Yıldırımsız Fenerbahçe, üçüncü kişiler ya da takımlar tarafından sevilmiyorsa bunun da nedeninin kişiler olmadığı ortaya çıkacaktır. Taraftarların en sevdikleri başkan olan Yıldırım için sokaklara dökülmesi, sevgilerini göstermeleri açısından anlaşılabilir ama herkes bilmeli ki Fenerbahçe ne Aziz Yıldırım’la kuruldu ne de onsuz devam edemez. Taraftarlar belirsizlik içine düşmek istemediğinden başkanlarını geri çağırıyor ama belki de yeni yönetim kendileri için çok daha iyi olacak.
Fenerbahçe’de teknik direktör Daum, kalıp gitmesiyle ilgili kararı yönetime bırakırken, yönetimdeki tek destekçisi olan Aziz Yıldırım da görevden ayrılınca onun da önümüzdeki sene takımın başında olması zor görünüyor. Yabancı sınırlaması nedeniyle kendileri ile görüşme masasına oturulmayan iki Brezilyalıdan Nobre, Türkiye’de kalmak istediğinden Beşiktaş ile anlaşırken, Luciano da yine Türkiye’de mi kalacak (tabi Fenerbahçe dışındaki bir takımda) yoksa gidecek mi bunu zaman gösterecek. Tüm bu olumsuzluklar içinde Fenerbahçeliler’i sevindiren tek haber Aurello’dan geldi. Zira uygulanması düşünülen yeni kural gereği Aurello’nun Türk statüsünde oynama şansı bulunuyor ve Fenerbahçe, takımda kalmaları durumunda Alex, Appiah, Anelka ve Aurello’nun yanına tam üç yabancı futbolcu daha alabilecek.
Beşiktaş cephesi, Tigana ile yollarını ayırmadan önümüzdeki sezon, geride kalan iki senedeki olumsuzlukları yaşamamak için transfer çalışmalarını hızla sürdürüyor. Antalyaspor’dan Burak, Ç.Rizespor’dan Fahri ve Gençlerbirliği’nden Baki ile anlaşan siyah beyazlıların ilk bombası şüphesiz Nobre oldu. Fenerbahçe’de başarılı iki sezon geçiren Nobre’nin bu başarısında hiç şüphesiz vatandaşları Alex, Aurello ve Luciano’nun rolü büyüktü. Bu nedenle Beşiktaş’ta da özellikle Kleberson’a büyük görev düşüyor. Kiralık olarak takımdan ayrılan Pancu ve Ailton’un yanı sıra Tümer ve Sergen’in de durumunun belirsizliği yönetimin acilen çözmesi gereken bir sorun. Trabzonspor’dan da Yattara’nın isminin ön plana çıkması, belki de riske atmak istemediklerindendir ama Beşiktaş’ın öncelikle Türkiye’deki yabancılarla kadro kurmak istediği düşüncesini uyandırıyor.
Galatasaray’a gelince. Sezonu çok büyük zorluklarla ama şampiyon olarak tamamlayan sarı kırmızılılarda malzemecisinden Gerets’e kadar herkes çok mutlu. Çok büyük zorluklara karşın, gelen şampiyonluk camianın tüm sorunlarını unutturmuş görünüyor. Artık ne Ali Sami Yen’de taraftarların kendisine küfür etmesinden sonra “Galatasaray benim için bitmiştir” diyen Hasan’ın şikâyeti var ne de taksidini alamadığı için maça çıkmayan Song’un. Son on haftaya kadar maça gitmeyen ve yönetimi protesto eden taraftarlar ise hem yönetimi hem de Gerets’i çoktan bağırlarına bastılar bile. Bu gelişmeler ve Gerets’in de talimatıyla tüm futbolcularla tekrar sözleşme imzalandı, ayrıca bir ya da iki tane de faydalı olabilecek transfer yapılması düşünülüyor. Zaten maddi zorluklar içinde olan Galatasaray yönetiminin bundan daha fazlasını yapması beklenemez. Galatasaray en iyi Türk hücum oyuncularını kadrosunda tutan ve oturmuş bir savunma hattına sahip bir takım, ancak çok genç oyuncusu var ve bunların performansları çok inişli çıkışlı. Bu nedenle orta alana top tutabilen iki futbolcu almaları takımın Avrupa’da da başarılı olması için çok önemli görünüyor.
Peki, şimdi bir de madalyonu ters çevirip bakalım. Appiah’ın son dakikalardaki vuruşunun gol olduğunu kabul edip o andan sonraki gelişmeleri düşünelim. Fenerbahçe Denizlispor’u 2–1 mağlup etti ve on yedinci şampiyonluğuna ulaştı. Galatasaray’da deprem; taraftarların baskısına daha fazla dayanamayan Canaydın görevinden ayrıldığını açıkladı, boşalan koltuğa Adnan Polat’ın geçmesi bekleniyor. Hakan Şükür Katar Ligi’nde bir takımla anlaşırken, Song ve Hainz ülkesine gitti. Hasan artık futbol hayatını Avrupa’da sürdürmek istediğini açıkladı. Necati’nin yanı sıra İliç’in de durumu belirsizliğini koruyor. Geretz’in kalıp kalmayacağına yeni yönetim karar verecek. Türkiye’nin en iyi kadrosuna sahip Fenerbahçe’de ise başkan Aziz Yıldırım hedeflerinin beş yıl üst üste şampiyon olmak olduğunu ve yüzüncü yılda her iki kupayı da alacaklarını söyledi. Yönetim hiç bir yabancı futbolcuyu göndermezken Aurello’nun durumundan dolayı bir yabancı daha alacak.
Bu resmi görebilmek Türkiye’de futbolun anlaşılması için çok önemli. Ligin son iki haftasına puan puana giren iki takımın da şampiyon olmuşçasına alkışlanarak o şekilde değerlendirilmesi gerektiğini ve bu saatten sonra kaybedenin üzülmesinin yersiz olduğunu söylememin nedeni buydu. Atılan ya da atılamayan tek bir golden bu kadar çok etkilenen başka bir lig, bildiklerimizin arasında kesinlikle yoktur. Çünkü önemli olan genel tabloyu kaybetmemektir. Elbette rakamlar ve istatistikler önemlidir ancak bunlar somut olayları yansıtır. Ancak bazı soyut olaylar vardır ki, takip eden dönemlerdeki somut olaylar için zemin hazırlar, tıpkı Fatih Terim’in ilk sezonunda Fenerbahçe’nin Galatasaray’ı Ali Sami Yen’de 4–0 yenmesi ancak Galatasaray’ın sonraki dört sezonda da şampiyon olması gibi. Bu seneki tablo ve sonuçların da ne getireceğini önümüzdeki sezonlar gösterecek.
Rakibimizin de en az bizim kadar değerli olduğunu unutmayalım, futbolun ruhuna sahip çıkalım.

Hiç yorum yok: