18.09.2006
Derbide gülen taraf Galatasaray oldu. İlk beş haftada sadece bir galibiyet alabilen Galatasaray, hafta içinde güzel bir galibiyet alan rakibi karşısında zorlanmasına karşın sahadan üç puanla ayrıldı ve bu sonuçtan sonra Beşiktaş, Trabzonspor’dan sonra ikinci derbisini de kaybetmiş oldu. Bir satranç maçı gibi gelişen, iki takımın da öncelikle savunmayı düşünmesi nedeniyle fazla gol pozisyonu görülmeyen ve son yarım saat iki takımda da yorgunluk görülen karşılaşmanın sonucunu Ümit’in penaltı golü tayin etti ve sarı kırmızılılar haftayı on bir puanla kapadı. Galatasaray’la başlarsak ev sahibi takım bu maçta ilk haftalardan farklı bir oyun sergileyemedi ancak Ali Sami Yen’in atmosferi ve derbi maçın havasıyla maça süratli başladı ve pozisyonların ardından golü de buldu. Hasan’ın yerine Ayhan’la maça başlayan Geretz, forvette Hakan-Ümit ikilisine şans vermişti. Hasan sakatlanınca oyuna İliç girdi ve Ayhan’ın solda oynaması nedeniyle Arda orta sahanın sağına zaman zaman da ortasına geçti ve her bölgede gayet başarılı oynadı. Galatasaray, soyunma odasına skor avantajıyla gidince ikinci yarı öncelikle gol yememeye özen gösterdi. Bu noktada üzerine büyük yük binen Song’un sahanın yıldızı olduğunu belirtmek gerekir. Kamerunlu’nun sezon başından beri yükselen grafiği bugünkü karşılaşmada çok üst düzeydi. Beşiktaş savunması aslında tam Ümit ve Hakan’ın karşılarında olmasını istediği gibiydi. Penaltı pozisyonu da dahil olmak üzere ceza sahasına atılan her uzun top Hakan ve Ümit’in kontrolünde tehlikeli şutlara dönüştü. Galatasaray’ı eleştireceğimiz nokta savunma yaptığı dönemde rakibini az adamla yakalama şansı bulmasına karşın, hızlı hücum oyuncuları olmadığı için bu pozisyonları değerlendirememesidir. Özellikle Şampiyonlar Ligi’nin deplasman maçlarında Galatasaray yine bugünkü gibi başarılı savunma yapmalı ama fırsatını bulduğunda da hızlı bir şekilde kontraatağa çıkabilmelidir. Diğer taraftan yine Beşiktaş’ın savunma zaafları nedeniyle top yapmasına gerek kalmayan ve bu ndenle bu maçı tabiri caizse “kotaran” Galatasaray’ın orta alnada biraz daha topa sahip olarak hazırlık paslarıyla ceza sahsına girmesi gerekir. Önümüzdeki hafta da Trabzonspor ile oynayacak olan Galtasaray rakibine oranla daha hazır ve moralli olması nedeniyle galibiyete yakın görünüyor ancak bir beraberlik de sürpriz olmaz.
Beşiktaş’a gelince... Kara Kartallar’ın çok eleştirdiğimiz savunma zaafları elbette ki İbrahim ve Gökhan’ın oynayamamasından kaynaklanıyor. Onların yerine sahada olan Baki ve Koray hava toplarında gerek boyları gerekse yer tutuşları açısından o kadar etkisiz kaldılar ki Galatasaray’ın her şişirdiği top Hakan ve Ümit’le buluşup tehlike haline geldi. Savunmaya yönük ortasaha oynayan Kleberson bu sene bir türlü vasatı aşamıyor. Hep söylediğimiz M.United’daki gibi basit ve risksiz oynamaya çalışması gereken Kleberson çektiği olur olmaz şutlarla (Fenerbahçe’deki Appiah gibi) takımının pozisyonlarını olumsuz etkiliyor. Orta alanında Richardinho ile başlayan Tigana, bu oyuncuyu Delgado ile birlikte oynatma yanlışından vazgeçmiş görünüyor ama kendisinin gözden kaçırdığı bir gerçek var ki o da hücüm hattında. Beşiktaş’ın forvetleri Nobre ve Bobo, birinin atına karbon kağıdı koyulmuşçasına tıpa tıp iki forvet. Bu oyuncuların top sürme ya da çalım atma gibi becerileri yok ancak son vuruşlarda, özellikle altı pas içinde, etkili oluyorlar. Bu nedenle bu oyunculara bol bol sağdan, soldan hatta ortadan ortalar yapmak gerekir ancak gelin görün ki Beşiktaş’da bunu yapacak en ideal isim İbrahim Üzülmez, bir başka değişle Beşiktaş’da böyle bir oyuncu yok. Nobre ya da Bobo’nun, Delgado ya da Richardinho’nun ara paslarıyla tehlike yaratmakta çok zorlanır. Beşiktaş’da çok kaliteli oyuncular var ancak bu oyuncularmalesef birbirleriyle uyumlu değil. Bu sorunu Tigana nasıl aşar ya da aşamaz onu zaman gösterecek. Önümüzdeki hafta İnönü’deki maçın mutlak favorisi Beşiktaş, zaten Ankaragücü karşınında olası bir puan kaybı Beşiktaş’ın bu senesini de heba eder.
Hafta içinde galip gelmesine karşın, rakibinin gücü göz önüne alınarak, sert şekilde eleştirilen Fenerbahçe, bugün de etkisiz futbolunu Sivas’da sürdürdü ve sahadan bir puanla ayrıldı. Aslında Fenerbahçe bu maçta geçen maçlara oranla daha organize görünüyor, bloklar arası mesafeyi kısa tutarak ve kademe yaparak rakibe gol pozisyonu verilmiyordu. Kezman’ın golüyle skor avantajı da yakalamasına karşın sarı lacivertliler, bu senenin en büyük problemi olmaya aday olan yan toplardan birinde kalesinde beraberlik golünü gördü ve karşılaşama bu skorla tamamlandı. Ligde altıncı hafta geride kaldı ancak Fenerbahçe’nin kadrosu kurulalı sadece üç hafta oldu. Lig başladıktan sonra alınan dört oyuncunun bir anda takıma adapte edilmesinin oluşturduğu tehlike özellikle son maçlarda iyice su yüzüne çıktı. Zira geçtiğimiz üç sezonda Fenerbahçe takımın kemikleşmiş yapısını bozmadan bir ya da iki ilk on bir oyuncusu transfer etmişken, bu sene, hatta sezon başladıktan sonra, tam dört oyuncu alarak oyunculara uyum süresi tanımadı. Aslında Fenerbahçe’nin ayrılan oyunculardan sonra transfer yapması şarttı ama yanlışlık bu transferlerin zamanlaması oldu. Yapılan dört transfer incelendiğinde Edu ve Daivid’in henüz hiç bir varlık göstermediklerini söylemek gerekir. Bu nedenle Ziko’nun bu iki oyuncu yerine ilk on bire Önder ve Tümer’i monte etmesi daha doğru olacaktır. Diğer taraftan genel kanının aksine Lugano ve Kezman’ın doğru transferler olduğu kanısındayız. Lugano’nun bugünkü maçtaki pozisyon hatası kendisine bir kırmızı karta mal olurken yaptığı faulun profosyonelce olduğu bile savunulabilir. Savunma oyuncuları geldikten sonra Fenerbahçe sezon başındaki sürekli saldırma şablonundan biraz daha oturaklı oyun sistemine döndü.Dikkat edilirse Lugano’nun gelişinden sonra Fenerbahçe’de savunma hataları ve rakip takıma verilen pozisyon sayısı azaldı. Dahası Lugano topu oyuna sokmakta da en az Luciano kadar başarılı görünüyor. Elbette Lugano’nun da bazı pozisyonlarda daha çabuk ve dikkatli olması gerekir ve hava toplarında eksikleri var ancak Lugano’nun, herhangi bir sakatlık ya da aksilik olmazsa, Fenerbahçe savunmasında en az iki üç sene ve her teknik adamla çalışacağını düşünüyoruz. Kezman ile Fenerbahçe, isteyerek ya da istemeden, yıllardır özlemini kurduğu forvet tipine kavuştu. Bu futbolcunun başarılı olup olamayacağı bir tarafa Kezman, yıllardır alınmak istenen, hızlı, koşan, mücadele eden; klasik 9 numara bir oyuncu. Verilen para göz önüne alındığında Kezman’ın da performansı yetersiz ancak takımda taşlar yerine oturduğunda ya da bir başka değişle futbolcular birbirine alıştığında Kezman’ın da kalitesi ortaya çıkacaktır diye düşünüyoruz. Fenrbahçe’nin bu seneki en büyük problemi yan toplar. Rüştü, cepheden Avrupa’nın sayılı kalecilerinden biri ancak yan toplarda bir o kadar zayıf. Bu sene yenilen goller incelendiğinde bunların bariz bir şekilde, ölü top ya da yandan yapılan ortalar olduğunu görüyoruz. Bu soruna Ziko’nun acilen bir çözüm bulması gerekir ve bu noktada Edu-Önder değişikliği yine gündeme gelmektedir. Fenerbahçe’nin bugünkü ideal kadrosu şöyle olmalıdır: Rüştü, Ümit, Önder(Can), Lugano, Kerim,önlerinde Mehmet, Appiah, Alex, forvet arkasında Tümer ve ileride Tuncay ve Kezman. Önümüzdeki hafta Konya deplasmanında Lugano’nun da cezası nedeniyle büyük olasılıkla Önder ile başlayacak Fenerbahçe’nin üç puan alması için bugünkünden daha istekli oynaması ve olumlu pas yüzdesini yükseltmesi gerekir. Bu maçın ardından tıpkı Tigana ve Geretz gibi Ziko da koltuğu sallanan teknik direktörler kervanına katıldı. Kulislerde Ersun Yanal ismi söylene dursun, Ziko’nun enteresan bir yönü de ligimizi hiç tanımıyor ve bu nedenle İspanya, İtalya ligi gibi takımların birbirine denk olduğu bir lig sanıyor olması. Sakarya maçından sonra “hala lideriz” açıklaması ya da bugün deplasmanda alınan bir puandan memnun olması bunun en büyük göstergesi. Hatta bugün maç 1-1 giderken oyundan Tuncay ve Kezman’ı aldı ve yanlış anlamadıysak skoru korumaya gitti. Bu nedenle birinin Ziko’ya acilen ligimizin özelliklerini, dört büyüklerin her yerde galip gelmesinin beklendiğini ve galibiyet dışındaki tüm sonuçların puan kaybı kabul edildiğini söylemesi gerekir. Bakalım Lazaroni’den sonra büyük takım hocalarından hangisi önce gidecek ama sezon ortasında yapılan değişikliklerin takımlara fayda getirmediğini kabul etmek gerekir.
Toparlarsak, ligimizde futbol çok yavaş ve kalitesiz oynanıyor. Fizik seviyemiz o kadar kötü ki maçların altmışıncı dakikasının sonraları herkes oyundan düşüyor. Geçen senelerin aksine küçük takımların yabancıları iyi ancak büyük takımların yabancıları vasatı henüz aşamadı. Bu durumun bol bol puan kayıplarına yol açacağına inanıyoruz. Kötü yabancılar nedeniyle takımların uyumsüresi de bir hayli uzuyor. Bugün itibariyle ligimizin en hazır takımı Kayserispor ve fizik kapasitesi en yüksek takımı lider V.Manisaspor. Bu nedenle Avrupa’da en kolay maçlarda dahi zorlanıyoruz. Avrupa demişken kimse hayal görmesin bu sene, savunma yapınca hücum edemeyen, saldırıken geride çok pozisyon veren, kısacası ikisini birden yapamayan bu takımlarımızla Avrupa’da, hangi kupa olursa olsun, başarılı olmamız olanaksız.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder